CHP’de amaç ara seçim değil, gündem değişikliği
- GİRİŞ14.04.2026 08:46
- GÜNCELLEME14.04.2026 08:46
Siyasi tarihimizin en eski numaralarından biri, gündemi değiştirmektir.
Gündemi değiştirmek; özellikle kendi oluşturduğun veya kendi içinde patlayan krizleri örtbas etmek istediğinde devreye giren klasik bir yöntemdir.
Son günlerde CHP’nin ‘ara seçim’ çağrılarını da bu çerçevede okumak gerekiyor.
Anayasa’nın 78’inci maddesi gayet net…
Bir ilin veya seçim çevresinin TBMM’de temsilcisi kalmadığında, herhangi bir karar alınmasına gerek kalmadan, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk pazar günü ara seçime gidilir.
Halihazırda böyle bir durum var mı?
Hayır yok…
81 ilin hiçbiri veya herhangi bir seçim çevresi vekilsiz değil.
Dolayısıyla Anayasa’nın bu otomatik mekanizması şu anda devreye girmez.
Peki ya ara seçim olması için ne olması gerekir?
CHP’nin dile getirdiği ara seçim için Genel Kurul kararı şart.
Bu karar şeklinde olabileceği gibi kanun şeklinde de olabilir.
Anayasa’ya göre genel seçimden 30 ay geçmeden ve yeni genel seçimlere 1 yıl kala ara seçim yapılamaz.
İstisna ise üyeliklerin yüzde 5’inin, yani 30 vekilliğin boşalması halidir.
Bu durumda bile Genel Kurul kararı alınmadan ‘resen’ ara seçim yapılamaz.
Bugün itibarıyla TBMM’de sadece sekiz vekillik boşluk bulunuyor.
Bu sayı ne otomatik ara seçimi gerektiriyor ne de zorunlu kılıyor.
30 vekilliğe ulaşmak içinse en az 22 milletvekilinin daha istifa etmesi lazım.
Ama iş o kadar basit değil.
Sadece istifa da tek başına yeterli değil.
Milletvekilliğinden istifanın kabulü de Anayasa ve TBMM İçtüzüğü gereği Genel Kurul’un kararıyla oluyor.
Genel Kurul istifaları kabul etmek zorunda değil.
Yakın tarihte hem kabul edilen hem reddedilen istifa örnekleri mevcut.
Meclis’te Cumhur İttifakı’nın çoğunluğu olduğunu da hatırlatalım.
Diyelim ki ölüm ve benzeri nedenlerle bir şekilde 30 vekillik boşaldı.
O zaman bile ara seçim için yine Genel Kurul kararı gerekiyor.
Başka hiçbir organın bu konuda yetkisi yok.
1982 Anayasası’nın yürürlükte olduğu 44 yılda, yani 12 yasama döneminde sadece bir kez ara seçim yapılabildi.
O da 1986’da…
Eski TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın milletvekili seçildiği o seçim, istisnai bir olay olarak kaldı.
1994’te ise kabul edilen kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.
Konuyu İstanbul’da gerçekleştirilecek Parlamentolar Arası Birlik’in 152’nci Genel Kurul toplantısı öncesinde dün bir araya geldiğimiz TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a sorduğumda da benzer yanıtları aldım.

Numan Kurtulmuş ayrıca, “TBMM Başkanlığı olarak elimize bir istifa talebi gelirse bizim görevimiz onu yedi gün içerisinde Genel Kurul’a sunmaktır. Karar Genel Kurul’undur” ifadelerini kullandı.
CHP yöneticileri bunları bilmiyor olamaz.
Özellikle de Siirt’te yenilenen seçimi ‘ara seçim’ diye örnek gösterenlerin, o seçimin aslında ‘yenilenen seçim’ olduğunu ve ara seçim niteliği taşımadığını gayet iyi bildiklerini düşünüyorum.
Hukuki gerçekleri bildikleri halde bu tartışmayı ısıtmalarının nedeni ise başka...
Uşak’ta patlayan sevgili skandalları, yolsuzluk iddiaları ve bunların CHP tabanında yarattığı derin kırılma, bakıldığında herkes tarafından rahatlıkla farkedilebilir...
Parti içi huzursuzluk, yerel yönetimlerde yaşanan sorunlar ve tabandaki erimeyi örtbas etmek için en klasik yöntem devreye sokuldu…
Gündemi değiştir, erimeyi durdur!
“Büyük bir süprizimiz var” diyerek ‘ara seçim’ çağrısıyla kamuoyunun dikkatini başka yöne çek, kendi iç hesaplaşmalarını, skandalları ve başarısızlıkları ikinci plana at.
Güzel taktik ama sadece yemeye hazır beklenler için…
Onlar zaten kendilerine CHP’den verilen her şeyi yiyenler…
Afiyet olsun.
Bu, CHP’nin ilk kez yaptığı bir şey değil.
Ne zaman kendi içinde bir kriz çıksa, ya bir ‘darbe’ edebiyatı yapılıyor ya ‘otoriterlik rejimi” sesleri yükseliyor ya da böyle hukuken mümkün olmayan bir tartışma başlatılıyor.
Ama gerçekler değişmiyor…
Ara seçim şu anda ne zorunlu ne de kolayca yapılabilir bir şey…
Genel Kurul’da AK Parti ve MHP çoğunluğu varken, CHP’nin bu çağrısının karşılıksız kalacağını bilmemek için saf olmak lazım...
Asıl mesele; CHP,’nin kendi yarattığı gündemle boğuşmak yerine milletin gerçek gündemine odaklanması olmalıydı…
Ekonomi, enflasyon, emekliler…
Bunlar varken ‘ara seçim’ diye ortalığı karıştırmak, sadece kendi tabanını oyalamak için kullanılan modası geçmiş eski bir taktik olarak karşımızda duruyor.
Halkın gündemi değişmiyor.
CHP’nin gündemi değiştirmeye çalışması ise, kendi krizini örtbas etmeye çalışan bir görüntü vermekten başka bir işe yaramıyor.
TÜRKİYE’DE YAPILACAK PAB GENEL KURULU’NA REKOR KATILIM
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, 15-19 Nisan tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152’nci Genel Kurulu’na ev sahipliği yapacak.
Bu büyük organizasyon öncesi TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile organizasyonun gerçekleşeceği otelde bir araya geldik.
İstanbul’daki toplantıya parlamento başkanı ve milletvekili düzeyinde pek çok ülkeden yüksek katılım olması bekleniyor.
Türkiye’deki Genel Kurul’un teması, “Gelecek Nesiller için Umudu Yeşertmek, Barışı Sağlamak ve Adaleti Temin Etmek” olacak.
Parlamento başkanı ve milletvekili düzeyinde rekor bir katılımın beklendiği 152’nci Genel Kurul’un, parlamenter diplomasi açısından son yılların en kapsamlı ve en yüksek katılımlı toplantılarından birisi olması bekleniyor.
Dün itibarıyla 77’si parlamento başkanı olmak üzere 157 delegasyon ve 800'den fazla milletvekili ile yaklaşık 2500 katılımcı Genel Kurul için kayıt yaptırdığını öğrendik.
Numan Kurtulmuş, “İstanbul’da yapılacak PAB 152’nci Genel Kurul’u, PAB’ın şimdiye kadar yaptığı toplantılardaki katılımın yüzde 35 daha fazlası. Yani çok yüksek. Toplam 2420 kayıt var. 155 delegasyon kayıt yaptırmış. 77 meclis başkanı, 800 milletvekili var dünya parlamentolarından. Çok çok üst düzey bir katılım. İnşallah Türkiye'nin tanıtılması bakımından da etkili bir organizasyon olacak. İstanbul zaten başlı başına bir marka. Filistin’i Destekleyen Parlamentolar Grubu toplantısının ikincisini yapacağız. Geçen yıl ilki İstanbul’da yapılmıştı. 14 ülkeyle başlamıştı, herhalde ikinci toplantıda 30’u aşacaktır” ifadelerini kullandı.
“Katılımın yüksekliğini neye bağlıyorsunuz?” şeklindeki soruya Numan Bey; “İçinde bulunduğumuz dönem türbülansların yaşandığı bir dönem. Barışın sağlanması, parlamenter diplomasinin daha aktif şekilde kullanılması talebi gibi birçok konu üst üste geldi. Bir de İstanbul, tüm bu gelişmeler için çok merkezi bir yer. Endişemiz, eğer savaş sürseydi özellikle bölgemizden ve Asya'dan gelen olmazdı. Ateşkesin varlığı bizim için bir avantaj” yanıtını verdi.
Başkan Kurtulmuş’a; “Katılımın yüksek olmasında Türkiye'nin barış konusunda dünyada üstlendiği rolün de bir etkisi var mı?” şeklinde yönelttiğim soruya da; “Şüphesiz. Bu savaşta Türkiye çok iyi bir yerde durdu. Hem açıkça Amerika ve İsrail'in saldırganlığını telin etti hem de İran'ın savaşı yayma çabalarını doğru bulmadığını ifade etti. Bu, tabii ki uluslararası camiada karşılık buluyor. Hiçbir zaman İran'ı doğrudan suçlayan tutum içerisinde olmadık, o da herkesin dikkatini çekiyor” yanıtını aldım.
Hakikaten öyle Türkiye, Amerika-İsrail ve İran arasındaki savaşta durduğu pozisyon itibariyle soykırımcı ‘İsrail’ dışında dünyada herkesin takdirini kazandı.
Terör Devleti’nin takdirini de ancak teröre destek verenler alır.
Yine bu bağlamda Arap ülkelerinin zarar görmemesi hususundaTürkiye’nin tavrı ciddi anlamda etkili oldu.
Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye doğru çok olumlu bir hava esiyor.
Numan Bey, geçtiğimiz hafta Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin ve Ürdün’ün Ankara büyükelçileriyle Meclis’te bir araya gelmiş.
Büyükelçilerle uzun ve verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerini kaydeden Kurtulmuş, temel meselenin, bölgedeki savaşın bir Sünni-Şii savaşına dönmesini engellemek olduğunu ve Türkiye'nin en temel önceliğinin bu konu olduğunu büyükelçilere ifade etmiş.
İsrail’in istediği de tam da bu değil mi?
İsrail; Sunni-Şii, Arap-İran, Kürt-Türk-Arap çatışması çıkarmak ya da var olan tartışmaları yeniden ateşlemek için çok uğraştı.
Kurtulmuş, meseleyi mezhep üzerinden kaşımak amacıyla yapılan analizlerle ilgili; “Yanlış yapıyorlar. Mezhep meselesi üzerinden bu işi kaşımak yanlış. Bu, Türkiye için bir milli güvenlik sorunudur. Hele böyle bir hassas ortamda… Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bu konuda çok dikkatli davranıyoruz. Cumhurbaşkanımızın duruşu, bizlerin duruşu… Hep birlikte doğru bir yerde duruyoruz. Bu konu en hassas nokta” dedi.
Türkiye’nin çözüm umudunu yeşerten bir ülke haline gelmesi açısından gelinen noktayı görmek için PAB’ın 152’nci Genel Kurulu önemli mesajlar veriyor.
İşe yaramadığı ve göstermelik olduğu düşünülen organizasyonlar yerine Türkiye’de yapılan PAB Genel Kurulu’na rekor bir ilginin olması Türkiye’nin dış politikadaki başarılarının bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
Alanı da detaylı bir biçimde gezdik.
Kusursuz bir hazırlığın yapıldığını gördük.
Emeği geçenleri tebrik ediyorum.
Ferhat Murat / Haber7
Yorumlar2