Yeni Güvenlik Paradigması ‘Suçu Doğmadan Önlemek’
- GİRİŞ28.04.2026 08:56
- GÜNCELLEME28.04.2026 10:46
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi içinde benim de bulunduğum İstanbul’daki medya yöneticisi ve gazetecilerle yaptığı bilgilendirme toplantısında önemli açıklamalar yaptı.
Benim dikkatimi çeken en önemli nokta; Bakan Çiftçi’nin toplantıda açıkladığı ‘Yeni Güvenlik Paradigması’ oldu…

Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanı olmasıyla birlikte ortaya koymayı amaçladığı bu paradigma, Türkiye’nin güvenlik anlayışında köklü bir zihniyet değişimini işaret ediyor.
Klasik yöntemlerin yetersiz kaldığı, suç tiplerinin, suçlu profillerinin ve risk alanlarının hızla dönüştüğü bir çağda, sadece suç işlendikten sonra harekete geçen bir devlet refleksi yerine, tehdidi erken aşamada tespit eden, kaynağını kurutan ve suçu meydana gelmeden önlemeyi esas alan bir yaklaşım…
Bu, gerçekten de ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonuna yakışır bir stratejik sıçrama olarak değerlendirilebilir.
Bakan Çiftçi’nin vurguladığı gibi, dijitalleşme, yapay zekâ, göç hareketliliği, sosyal kırılmalar, aile yapısındaki dönüşüm ve şehir hayatının yeni sorunları güvenlik mimarimizi yeniden şekillendirmeyi zorunlu kılıyor.
Artık ‘suç çetelesi tutmak’ yetmiyor.
Suçu besleyen damarları tespit etmek, çocuk ve gençlerimizi risk alanlarından uzaklaştırmak, veri analizleriyle risk haritaları çıkarmak ve yapay zekâyı etkin şekilde kullanmak gerekiyor.
Bu paradigma için, ‘reaktif olmaktan proaktif olmaya geçişin adıdır’ diyebiliriz.
Açıkçası sağlam veriye, akademik araştırmalara, saha çalışmalarına ve kurumsal hafızaya dayanan bir politika üretimi, uzun zamandır bu alanda ihtiyaç duyduğumuz bir şeydi…
Bu paradigmadaki en önemli vurgunun da güvenlik meselesinin artık sadece Emniyet, Jandarma ve diğer kolluk kuvvetlerinin omzunda taşınamayacağı gerçeğinin kabul edilmesi olduğunu düşünüyorum.
Paradigmada aileden okula, üniversiteden medyaya, sivil toplumdan yerel yönetimlere kadar tüm toplum kesimlerinin ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğinin altı çiziliyor.
Özellikle çocuklarımızın şiddetin, uyuşturucunun ve dijital tehditlerin pençesine düşmeden büyüyebilmesi için bütüncül bir koruma kalkanı oluşturmak, sadece bir güvenlik politikası değil, aynı zamanda medeniyet tasavvurumuzun da gereği olduğunu hatırımızda tutmamız gerekir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen Türkiye Yüzyılı vizyonunda ‘huzurun’ temel sütunlardan biri olması tesadüf değil.
Huzur, operasyon başarısıyla değil, suçu doğmadan engelleyen bir ekosistemle kalıcı hale gelir.
Bu yeni paradigmanın en güçlü yanlarından biri de biz basın mensuplarının ‘paydaş’ olarak görülmesi...
Güvenlik yalnızca sahada kazanılmaz; toplumsal farkındalıkla, doğru iletişimle ve ortak akılla tahkim edilir.
Bu toplantıların daha düzenli, daha istişareye açık bir zeminde devam edecek olması da son derece anlamlı buluyorum.
Klasik güvenlik anlayışının sınırlarını zorlayan bu vizyonu, Türkiye’nin hem bugününe hem de geleceğine güçlü bir yatırım olarak görmeliyiz...
Suçun peşinden koşmak yerine onu besleyen zemini ortadan kaldırmak, gençlerimizi korumak ve toplumun her katmanını sürece dahil etmek…
Sadece hastanedeki tedbirleri artırmaya kafa yormak yerine hasta olmanın önüne geçecek ‘önleyici sağlık hizmetleri’ gibi, sineklerle mücadele etmek yerine bataklığı kurutmak gibi sadece suç işlendikten sonraki süreci ele alan ‘bastırıcı kolluk uygulamalarının’ yanında ‘önleyici kolluk uygulamalarını’ hep birlikte inşa etmeliyiz…
Bunlar, esasen güçlü bir devletin ve sorumlu bir toplumun işaretleridir.
Yeni güvenlik paradigması, ‘güvenli yarınlar’ inşasının somut bir adımıdır.
Umarım konuşulanlar sadece lafta kalmayıp hayata geçer…
POLİS TEŞKİLATI’NA NEFES ALDIRACAK ADIMLAR
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin katıldığımız basın toplantısında yaptığı açıklamalar, uzun zamandır beklenen ve Türk Polis Teşkilatı için hayati önem taşıyan gelişmeleri de öğrenmemizi sağladı…
Yapılacak düzenlemelerin genel çerçevesini televizyon programlarında ben de ifade etmiştim.
Özellikle sahada fedakârca görev yapan polislerimizin kronik sorunlarına yönelik somut taahhütler, hem teşkilatın moralini yükseltecek hem de kamu güvenliği açısından kritik bir rahatlama sağlayacak gibi görünüyor.
Bakan Çiftçi’nin en dikkat çeken açıklamalarından biri, polis okullarındaki 10 bin adayın mezuniyetinin iki ay öne alınması…
Bu ‘taze kan’ın teşkilata katılmasıyla birlikte, uzun süredir tartışılan 12/36 çalışma sistemine geçiş için önemli bir fırsat doğuyor.
Fazla mesai yükü altında ezilen polislerimiz için bu düzenleme hem daha sağlıklı çalışma saatleri hem de hak ettikleri ücrete kavuşma anlamına geliyor.
Maliye Bakanlığı ile yapılan görüşmelerde, 12/36’ya geçilmesi halinde 2027 yılından itibaren fazla mesai ücretlerinin ödenebileceği konusunda mutabakat sağlanmış.
Tabii Strateji Başkanlığı’nın onayı da şart.
Bu süreçte bürokrasinin hızlı ve sorunsuz ilerlemesini umut ediyoruz.
İstanbul özelinde de sevindirici bir gelişme var…
Bakan, İstanbul Valisi Davut Gül ile görüşerek polis teşkilatına lojman sağlamak üzere daire alım planlarını başlattıklarını açıkladı.
Kira yükü altında ezilen, özellikle büyükşehirlerde barınma sorunu yaşayan polislerimiz için bu adım büyük rahatlama olur.
İstanbul’dan başlatılacak proje, zamanla diğer illere de örnek teşkil edebilir.
Ancak Jandarma Teşkilatı ile Polis Teşkilatı arasındaki maaş eşitlemesi konusunda Bakan Mustafa Çiftçi daha temkinli bir tablo çiziyor.
Jandarmanın geçmişteki Genelkurmay’a bağlı askeri statüsünden kaynaklanan farkın giderilmesi için kanuni düzenleme ve ciddi bir bütçe gerekiyor.
İran savaşının getirdiği ek yükler göz önünde bulundurulduğunda, bu sene böyle bir adımın atılmasını gerçekçi bulmadığını belirten Bakan Çiftçi, konunun orta-uzun vadede ele alınacağını ima etti.
Bu, anlaşılır bir gerekçe olsa da sahada aynı riskleri göğüsleyen iki kolluk kuvveti arasındaki maaş adaletsizliğinin bir an önce giderilmesi gerektiği de aşikâr.
Genel olarak bakıldığında, Bakan Mustafa Çiftçi’nin açıklamaları polis teşkilatımıza yönelik somut bir ‘destek paketi’ niteliğinde.
Özellikle mezuniyetin öne çekilmesi ve 12/36 geçişiyle birlikte gelecek fazla mesai ücreti vaadi, yıllardır ‘fedakârlık’ denilerek geçiştirilen taleplere yanıt veriyor.
Lojman hamlesi de cabası.
Elbette bunlar atılacak ilk adımlar.
Bürokrasinin yavaşlığı, bütçe kısıtları ve jeopolitik gelişmelerin yarattığı yükler hepimizi realist olmaya zorluyor.
Ama polisimizin daha motive, daha dinlenmiş ve daha adil koşullarda görev yapması, sadece onların hakkı değil; 85 milyonun güvenliğinin güvencesidir.
Yorumlar2