CHP’de 'el ense' siyaseti ve değişmeyen bencillik
- GİRİŞ12.06.2026 09:12
- GÜNCELLEME12.06.2026 09:12
CHP’de herkes bir sonraki hamlesinin zeminini oluşturuyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun en yakınındaki isimleri partiden ihraç etmek için tedbirli olarak disipline sevk ediyor.
Ancak Özgür Özel’i ihraç etmiyor.
Özgür Özel’i istifaya zorluyor.
Özgür Özel de yeni partinin zeminini oluşturmak, CHP’yi yıpratarak seçmen transferi yapmak ve mücadele şansının bırakılmadığını söyleyebilmek için ‘kovulmayı’ bekliyor.
Kılıçdaroğlu ve Özel yaptıkları hamlelerle birbirlerine el ense çekmeyi sürdürüyor.
İstifa edeceği kulis bilgisinin kamuoyunda dolaştığı esnada Özgür Özel; mutlak butlan kararı sonrası oluşan Parti Meclisi’nde kendisine yakın 28 kişiyi istifa ettirdi.
Böylece CHP Tüzüğü’ne göre acilen kurultaya gitmesi gerektiği Özel’in kurmayları tarafından ifade edildi.
Kılıçdaroğlu’nun kurmayları ise; ortada tedbir kararı olduğundan kurultaya gidilemeyeceğini, Özel’e yakın isimlerin Parti Meclisi’nden istifa etmesiyle, durumda herhangi bir değişiklik olmadığını ve istifaların Kılıçdaroğlu’nun işini daha da kolaylaştıracağını iddia etti.
Oysa Kılıçdaroğlu’nun zaten Parti Meclisi’nde çoğunluğu sağladığı iddia ediliyordu.
Çoğunluğu sağladığı iddia edilen Kılıçdaroğlu’nun, 9 milletvekilini CHP Tüzüğü’nde yer alan madde gereği Parti Meclisi’nden disipline sevk etmesi gerekirken, doğrudan MYK’dan sevk etmesi de Parti Meclisi’nde iddia edildiği üzere çoğunluğu tam anlamıyla sağladıklarından endişe duyduğunu karşımıza çıkarıyor.
Yakından takip edenler bilecektir uzlaşma iddialarının ortaya atıldığı dönemde bunun gerçekleşmeyeceğini, her iki tarafın da böyle bir niyeti olmadığını defalarca aktardım.
Her iki taraf da siyasi hesaplaşmasını ellerindeki argümanlarla gerçekleştirmeyi sürdürüyor.
Ancak net hamleler yapmak yerine ‘etrafından dönme’ stratejisini hayata geçiriyor.
Kemal Kılıçdaroğlu; ‘arınma’ deyip, belediye başkanlarını ihraç listesine hemen koymazken, Özgür Özel’in yakın çevresini ihraç istemiyle disipline gönderiyor.
Maksat; Özel’in kolunu kanadını budamak…
Özgür Özel ise; hukuka takla attırarak hem gitmeden önce çok küçük bir ihtimal olan CHP’yi tekrar alabilme hesabı yapıp öte yandan da yeni parti arayışlarını sürdürüyor.
Bu arada Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Özgür Özel’in Grupbaşkanvekili olduğu dönemde danışmanlığını ve şoförlüğünü yapan isimler gizlilik kararı olan bir soruşturmada gözaltına alınıyor.
Hakikaten artık mesele kabak tadı verip sıkıcı hale gelmeye başladı.
Salı günü grup toplantısında kimin konuşacağını yorumlamaktan sıkılmaya başladım.
Amerika İran’a saldırırken, İsrail etrafımızda barış, huzur ve güvenliği tehdit ederken; uluslararası toplum sessiz bir şekilde durumu izlerken, Netanyahu’nun Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırıları artık Türkiye’yi de tehdit eder noktaya gelirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın grup toplantısında söylediği “Türkiye’nin güvenliği Hatay’dan değil, Halep’ten, Şam’dan, Beyrut’tan başlar” ifadesi gün gibi aşikarken, Doğu Akdeniz’de siyonist kafa farklı hesaplar içinde iken CHP’nin gündeminin bu olmasını artık ciddi ciddi sıkıcı ve bencil buluyorum.
Vatandaşın sorunlarının zaten CHP’de bir mesele yapıldığını yıllardır görmüyoruz.
Mutlak butlandan önce de durum benzer şekilde ilerliyordu.
Başta da söyledim; CHP’de her iki kanat da savaştan en hasarsız şekilde çıkabilmek için sonraki söylemlerinin zeminini oluşturmaya çalışıyor.
Oluştururken de ne ülke gündemini ne de vatandaşı düşünüyor.
Sadece kendilerini düşünüyor.
DERVİŞOĞLU’NUN TUHAF TAVRI
İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yıllar önce dile getirdiği “Rabb’im bana bir gün Kudüs Valiliği’ni nasip etsin” şeklindeki samimi duasını alaya alarak maalesef tam da İsrail’in isteyebileceği ya da onları sevindirebilecek bir üslubu sergiledi.
“Kudüs’e vali bulurlar merak etme, sen bakansın bakan!” derken konunun nerelere varabileceğini neden hesap edemiyor?
Bir Türk siyasetçinin, ümmetin kalbi Kudüs için yapılan bir niyazı küçümsemesi, İsrail’in işgalci zihniyetine benzeyebilecek bir potada bulunması son derece üzüntü verici…
İsrail, Kudüs’ü tekeline almak, Müslümanların ve Türk milletinin oradaki manevi bağını yok saymak için her yolu deniyor.
Mescid-i Aksa’da ezanı susturmaya çalışıyor, Filistinli mazlumları ezerek “burası sadece bizim” diyor.
Dervişoğlu da Bakan Çiftçi’nin kalbinden yükselen o kadim temenniyi ‘karikatürize’ diye etiketleyip “işinize bakın” diye kestirip atarken, adeta Tel Aviv’den fırlayabilecek bir üslupta bu lafı söylüyor.
Kudüs hassasiyetini ‘sataşma’ diye yaftalamak, İsrail’in Kudüs’ü Müslümanlardan koparma politikasının siyasi muadili olarak dahi anılabilir.
Buna dikkat edilmeliydi…
Bir bakanın gençliğinde Kudüs için dua etmesi, bu milletin asırlık davasıdır.
Şam’ın, Halep’in, Karabağ’ın özgürlüğünü gördükten sonra Kudüs’ün de özgürlüğünü görmek istemek bir Türkiye sevdasıdır.
Dervişoğlu bunu alıp “Mülkiyelisin yahu, vali değilsin bakansın” diye tiye alırken, aslında milletin Kudüs sevdasını İsrail’in işgaline karşı savunmasız bırakabilecek bir açıklamaya imza atıyor.
İsrail, Kudüs’teki Müslüman varlığını her fırsatta karikatürize ediyor, camileri basıyor.
Dervişoğlu da bu provokasyonlar ortadayken, bir Türk bakanın manevi arzusunu ‘ülkeyi karikatürize etmek’ diye suçluyor.
Bu üslup, milliyetçilikle bağdaşmaz; aksine, Kudüs davasını sulandıran, İsrail’in ekmeğine yağ süren bir yaklaşımdır.
Gerçek milliyetçi ve vatansever, Kudüs’ü sadece bir valilik makamı değil, fetih hayali olarak görür.
Bakan Çiftçi’nin sözleri tam da budur…
Bir niyaz, bir ufuk, bir dava...
Muhalefet lideri güvenlik sorunlarını eleştirmek istiyorsa somut verileri ortaya koyarak bunu yapabilir…
Çeteler, suç oranları, 18 yaş altı sorunlar…
Bunlar pek tabii tartışılır.
Ama bunu yaparken milletin Kudüs sevdasını İsrail’in diline doladığı gibi aşağılar bir ifadeyle, sorumlu muhalefet değil, İsrail’e methiye düzme noktasına kendisini getirebilir, çok dikkat etmeli
Yorumlar2