Sayın Fakıbaba, deniz bitmeden yetişin

  • GİRİŞ13.09.2017 07:06
  • GÜNCELLEME14.09.2017 07:37

1 Eylül' de av yasağının kalkmasıyla birlikte balıkçılarımız " Vira Bismillah " diyerek denizlere açıldı.

Marmara'ya elli yıl sonra Uskumru balığının yeniden avdet etmiş olmasını saymazsak bu yıl da, şu ana kadar balıkçılarımızın beklentilerine cevap verecek bir sonuç alacağımızı ne yazık ki göremiyorum.

Uzun sayılabilecek bir süre Karadeniz'i  dolaştım.

Fındık'tan sonra bu bölgemizin en önemli geçim kaynaklarından biri olan balıkçılıkla ilgili, işin emekçisi olan bazı kişilerle çeşitli görüşmeler yaptım.

Bütün bunlara baktığımızda öyle görülüyor ki, Türkiye'nin, deniz ürünleri ile ilgili kanun ve yönetmeliklerini yeniden elden geçirmesi gerekiyor.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba'nın av mevsimi başlangıcında kurallara uymayarak, 13 cm'den küçük balıkları avlayanlara verdiği ceza bütün balıkçıların yüreğine su serpmiş.

Fakat bu alanda katedilecek daha çok yol olduğunu da bilmemiz gerekiyor.

Üç bir yanı denizlerle çevrili olan ülkemizde yaşayan binlerce esnaf balıkçılıkla, diğer su ürünleriyle ve bunlara bağlı olarak üretilen mal ve hizmetlerle geçimini sağlıyor.

Eğer bu alanla ilgili, bugünkü yasa ve yönetmeliklerle ve uygulamalarla devam edersek, öyle görülüyor ki çok kısa zaman içerisinde balıkçılığımız bitme noktasına gelecek.

Aldığım notlardan bazılarını sıralayacağım ama en başta yazacağım notu hemen hemen her gittiğim yerde bir şikayet olarak işittim.

Hopa'dan kendisiyle konuştuğum Aslan Reis bu konuyu şöyle dile getirdi: " Altmış yıllık ömrümün çoğunu bu denizlerde geçirdim, geldiğimiz noktan bakınca şunu görüyorum, eğer zaman geçirmeden tedbir almazsak bir iç deniz olan Karadeniz'de önümüzdeki yıllarda balık bulamayacağız.

Balıkçılığımızın en can yakıcı sorunu şu: bizim Karadeniz'de balıkçıların yüzde doksanına yakını küçük esnaftır.

Bugün ortaya çıkan gırgır dediğimiz büyük gemilerle yapılan balıkçılık, bizim küçük esnafın bir yılda yaptığı hasılatı bir kaç saat içerisinde yapıyor. 

Bu dev tekneler, son teknoloji ürünü alet edevatla mücehhezdir ve balığı değil denizi bitiriyorlar.

Karadenizdeki balık türlerinin hemen hemen hepsinin yemi hamsidir. Hamsi olmazsa diğer balıkların üreyip gelişmesi mümkün değildir. Bu dev tekneler ise attığı binlerce metrelik ağlarla küçük büyük demeden denizi kuruturcasına balığı avlamaktadır.

Ne var ki, daha yavru olan bu yüz binlerce ton hamsi telef edilmektedir.

Bu balığın ne kendisi yenecek şekilde karaya ulaşmış ne de diğer balıkların yaşamasın için onlara yem olmuştur ve ne de küçük esnafın tutacağı balık kalmıştır denizde. 

Bu durum sürdürülebilir değildir, Karadeniz'de balığı ve küçük esnafı yok etmektedir.

Esasen okyanuslarda avlanacak bir donanıma sahip olan bu dev teknelerin bizim denizlerimize sokulması bile başlı başına bir sorundur. 

Öte yandan, Karadeniz'de zaten diğer denizlerimize oranla sayıları çok daha fazla olan yunuslar da hamsi balığını tüketmektedir. Bu durumda ileriki yıllarda, Karadeniz'in geçim kaynaklarından biri ve ülkemizin de ayırıcı özelliklerinden biri sayılan hamsi balığını bulmak mümkün olmayacaktır." 

Sadece Hopa ve civarını değil, Karadeniz'i, diğer denizlerimizi mil mil bilen, Türkiye'nin balıkçılığı üzerine kafa yoran Aslan Reis ve diğer deniz emekçilerinden aldığım notlardan diğerleri ise şöyle: 

15 Eylül'den önce Marmara'da lamba yakan, ışıkla balık avlayan büyük tekneler için göstermelik değil gerçek cezalar verilmelidir.

Büyük teknelerin avladığı ince yem balıkları yüzünden denizlerimizde büyük balık kalmayacaktır.

Kaçak avcılık yapan teknelerin çekileceği yedi emin limanları olmalıdır, zira, sahil güvenlik limanlarına bağlanan cezalı tekneler yakılıp bedeli, memurlara ödettiriliyor.

Ayrıca devlet, bunlar için tazminat ödemek zorunda kalıyor.

Üç kasa kaçak balık için verilen ceza miktarı ile on bin kasa kaçak balık için ödenen cezanın miktarı aynıdır, bin üçyüz lira. 

Her denizin kendine göre ayrı ayrı yönetmeliği olmalıdır, çünkü her denizde üreme zamanı, ürün çeşidi, beslenme şartları farklıdır.

Denizlerimizde tıpkı Japonya ve diğer ülkelerde olduğu gibi koruma alanları  oluşturmalıyız, herkes rast geldiği şekilde, önüne gelen yerde avlanamamalı.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve su İşleri Bakanlığının yetki karmaşası balıkçı esnafına zarar veriyor, buna bir son verilmeli.

Son olarak, yine birinci maddeye atıf yapan bir madde ile bitirelim. Balıkçılar, bu büyük tekneli, lambalı ve son teknojiyle donatılmış avcıların kısa zamanda denizlerimizi bitireceğini, hiç değilse diğer ülkelerde uygulanan kota sisteminin getirilmesini istiyorlarlar. 

Ve Fakıbaba'dan umutlu olduklarını, denizler bitmeden Fakıbaba'nın bu konuları çözeceğine inanıyorlar.

Ferman KARAÇAM

fermankaracam@gmail.com

fermankaracam@twitter.com

https://twitter.com/fermankaracam

facebook.com/ferman.karacam

 

 

 

 

Yorumlar3

  • Gürsel Soydemir 6 yıl önce Şikayet Et
    Ülkemizin doğal Varlıkları hepimizin zenginliği
    Cevapla
  • ibrahim özdöl 6 yıl önce Şikayet Et
    Balıkçılık sektörünün sorunlarına değindğiniz için teşekkür ederim. Bir de sınırlı kaynaklarımızdan tarım topraklarına da değinirseniz iyi olur. her yıl toprak kaynaklarımız tarım dışına kayıyor. İlk 4 sınıf tarım toprağı beton alanlarına dönüştü. bu sınırlı kaynağın korunması için Mülga TOPRAKSU benzeri bir kurum kurularak tam yetkilendirilmelidir. Sanayi ve konut sektörüne tarım dışında kalan alanlar önerilmelidir. belediyelerin yetkileri daraltılmalıdır. Bir zamanlar buğday ihracatçısı Arjantin şimdi dırşarıdan buğday almaya mahkum oldular. bu gidişata behemehal dur denilmeli.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • cazgır 6 yıl önce Şikayet Et
    Vallahi biz de Ege'de üzüm çiftçisi olarak Fakıbaba'dan çok icraat bekliyoruz. Dileriz ki bunlarda muvaffak olsun.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat