SDG/YPG yalanları, HEP ve gerçekler
- GİRİŞ04.02.2026 09:03
- GÜNCELLEME04.02.2026 09:03
Anlamak için, anlamaya niyetli olmak lazım.
Eğer anlatılan, anlatanla arasına kalın ve yüksek bir duvar örmüşse Anlatan istediği kadar bağırsın, anlamak istemeyen anlamıyor.
HEP’den ve Kandilden bahsediyorum.
Bu partiyi yönetenlerin başı, eskiden beri Kandil’e bağlı.
Meclise gönderilenlerin hepsi Kandil tarafından belirlenip seçtiriliyor.
Bunu bilmeyenimiz yok.
Fakat bölgemizde taşlar yerinden oynatılıyor.
1916 yılında, İngiliz ve Fransızların, Osmanlı ana unsurları yani, anasırı olan Kürt, Türk ve Arap kavimlerinin aralarını açıp, birbirlerine düşman etmek üzere yaptıkları Sykes-Picot antlaşması ile çizilen sınırlar ortadan kaldırılıyor.
Çünkü bu bölgede karar verici emperyal güç olan ABD, Çin ve Hindistan’ın yükselen askeri güçlerine karşı, Ortadoğu’da parçalı yapı istemiyor.
Özellikle Türkiye’nin NATO’daki önemli rolünü de dikkate alarak, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın yükselen güçlere karşı kendi yananında olmalarına önem veriyor.
Bir adada hapiste olan PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan, içeriden bakarak bu gerçeği görüyor ve Suriye’de, Irak’ta ABD’nin parçalı bir yapıya müsade etmeyeceğini anlıyor.
Ne var ki, dışarıda olan Kandil ve HEP bu gerçeği görmüyor, anlamıyor, duymuyor.
BARZANİNİN AKLINA 80’İNDEN SONRA KÜRT KARDEŞLİĞİ GELDİ
Suriye’de sanal bir “Kazanılmış hak” fırsatçılığı ile kendilerini kandırıyorlar.
Amerika’nın o zamanki kararı ile yani, konjonktürel bir gereklilikle ve yüzde iki-üç nüfusu ile Suriye topraklarının yüzde 33’üne hükmedince, birden çocuksu bir heyecanla devlet hayaline kaptırıyorlar kendilerini.
Bu konuda SDG’den ucuz petrol aldığı için 80 yaşından sonra aklına Kürt kardeşliği gelen Barzani de yanılıyor.
Halbuki Emperyal güçler her zaman yaptıkları gibi sizi kullandılar ve daha sonra kaldırıp attılar.
Bunun tarihi bir gerçeklik olduğunu artık ortaokul öğrencileri de biliyor.
Ama HEP ve Kandil baronları bunu anlamak istemiyor ve hala tüm dünyanın tanıyıp kabul ettiği Suriye’deki meşru lider ve yönetimine HTŞ yalanı ile saldırıyorlar.
Suriye ordusunun ilk günden itibaren Eşrefiye ve Şeyh Maksut’ta açtığı sonrasında bütün bölgelerde uyguladığı insani koridorlara rağmen, “Araplar Kürtleri katlediyor”, yalanını sokaklara taşıyorlar.
Halbuki aşağıda yazacağım şu gerçekleri örtbas ederek, bunların üstünü örterek insanları daha ne kadar kandırabilirsiniz?
Aslında emin olun ki, evvela kendinizi kandırıyorsunuz ve bu hakikatleri haykıranları duymamak için kulaklarınızı kapatıyorsunuz.
BİNLERCE KADIN ve ÇOCUK AÇ-SUSUZ İLAÇSIZ BIRAKILDI
Suriye’de 2011’den 2026’ya kadar 15 yıl içerisinde Aerika, Rusya, İran ve İsrail’in gölgesinde hareket etmek şartı ile, o şiddetle savunduğunuz, ve ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu SDG, DEAŞ’ın hemen sonrasında kontrolüne geçen Hol ve Roj kamplarında tutulan binlerce kadın ve çocuğu aç-susuz bırakmıştır, hastaları ölüme terk etmiştir.
Bu kamplar uluslararası kuruluşlar tarafından “dünyanın en tehlikeli ve kötü koşullu yerleri" olarak tanımlanmıştır.
Öte yandan BM raporlarına göre, SDG’nin kontrol ettiği yerlerde 18 yaş altındaki çocukların silah altına alınması sistematik bir sorun olmuştur.
Birçok kez SDG tarafından "çocuk asker kullanımını durdurma" taahhüdü verilmiş olmasına rağmen, 2024 ve 2025 yılı BM raporlarında hala küçük yaştaki çocukların eğitim kamplarına götürüldüğü belgelenmiştir.
Zorunlu askerlik adı altında çocukların hayatları elinden alınmıştır.
Yine DEAŞ'tan alınan Tel Abyad ve çevresinde Arap köylerine ve oralardaki sivillere karşı SDG her türlü insanlık dışı muameleleri yapmıştır.
Uluslararası Af Örgütü; SDG'nin köyleri tamamen boşalttığını, sivilleri tehcir ettirip evlerine dönmesine izin vermeyerek, bölgenin demografik yapısını değiştirdiğini resmi olarak raporlamıştır.
Bölgeden SDG tarafından zorla göç ettirilen sivillerin evlerine, dükkanlarına ve arazilerine "kamulaştırma" adı altında el konulmuş, tıpkı İsrail’in Filistin’de uyguladığı gibi “Burası artık bizim oldu” diyerek mülk sahipleri kovulmuştur.
SDG, ABD’nin desteği ile kontrolüne geçirdiği bölgelerde, rejimin veya diğer yerel yönetimlerin müfredatı yerine, kendi ideolojisini içeren bir eğitim sistemi dayatmış, gençlerin diplomalarını tanımamış, binlerce gencin ve çocukların eğitim haklarını ellerinden almıştır.
SDG sadece sivil halka değil kendisine muhalif olan, Suriye Kürt Ulusal Konseyi - ENKS gibi Kürt siyasetçilerin de evlerini, ofislerini ve dükkanlarını yakmış, üyelerini tutuklamış veya sürgüne göndermiştir.
Kandilin ve HEP’in hala savunduğu SDG Suriye’de yüzlerce camiyi, ibadethaneyi, okulu ve devlet dairelerini boşaltarak silah ve mühimmat deposu haline getirmiş, bu binaların altlarından kilometrelerce uzunlukta tüneller kazarak sözde savunma hatları oluşturmuş, ABD korumasıyla halkın hakkı olan petrol gelirlerini buralarda harcamıştır.
SDG Amnesty International, Human Rights Watch gibi Uluslararası insan hakları örgütleri, Birleşmiş Milletler raporları ve bölgede kötü muameleye maruz kalan sivil Kürtlerin itirafları ile sabit olmak kaydıyla
Cezaevlerinde, gözaltı merkezlerinde işkence ve yargısız infazlara imza atmıştır.
HEP’in ve Kandilin bütün bunlara rağmen hala, gerçeklere duyarsız kalması son derece art niyetli bir tutumdur.
Ayrıca hem “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedeflerine, hem de Öcalan ve Sırrı Süreyya Önder gibi insanlara karşı samimiyetsizliktir.
Ferman Karaçam
YouTube : youtube.com/c/Ferman Karaçam
Twitter : twitter.com/fermankaracam
Instagram : instagram.com/fermankaracam
Facebook : facebook.com/karacamferman
E-mail : fermankaracam@gmail.com
Web Sitesi : fermankaracam.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol