Emek Dayanışma Bayramı ve Ötesi

  • GİRİŞ06.05.2026 08:44
  • GÜNCELLEME06.05.2026 08:45

Yanlış hatırlamıyorsam, sevgili Prof.Dr. İlhan Kutluer Hocadan okuduğum ve çok etkilendiğim şöyle bir cümle vardı;

“Bütün kitaplar tek bir kitabi daha iyi anlamak içindir” demişti.

Bu sözün sözler içinde gerçek bir değeri vardı.

Bu değerli sözü bin dokuz yüz seksenli yıllarda duymuştum.

O gün, bugündür iyi niyetlerle yazılmış, emek mahsulü her okuduğum kitabın, sonuç itibari ile beni nereye doğru sürüklemeye çalıştığına dikkat ederim.

Bazı kitaplar yolunuzu, gerçekten de direkt olarak “O Tek Kitaba” çıkarıyor.

Bazıları dolaylı çıkarıyor.

Bazı kitaplar da sizi bir hayli yoruyor ama sonuçta yine yolunuz

“O Tek Kitaba” yöneliyor.

Yorulduğum kitaplardan biri genç yaşlarda okuduğum, Engels tarafından yayına hazırlanan Karl Marks’ın iki ciltlik Kapital kitabı idi.

O zamanlar okurken satır altlarını çizerdik.

İkinci cildin sonlarına doğru gelmiştim ki, 1980 ihtilali oldu ve rahmetli Servet Ağabeyim Manisa Akhisar’da memur olarak görev yaparken birçok kitapla ve dergi ile beraber onları da sobaya atıp yakmıştı.

Benim kitap, dergi ve gazete arşivimin çok daha önemli bir kısmını ise yine o meş’um 1980 darbesinde Erzurum’da, merhum kayın validem sobada yakmıştı.

Bu acı hatıralar tabii daha sonra ömür varsa anlatılır.

Marks’ın Das Kapitali beni epey bir meşakkatli ve dikenli yollar katettikten sonra yine “O Tek Kitaba” çıkardı.

Marks’a göre evet, emeğin kıymet hükmü tartışılmaz.

Evet, emek önemlidir, değerlidir,

Bütün bunlar anlatılıyor.

Ama yine de emekle insan arasında bir boşluk ve mesafe kalıyor.

Ve o boşluk dolmuyor, mesafe kapanmıyor.

“İNSAN İÇİN EMEĞİNDEN BAŞKASI YOKTUR”

Tâ ki “O Kitapta” 53. Necm suresinin 39. Ayet-i Kerimesi ile karşılaşıncaya kadar.

Yaratıcımız buyuruyor ki:

“Şüphesiz insan için emeğinden başkası yoktur”.

Birçok mealde necm suresinin bu ayeti yine aynı manaya, fakat dilimize çevrildiğinde biraz farklı ifade edilmiştir, ne var ki, bu şekilde yani, “İnsan için emeğinden başkası yoktur” şeklinde Türkçeye çevirenler de var ve ben, insan-emek ilişkisinde böyle bir mananın daha anlamlı ve doğru olduğunu düşünenlerdenim.

Çünkü, emekle insan arasında kıymet hükmü ifade edecek hiçbir kavram veya değer yoktur.

Mesela alın teri çok kıymetlidir dense insanın aklına şu soru gelmiyor mu?

Ne kadar kıymetli?

Önemli dense, ne kadar önemli, faydalı veya buna benzer ne denirse densin, insanla alın teri ya da emek arasında bir boşluk ve mesafe oluşmaktadır.

Halbuki diğer tercüme şeklinde hiçbir boşluk veya mesafe yoktur; insan ve emek iç içedir, insan varsa emeği, alın teri onunla birlikte vardır.

Bunun içindir ki, varlık sahibi olmanın, canlı olmanın adıdır emek, bir başka adıyla varoluşsal bir hakikat.

AKITILAN ALIN TERİ İNSAN-EMEK İLİŞKİSİNDE AYNI ZAMANDA FİZİKÖTESİ BİR ANLAMI DA İÇİNDE BARINDIRIYOR.

Emeksiz yaşamak mümkün olmadığı gibi, doğru da değildir.

Yaşamanın, canlı kalmanın tek yolunun emekten geçtiğini anlıyoruz böylece.

O sebepledir ki, emeğin karşılığının “derhal” verilmesi, hatta o emek için akıtılan alın teri daha kurumadan verilmesi, Efendimiz (s.a.v.) tarafından ifade edilmiş.

Benim anladığım kadarı ile bu Hadis, sadece fiziki bir anlam içermiyor. Aynı zamanda bize fizik ötesi bir çağrışımın da kapısını aralıyor.

Yani ter ve beden, ter ve ruh varoluşun kimyasındaki birliğin iç içeliğini perçinliyor.

Buna dair bazı örnekler de vardır, mesela Hz. Meryem kıssası.

Yaratıcımız şüphesiz, Hz. Meryem acıktığında ona elini, kolunu kaldırmadan da yiyecek verir, onun açlığını giderilebilirdi.

Oysa sırtını dayadığı, gölgesine sığındığı ve bebeğini kucağına alarak etraftan saklamaya, hem de kendisini gizlemeye çalıştığı ağacı sallayarak, dökülecek meyvelerle karnını doyurması istenmiştir.

Bu noktada emek “çok kıymetli”, “çok önemli”, “çok değerli”, “çok faydalı”...olmaktan ziyade, insanın kendisiyle birlikte var olması gereken, o olmazsa açlıktan ölecek olduğu için hayatiyetle eşdeğerde olması gereken bir eylem olarak karşımıza çıkıyor.

Hz. Meryem’in babasız bir çocuk dünyaya getirdiği için, herkesten utandığını, bu durumda kimsenin karşısına çıkamayacağını ve en azından bir müddet o ağacın korumasına ihtiyacı olduğunu düşündüğümüzde, orada kaldığı süre içerisinde hem kendisinin hem de bebeğinin açlıktan öleceği muhakkaktı, yiyeceğe muhtaçtı.

Ne var ki, bu muhtaçlık ortaya bir “emek” koymadan kendisine verilmemiş, hayatiyetle aynı anlama gelebilecek bir harekete yani, emeğe bağlanmıştır.

Ayrıca Efendimiz’in (s.a.v.) bir yoldan geçerken, yolun kenarında boş oturan birkaç sahabesine selam vermediğini, dönüşte bir şeylerle uğraşan aynı kişilere selam verdiğini ve bunun izahında emeğe vurgu yaptığını da biliyoruz.

Yine, İslam Ansiklopedisindeki Zemzem maddesinde, zemzemin nasıl çıktığı anlatılırken, çölün ortasında susuzluktan ölmek üzere olan Hz. İsmail’in, o sırada bir çocuk olduğu halde “topuklarını birçok defa yere vurması esnasında çıktığı..” da ifade edilmektedir.

EMEK ve DAYANIŞMA GÜNÜ DE GÜZEL AMA “BAYRAM” DAHA ANLAMLI OLABİLİRDİ

Bu ve benzeri örneklerin ortaya koyduğuna bakıldığında bizim yüce dinimiz emek ile yaşamayı, hayatı, varlığı eşdeğer görmüştür.

Daha doğrusu yaratılış, varlık, bir hareketle “can” haline gelmiştir

Nitekim bugün de, canlı organizmanın varlığını sürdürmesinin bir harekete bağlı olduğunu biliyoruz.

Sanırım bu konu bizi değerli kültür, sanat ve eğitimci adamlarımızdan merhum Nurettin Topçu’nun Hareket teorisine de kapı aralayabilir.

Ama yukarıdaki Ayet-i Kerimeden hareketle, şu kadarını söyleyeyim: Emek insanın, varlığını teşkil eden ve onda mündemiç olan akıl, şuur, ruh ve beden kadar insanla iç içe olan önemli bir unsur gibi görülüyor.

Bu sebeple olmalı ki Efendimiz; (s.a.v.) üzerinde, bir başkasının emeği ve alın terinden dolayı maddi bir borcu olan kimselerin cenazesini bile kılmamıştır.

Türkiye’de ilk kez Nisan 2008’de “Emek ve Dayanışma Günü” adı ile bir bayram olarak kutlanmasını ve ülkemizde resmi tatil olmasını sağlayan siyasi zihniyeti tebrik ediyorum.

Belki, “gün” kelimesi yerine “bayram” kelimesi daha anlamlı olabilirdi ama, günümüzde zaten toplumsal algılama onu bayram olarak kabul ediyor ve “Emek ve Dayanışma Bayramı” olarak ifade ediyor.

Emeğinden başka, alın terinden başka hiçbir kazancı mübah görmeyerek, başkalarına ait olana yani, “haram” olana asla el uzatmayan, helal kazanıp, aile efradına da helal yediren bütün ümmetin fertlerinin Emek Bayramını kutluyorum.

Dünya, Gazze’den sonra eskisi gibi olmayacak.

Ferman Karaçam / Haber7

fermankaracam@gmail.com

www.fermankaracam.com

Yorumlar1

  • AĞACAN 40 dakika önce Şikayet Et
    Emeğinize sağılık Sayın Hocam. Rabbim bu Millete bulunduğu, iş gördüğü her alanda Emeği Hakkı İle En İyisini Yapma şuurunu nasip etsin.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat