Dost Olmak Fedakarlığı ve Samimiyeti gerektirmez mi?

  • GİRİŞ20.05.2026 09:07
  • GÜNCELLEME20.05.2026 09:08

Yanlış hatırlamıyorsam aradan beş altı yıl kadar bir zaman geçmiştir.

Bir “dost ortamında” yıllardan beri tanışıklığımız, birbirimize karşılıklı saygımız ve sevgimiz olan ahbap ve arkadaş ortamında Türkiye’nin meselelerini konuşuyorduk.

Birbirimizin fikirlerine karşı olabildiğince acımasız ama, bir o kadar da şahsiyetlerimize saygı çerçevesinde sorunlarımızı tartışıyorduk.

Kendisini sevip takdir ettiğim akademisyenlerden biri bana doğru dönerek, hükümete yönelik şöyle bir görüş beyan etmişti: “Ferman Bey, sizin gibi, bu meselelerin bize göre daha fazla içinde olanların göremediği, görseniz de tarafgirliğinizden ötürü itiraf edemediği bir hakikat var.

Artık bu hakikatın üstünü ne siz, ne de bir başkası örtemezsiniz.

Türkiye iflas etmiştir, bu dediğim en fazla altı ay içinde olacaktır.

Türkiye’nin dış borç yükü, küresel projelere ödemek zorunda kaldığı taahhütleri, esnafın had safhaya ulaşmış olan sorunları, piyasaların durgunluğu, dövizin alıp başını gitmesi ve daha buna benzer sorunlarımızın altından hiç kimse kalkamaz.

Tamam, kabul ediyorum içeride ve dışarıda ikinci Abdülhamit dönemi zorlukları yaşanıyor, gizli-açık bütün Türkiye düşmanları güçlerini birleştirmiş, bu hükümete ve özellikle Erdoğan’a karşı cephe almış durumdadır.

Fakat, yine kabul edelim ki, bugünkü ekonomik yapımızla bu ağır problemlerin altından kalkılamaz, bence, bugünkü yönetim muhalefetle birtakım şartlarda anlaşarak çekilecektir çok yakında...”

İnsan, kimi görüşlere ve fikirlere bakarken, bu görüşleri kimin, nasıl bir kişinin ortaya koyduğunu da doğal olarak dikkate alıyor.

Karşımdaki şahıs Profesör titri olan, yaşını, başını almış, emekli bir Hoca.

Ayrıca, o mecliste onu destekleyen, onun gibi aynı titri taşıyan daha çok kişi vardı.

Böyle olunca bir miktar durmanız, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları yeniden gözden geçirmeniz gerekiyor.

“Benim göremediğim ne var aceba ? diye, düşündüm.

İMF’nin, ZORUNLU TASARRUFUN ve EYT’nin SEBEBİ BU HÜKÜMET DEĞİLDİ AMA…

Geçmişte ve günümüzde yaşanan problemleri mukayese ettim.

Yıllar öncesine gittim.

Geçmişte çok daha ağır ekonomik sorunlar yaşadığımızı hatırladım ve bugün yaşadıklarımızın da onlar gibi gelip geçici olduğunu düşündüm.

Kaldı ki; bunca ekonomik sorunlarımıza rağmen hükümet işçiyi, köylüyü, orta gelirliyi, emekliyi koruyacak çok astronomik bütçeler ayırıyor.

Diğer yandan EYT gibi, emekçinin alın terinin gaspı olan Zorunlu Tasarruf ve İMF borçları gibi, bu hükümetin hiçbir dahli olmayan diğer hükümetlerden kalan çeyrek yüzyıllık kronik problemleri çözüyor.

Elbette hükümet dediğimiz mekanizmanın da insanlardan oluştuğunu ve insanların da hatası, kusuru, yanlışı olabileceğini hepimiz biliyoruz ama, bu hata ve kusurların Türkiye’nin battığına sebep olacak kadar büyük olmadığını da görüyoruz.

Ayrıca ben de her vesile ile yazıyorum; bu hükümetin aile politikasının tamamen yanlış olduğunu, gençlik, kültür, milli eğitim, adalet ve israfı önleme konularında yetersiz olduğunu, ekonomik bakımdan gayretli olduğunu ve ekonominin de küresel sebeplerden dolayı yaşandığını söylüyorum.

Peki bilinmeyen, anlaşılamayan, fark edilemeyen nedir öyle ise?

Görülemeyen ve anlaşılamayan Türkiye’nin gücü.

Türkiye’nin gücünün iyi niyetlilerimiz de, gafillerimiz de, doslarımız da henüz farkında değil.

Bunun farkında olan sadece düşmanlarımız ve bu sebeple bu gücün daha fazla artmaması için ellerinden gelen her türlü hile ve desise ile, yalan ve riya ile engelleme yoluna gidiyorlar.

TÜRKİYE GERÇEKTEN BÜYÜK ve GÜÇLÜ BİR ÜLKE

Altı ay içinde iflas edeceği söylenen bu ülke, şu kadar yıl geçmesine rağmen, bugün içeride ve dışarıda, açık gizli bir sürü düşmanla, hainle savaşıyor.

Sınırları dışında yıllardır savaşlar yürüttü, yürütüyor ve içeride günlük hayat bu savaştan hiç etkilenmeden devam ediyor.

Mevcut yatırımlar devam ediyor.

Yeni yatırımlar yapılıyor.

Birbiri ardına, Yusufeli barajı, İstanbul Hava Limanı gibi dünyanın parmakla gösterdiği küresel projeler hayata geçiyor, savunma sanayiinde düşmanın ödünü çatlatacak silah ve mühimmatlarımız askeri kuvvetlerimizin gücüne güç katıyor.

Bütün dünyayı dize getiren Covit’le akıllıca, bilinçlice ve takdir edilecek bir ferasetle savaştı.

Dost, düşman herkes bu ülkenin ve dönemin Sağlık Bakanının ortaya koyduğu çalışmayı gıpta ile izledi.

Bu ülke, dünya tarihinde ender yaşanan on şehrin aynı anda yıkıldığı bir felaketi, depremi yaşadı ve suhuletle bu şehirleri onarmaya çalışıyor.

Yaklaşık yarım asırdır devam eden PKK problemini çözdü, çözüyor.

Türkiye üzerine yapılan düşmanca kara propagandaların etkisinde kalan, onlara inanan dostlarımız, biraz da Türkiye’nin gücüne inansa ve düşmanlarımızın dümen suyuna girecek yerde, hükümetin yanlışlarını dostça eleştirip, dostça desteklese, kırılıp dağılma ufalanma yerine, birlik ve beraberliğimiz için emek verse, gayret gösterse, bu uğurda, karşıdan gelecek can sıkıcı söz ve muamelelere de azıcık göğüs gerse, tahammül gösterseler inanın her şey bugünkünden daha farklı olacak.

Aklı başında olduğunu “sandığımız dostlarımızın” da bir kısmı tahammülsüz, korkak ve geçmişten hiç ders almamışlar.

İyi niyetli dostlarımızın cesareti, düşmanlarımızın cesaretinin yanında yok denecek kadar az ve hatta düşmanlarımızı daha da cesaretlendirecek, onların eline yeni kozlar verecek kadar cılız ve kötü.

Benzeri dost meclislerinde içten içe başlayan “iyi niyetli eleştiriler” sonuçta küçük küçük bölünmelere, bu da direkt olarak düşmanın veya düşmanla işbirliği yapanların işine yarıyor.

Benzer şekilde bazı dostlarımız boyunlarını başka yönlere kırmak yerine, mevcut olanın kıymetini anlayıp, onun yanlışlarını düzeltmeğe katkı sunsalar veya “bir bölen” olmak yerine sussalar, daha faydalı olacaklar.

Şunca zamandır bölenler yüzünden muhaliflere kazandırılan onlarca belediyede işlenen her günahın vebalinden de, bölenler, sebep olanlar sorumludur.

Peki, altı yıldan beridir hala dimdik ayakta duran bu kadroların sarsılmadığını, ekonomik olarak iflas edip, muhalefetle iktidarı paylaşmadığını görenlerin yüzleri kızarıyor mu?

Ne gezer..!

Zaten üzüldüğüm de bu ya..!

Hala, aynı şekilde, ötede beride güya, dostça sandığımız dillerinden zehir akıtmaya devam ediyorlar.

Oysa hakikatin yolcuları her daim şöyle derler:

Geçmişi Unutmuyoruz.

Bugünü, yarını ve geleceği geçmişin karanlık dehlizlerinde kaybetmeden, geçmişin aynasında tartacak ve yürüyeceğiz.

Ferman Karaçam / Haber 7

fermankaracam@gmail.com

www.fermankaracam.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat