12 Eylül ve Diyarbekir Cezaevinden Bir Mehdi Zana Hatırası
- GİRİŞ13.09.2026 09:03
- GÜNCELLEME13.09.2026 09:07
Mehdi Zana ölmüş.
Mehdi Zana, 20 Aralık 1940’ta Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde dünyaya gelir.
“Bilici” olan soyadını daha sonra Kürtçede “bilge”anlamına gelen “Zana” ile değiştirmiş.
1978 yerel seçimlerinde bağımsız aday olarak girdiği seçimi kazanarak Diyarbekir Belediye Başkanı olmuştu.
Bu görevini üç yıla yakın yapabildi.
ABD’nin “Bizim Çocuklar Başardı” dediği Kenan Evren darbesi olan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin hemen ardından tutuklanarak işkenceleriyle bilinen Diyarbekir Beş Nolu Askeri Cezaevine kondu.
Dün 12 Eylül 1980 Askeri darbesinin 46. Yılıydı.
Bu vesile ile bugün size bir hatıramı anlatacağım.
Mehdi Zana kendisi gibi bir siyasetçi ve dayısının kızı olan Leyla Zana İle 1975 yılında evlenmiş.
Yani, Leyla Zana'nın babası Fahrettin Dağlı, Mehdi Zana'nın annesinin erkek kardeşidir,
Bu evlilikten Ronay adında bir erkek çocukları, Ruken adında bir de kız çocukları olmuş.
Ruken’i bir buçuk, iki yaşlarında annesi Leyla Zana’nın kucağındayken, sevimli bir kız çocuğu olarak hatırlıyorum.
Sanırım şimdilerde 45 yaşlarında olan Ruken’i, daha sonra yeri geldiğinde, bir buçuk, iki yaşındayken cezaevinden nasıl hatırladığımı anlatacağım.
Siyasete genç yaşlarda katılan Zana, Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın
yöneticileri arasında bulundu.
Hakkında verilen mahkûmiyet kararları sebeviyle Diyarbakır, Aydın, Afyonkarahisar ve Eskişehir’deki cezaevlerinde kalmış.
Mehdi Zana, bir süredir tedavi gördüğü hastanenin yoğun bakım servisinde bulunduğu sırada KOAH hastalığı sebebiyle, 29 Ağustos 2026 Cumartesi günü 85 yaşında öldü.
MEHDİ ZANA İLE YOLUMUZ 1983- 1984 YILLARI ARASINDA CAZAEVİNDE KESİŞMİŞTİ
Hayatının çeşitli dönemlerinde toplam 16 yıl cezaevinde bulunan Zana, 1994’ten itibaren yaklaşık 10 yıl İsveç’te yaşadı.
Ekim 2004’te Türkiye’ye dönen Zana, hakkındaki davalar kapsamında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.
Diyarbekir Büyükşehir Belediyesinin eski başkanlarından Mehdi Zana, Ulu Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Yeniköy Mezarlığı’nda toprağa verilmişti.
Mehdi Zana ile yolumuz , 1983-84 yılları arasında Diyarbekir Askeri Cezaevinde kesişti.
Cezaevinde Mehdi Zana tutuklu, ben de, iç emniyet bölük komutanlığında yedek subay olarak bulunuyordum.
Yolu, özellikle o cezaevine düşenler bilirler.
O günler, 12 Eylül cuntasının ülkeyi karanlığa gömdüğü günlerdi.
Ülkemiz, dışarıdan desteklenen bir askeri darbeyle sarsılmıştı.
O cezaevi'ne düşenlerden, hem ansiklopedilere hem de vicdanlara sığmayacak işkenceler olmuştu.
O yıllarda insan aklının almayacağı ve insan ruhunun kabul etmeyeceği ağır bir kötülük Türkiye üzerine çökmüştü.
Ben cezaevinde göreve başladığımda isyan vardı.
Daha sonra bu isyan biraz hafiflemişti ki ardından Adalet Bakanlığı Cezaevlerinde 1983 yılında başlayan ve 1987 yılında tekrarlanan tek tip kıyafet uygulaması başlatmıştı.
Tek Tip uygulaması şuydu:
SADECE MEHDİ ZANA KALDI TEK TİP ELBİSE GİYDİRİLMEYEN
Cezaevinde tutuklu veya hükümlü olan mahkûmların hepsi tek renk ceketle pantolon giyeceklerdi.
Özellikle mahkemeye giderken mutlaka bu elbise giyilecekti.
O dönemde bu uygulamaya cezaevlerinde karşı çıkılmış, bazı cezaevlerinde giyilmemiş, bazılarında isyanlar olmuştu.
Kimi cezaevlerinde duruşmalara tek tip kıyafetler yırtılarak çıkılmış, açlık grevleri yapılmıştı.
Bu eylemler sonucu ölüm olayları da yaşanmıştı.
Diyarbekir Beş Nolu Askeri Cezaevinde de tek tip elbise giydirilmesi kanlı olmuştu.
Koğuş koğuş tutuklu ve mahkùmlar meydana çıkarılıyor, kendi isteği ile tek tip elbiseyi giyenler koğuşlarına götürülüyor, diğerlerine zorla giydiriliyordu.
Sıra Mehdi Zana’nın bulunduğu koğuşa gelmişti.
Mehdi Zana’nın koğuşu benim sorumlu olduğum blokta olmadığı için diğer üsteğmen ve asteğmenler giydiriyorlardı.
Koğuştan başta Mehdi Zana olmak üzere on, onbeş kadar mahkum tek tip elbiseyi giymedi, direniş gösterdiler fakat hepsine dayakla, zorla giydirildi.
Sadece Mehdi Zana kaldı, giydirilemeyen.
Cezaevinde herkesin bildiği, yazılı olmayan bir kural vardı: ünlü olan, tanınan Mehdi Zana ve Rıza Altun gibilere dokunulamazdı.
Çünkü, iki yüzlü Batı Dünyası bir yandan Türkiye’de darbe yaptırıyor, bir yandan da PKK’nın tanınmış, ünlü isimlerine dayak attırmıyordu.
ERKEKSE KENDİLERİ GELİP GİYDİRSİNLER
Cezaevine özellikle İsveç, Norveç, Danimarka, Belçika ve Hollanda dan heyetlerin biri gelip, diğeri gidiyordu.
Heyetler önce Ankara’ya geliyor, yanlarına Genelkurmay’dan bir general alıyorlardı.
Dernek, vakıf ve milletvekili olan bu heyetler, tanınan kişileri koğuşlarından çıkarttırıp, fotoğraflarını çekip, gidiyorlardı.
Türkiye de o heyetlerden çekindiği için Mehdi Zana gibilere dokunmuyordu.
O sırada askerin biri yanıma geldi ve beni binbaşının çağırdığını söyledi.
Gittim, selam verdim ve buyurun komutanım, dedim.
“ Asteğmenim yanına bir manga asker al, git Mehdi Zana’nın tek tip elbisesini giydir,” dedi.
Donup kaldım.
“Komutanım, Mehdi Zana benim blokumda değil,” diyebildim.
Sert bir şekilde emri tekrarladı.
Bir manga asker alıp aşağıya, Mehdi Zana’nın yanına indim.
Mehdi Zana beni görünce, “Neden binbaşıların, üsteğmenlerin, cezaevi müdürünün kendileri gelmiyor da, hiç kıramayacağım birini gönderiyorlar?
Erkekseler kendileri gelip giydirsinler”, dedi.
Biraz tartıştıktan sonra dedi ki: “Giymeyeceğime dair kendime söz vermiştim, ben sırtüstü yatayım, askerler pantolonu taksınlar, daha sonra da ayağa kalkınca, ceketi giydirsinler, fazla direnmeyeceğim”.
Böylece o cezaevinde, isimler yasak olduğu için, “Gözlüklü Asteğmen” şeklinde tanınan ve herkese iyi davranan biri olarak Mehdi Zana benim tarafımdan tek tip elbise giyiminde direnmedi.
Ferman Karaçam / Haber 7
www.fermankaracam.com
Yorumlar2