Kar karşısında “medeniyet”
- GİRİŞ25.01.2026 08:56
- GÜNCELLEME25.01.2026 08:56
Şanlıurfa Havaalanındaki uçağın merdivenlerinden inerken çok hafif bir kar yağışı başlamıştı. Takip eden saatlerde giderek yoğunlaştı.
Ülke TV’deki canlı yayınımızı Şanlıurfa’dan yaptık. Saat 23’de biz yayından çıkarken artık tüm Şanlıurfa karla kaplıydı.
“Olmayacak şey” deniyor ama olmuştu işte. Şanlıurfa yıllardır görülmemiş bir kar yağışı alıyordu. Tüm kentin bir anda kalın beyaz bir örtü ile kaplandığını görebiliyordunuz.
Gecenin ilerleyen saatlerinde uçuşumuzun iptal olduğu haberi geldi. Ekipteki kimi arkadaşlar “olacak iş değil” dediler. İstanbul’a dönebilmek için her yol denendi. DHMİ’ne soruldu, THY arandı… Uçuşlar iptal, kesin bilgi. Başka bir yerden, Gaziantep’ten Mardin’den yahut Adıyaman’dan uçmak için planlar yapıldı .. “Olmadı Adana’ya veya Ankara’ya karayolu ile gidelim” diye konuşuldu.
Ancak kar zaten tüm yolları kapamıştı. Gaziantep ve Mardin yolları tamamen kapalı; Adıyaman’a ise “her an kapanabilir” deniyordu.
Hasılı, kar yüzünden Şanlıurfa’da kalmak bir tür kabus senaryosuna dönüşmüştü!
Ben ise hiç istifimi bozmadım, hiçbir heyecana kapılmadım. Seyahatimizi organize eden arkadaşa “benim otel rezervasyonumu bir gün daha uzatın lütfen” demekle yetindim. Çünkü bazı durumlarda, tabiata meydan okumanın hiçbir anlamı olmadığını biliyordum.
***
Açık diyeyim İstanbul ahalisinin anlamakta hayli güçlük çektiğim bir davranış biçimi var. Taşlı tarlada ayakkabılarının boyası bozulmasın istiyorlar.
Beton duvarlar, mermer meydanlar ve jilet gibi otobanlar arasında o denli steril bir hayatımız var ki kar da yağsa, sel de gelse, zelzele de olsa bunun aksamayacağını, aksamaması gerektiğini düşünüyoruz.
Oysa insanoğlu -2026 senesinde bile- tabiat karşısında bir hiçtir. Yağmur, kar, rüzgar veya güneş… Bazen öylesine şiddetli olur ki öve öve bitiremediğiniz uzay çağı teknolojisi çaresiz kalır. Tabiat ile mücadeledeki gücünüzü bilmek, taleplerinizi de makul sınırlar içinde tutmak önemlidir.
İsveç’in kuzeyindeki kentlerde yılın beş ayı yerden kar kalkmaz. Karayolları da her zaman karla kaplıdır çünkü buz çözücüler, katalizörler falan fayda etmez.
Bembeyaz zeminde karayolunun varlığını sadece kenardaki işaretler yolu ile anlayabilirsiniz. Ancak şehirde hayat durmaz, kış koşullarında akmaya devam eder.
Kış koşullarında… Yani normalde olduğundan daha yavaş. Uçaklar daha az sefer yapar; eş dost gezmesi, alışveriş azalır; dükkanların çalışma saatleri, hatta evde yatıp kalkma zamanları bile kışa göre yeniden düzenlenir…
Çünkü herkes bilir ki kainatın düzeni, insanın “medeniyetinden” kuvvetlidir. Doğanın kuralları ile kavga etmek hiçbir sonuç vermez.
Aynısı Türkiye’deki sayısız yerleşim yeri için de geçerli. Erzurum, bazen yılın yedi ayı karla beraber yaşayan bir kentimiz. Kars, Van, Bitlis, Muş, Sivas, Tunceli, Hakkari, Tokat… Hepsi sert kış koşullarının yaşandığı yerler. Hepsinde hayat yaza ve kışa göre ayrı tempolarda akıyor. Kimse de kış günü yaz konforunu aramıyor.
Çünkü olacak şey var, olmayacak şey var. Daha doğrusu, devlet dediğiniz mekanizmanın limitleri var. İmkansız imkansızdır. Ve bazen bir yolu açabilmek, bir uçağı uçurmak bile imkansız hale gelebilir. Konu sizin yeteneğiniz ile değil, doğanın şiddeti ile ilgilidir.
Evet, medeniyetimiz yaz kış demeden yolları açık tutmaya, hayatın aksamadan yürümesini sağlamaya çalışıyor. Ancak bizim -özellikle metropol ahalisinin- medeniyetten beklentilerimizi bir kez daha gözden geçirmemiz gerekiyor.
Gaffar Yakınca / Haber7
Yorumlar2