Yaşam hakkını savunmayalım mı?
- GİRİŞ06.02.2026 09:00
- GÜNCELLEME06.02.2026 09:02
Önceki gün Yunan Sahil Güvenliğine ait bir tekne, Sakız Adası kıyılarında göçmen taşıyan bir bota müdahale etti.
Ama ne müdahale!
Göçmenlerden en az 15 kişi ölmüştü. Kıl payı kurtulan 25 de yaralı vardı. Tıpkı bir zamanlar Aylan bebeğin başına gelen gibi, bir umut arayışı ile yollara düşen çaresiz insanlar, yolculuğun bedelini canları ile ödemişti.
İlk gelen veriler, Yunan Sahil Güvenliğinin göçmenleri taşıyan şişme bota çarptığını gösteriyordu. Aynı gece bu haberi -hiçbir yorum katmadan- sosyal medya hesabımdan duyurdum.
Olayın üzerinden saatler geçtikçe trajedinin boyutları ve Yunan ordusunun bu işteki kusuru çok daha net görülmeye başlandı.

Miçotakis hükümetine yakın medya kuruluşları ise sorumluları aklamak için elinden geleni yapıyordu.
Yunanistan’ın önemli özel kanallarından Skai televizyonu da bu aklama işine soyunanlardan biri. “Sütte leke var sahil güvenlikte leke yok” türünden, hükümetin açıklamalarını geveleyip duran bir haber yapmışlar.
Ancak haberlerinde bana dokumayı da ihmal etmemişler...!
“Ne alaka” demeyin, akılları sıra Yunanistan’daki Türk karşıtlığını kullanıp “Türk gazeteci böyle diyorsa o zaman tam tersidir” demeye getirecekler! Ucuz bir kurnazlık…
Skai TV, bana atıfta bulunarak şöyle diyor:
Türkiye'de trajediyi siyasi olarak istismar etmek için acele edenler çıktı bile. Bir Türk gazeteci, "Yunan sahil güvenlik ekipleri Sakız Adası açıklarında bir göçmen teknesine çarptı" iddiasında bulundu ; ancak Yunan yetkililerinden gelen fotoğraflar bunun tam tersini gösteriyor ve Yunan devriye botunun hasar gördüğünü ortaya koyuyor.

Öncelikle şu kısmı netleştirelim…. Skai TV’nin beni “yalancı” çıkarmak için kullandığı fotoğraflar tam bir komedi.
Skai TV, tekne gövdesindeki birkaç çizikle Yunan hükümetinin akla zarar iddiasını ispatlamaya çalışıyor. Göçmen botu dur ihtarın uymamış, gelip sahil güvenliğe çarpmış. İnsanlar da bu yüzden ölmüşler!
Ağır silahlar ile donatılmış askerlerin, çoğu kadın ve çocuklardan oluşan silahsız bir grup sivile müdahalesi böylesi korkunç bir sonuç veriyorsa, buna her koşulda “katliam” denir. Çünkü sorumlu davranması gereken elinde silahı ve yetkiyi tutandır.
Üstelik Yunan Sahil Güvenliğinin teknesi 200 beygir gücünde, saatte 50 mil hız yapabilen ve ağır silahlar ile donatılmış kocaman bir savaş aracı. Göçmen teknesi ise 20 beygir motoru olan basit bir şişme bot. En çok 10 mil hız yapabiliyor ve içinde en az 40 kişi var. Bu basit şişme botun askeri tekneye çarpması, ona zarar vermesi vs. Hiç de akla yatkın görünmüyor.
Akla yatkın görünen ise Sakız Adası hastanesindeki cesetlerin durumu ve kazazedelerin anlattıkları.
Ölenlerin önemli bir bölümünde ağır yaralanmalar var. Sarıldıkları battaniyeler kan gölü. Şimdilik kaydedilen kurşun yarası yok ama çok büyük darbe aldıkları anlaşılıyor. Sağ kurtulanlar ise birbirleri ile aynı ifadeyi veriyorlar : “Sahil güvenlik teknesi botumuza çarparak üzerimizden geçti.”
Kime inanmalıyız? Geçmişi benzer olaylarla dolu olan Yunan sahil güvenliğine mi, yoksa can pazarından kurtulan bu zavallı insanlara mı?
Aslında Miçotakis hükümetinin hepimizi ika etmesinin çok kolay bir yolu var. Her sahil güvenlik gemisinde standart olarak bulunan kamera kayıtlarını kamuoyu ile paylaşmak. Ancak ilginç bir şekilde, geminin kamerasının kapalı olduğu söyleniyor. Bu operasyonda gerekmediği için kamerayı açmamışlar! Ne kadar inandırıcı değil mi?
Beni “siyasi istismar” yapmakla suçlayan Skai, acaba hiç mi Yunanistan’da konuşulanlara bakmıyor? Sakız Adasında ve Atina meydanlarında binlerce insan, “katil sahil güvenlik” diye slogan atıyor. Yunan meclisinde bu konu yüzünden yer yerinden oynuyor. Yunan siyasetçiler, hükümeti “Avrupa’nın çıkarları için cinayet işlemekle” suçluyor.
Olayları “bir Türk gazetecinin siyasi iddiası” olarak nitelemek kolay bir numara olabilir ama bu koşullar altında işlemesi pek zor.
Kaldı ki haberinize konu ettiğiniz Türk gazeteci Gaffar Yakınca’yı birazcık tanısaydınız, derdinin Yunan Sahil Güvenliği falan olmadığını bilirdiniz. Sırf muhacir duruma düştüler diye insanların yaşam hakkını bile savunmayacaksak eğer, bizim insanlığımızın ne anlamı kalır?
Son 15 yılda Adalar Denizinin suları sayısız göçmene mezar oldu. Bu cinayetlerin bir kısmı Brüksel’deki seçkin bürokratların emri ile Yunan Sahil Güvenlik tekneleri tarafından işlendi. Kayıtlara geçmiş çok sayıda geri itme ve batırma eylemi var. Türkiye’nin sahil güvenliği bunlardan birine karışsa, emin olun kendi ülkemdeki sorumlulara da aynı tepkiyi verirdim.
Ancak uzun savaş ve göç yıllarında Türk askeri iyi bir sınav verdi. Geri itilen ve batırılan botlardan binlerce insanı kurtardı. Sebebi çok basittir, Türk hükümeti iç siyasetteki tüm baskılara ve ırkçı provokasyonlara rağmen insanlık değerlerinin yanında durmayı başardı.
Aylan Bebek bunun için insanlığa dair evrensel bir semboldür. Karanlık bir denizde umuda kavuşmaya çalışırken hayattan kopan bu zavallı yavrunun fotoğrafı bizim devlet başkanımız Erdoğan tarafından BM Kürsüsüne çıkarıldı ve Avrupalı zalimlerin yüzüne bir tokat gibi vuruldu.

Yunan meslektaşlarımız şunu iyi bilmeliler: Bizlerin bu duruştan daha geri bir ahlaki pozisyona razı olmamız söz konusu olamaz. Ne Türkiye’de ne Yunanistan’da ne de bizi ayıran denizin herhangi bir yerinde.
Gaffar Yakınca / Haber7
Yorumlar4