Gerçeğin hükmü azalırken
- GİRİŞ11.02.2026 08:31
- GÜNCELLEME11.02.2026 08:31
Haftanın ilk yazısında siyaset yazmayı düşünüyordum.
Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde beklenmedik bir şey oldu…
İçinde bulunduğumuz kirlenmiş çağın, her dolayımı aşarak doğrudan insanı hedef aldığını gösteren bir şey….
Kirlenmiş bir çağda, insanın onurlu bir varlık olarak ayakta durmasının çetinliğini, bu mücadelenin tüm güncel tartışmalardan önemli olduğunu hatırlatan bir şey…
Biraz sarsılmış halde, ilk gençlik yıllarımdan beri aklıma ilk gelen sakinleştiriciye yöneldim. İsmet Özel’in kitabını raftan çekip okunmaktan eprimiş sayfalardan birini açtım…
Sen ağlarken azığımız çoğaldı
elledik halkın ağrılarını cesurca
ağlamasan
kök inatla kavramıyor toprağı
boş umutlar içinde pervasız büyüyor kir
ağlıyorsun ihanete karşı şavkıyor pıçak
bir pıçak ki sevgilim, Sürmene işidir.
İsmet Özel, aşağı yukarı 60 yıl önce, 1968’de yazmış bu şiiri. O zamandan bugüne insan malzemesinin aynı kalmadığı kesin.
Artık dünyada her şey eskiye göre daha bol… Daha çok eşya, daha çok para ve daha çok yalanla doluyuz.
Kıtlığını yaşadığımız şey ise insanlık.
“Temiz insanı” savunma iradesi gösterebilecek “büyük insanlık.”
Dört yanımızda daha çok acı, daha çok zulüm yükseliyor. Etten ve kemikten yapılma her insanın gözlerine bu acıdan fışkıran cam kırıkları saplanıyor.
Kalpler ise kaskatı, sanki meşin kılıflarla kaplanmış.
Bunca acıyı dert edecek insanlar nerede dersiniz?
Kim elleyecek, şiirdeki gibi, halkın acılarını?
Büyük öyküleri kim yazacak?
Kimde büyük öykülere katılacak bir parça yürek kaldı acaba?
Ne sağcımızda o kadar merhamet var artık, ne de solcumuzda öyle bir cesaret…
“Adamlıktan nasibini almamış” cesetler diyarındayız şimdi…
Yalandan örülmüş ve yalanla yürüyen bir dünyada yaşıyoruz.
Ve en kötüsü, heyhat…Yalanla kirletilen toprakların gerçeği taşıyacak gücü kalmıyor.
Yalan kavurup geçtiğinde bir yüreği, artık orada gerçeğin erdemi kendine yer bulamıyor.
***
Küfür ediyor, yalan söylüyor, tehdit ediyor, zorbalık yapıyor, çalıyor, hak yiyor…
Neden? Bir hatadır yapmış.
İyi de bunu hep yapıyor? O zaman kişilik bozukluğu var.
Peki ona maruz kalanlar neden ses etmiyor? Belki onlarda da sorunlar var….
Narsisist kişilik, Histrionik kişilik, Obsesif kompulsif kişilik, Sınırda kişilik, Bağımlı kişilik, Şizoid kişilik, Antisosyal kişilik, Kaçıngan kişilik, Bağımlı kişilik, Şizoid kişilik, Şizotipal kişilik, Paranoid kişilik, Mazoşist kişilik, Sadist kişilik, Depresif kişilik, Pasif agresif kişilik…
Ne kadar da çoklar değil mi?
Ancak bunlar kişilik tipleri değil, “kişilik bozukluğu” tipleri.
O kadar geniş bir alanı kaplıyorlar ki neredeyse toplumdaki her bireye bir kişilik bozukluğu denk geliyor!
Öyle ise bu toplumu kim inşa etti?
Her bireye tek tek hasta olma garantisi veren bu düzenin mucitleri, bekçileri, savunucuları kimler?
Eşref-i mahlukat olan insanın, kendini bu hale sürükleyenler ile hesaplaşması gerekmiyor mu?
Yorumlar24
-
Mavera66
19 dakika önce
Şikayet Et
Güncel durumu özetlemişiniz Gaffar bey teşekürler
Beğen
Cevapla
-
Kadir Polat
43 dakika önce
Şikayet Et
Evet, yeni nesil bu marrızlardan pek şikayetçi değil; ya farkında değil yada umursamıyor. Eskilerden de sadece şikayet var, çare,çaba,itiraz yok. Eğer neslinizi sokağa, başka mecralara veya meralara teslim ederseniz sonuçtan şikayet hakkınız olmaz. Her canlı kendi neslinden sorumludur.
Beğen
Cevapla
-
Yavuz
46 dakika önce
Şikayet Et
Ellerine sağlık
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
Barbar
2 saat önce
Şikayet Et
Son yıllarda ülke olarak ne kadar geliştiysek, toplumsal ahlak olarak o kadar battık, çok acı bir durum
Beğen
Cevapla
Toplam 7 beğeni
-
Sami
2 saat önce
Şikayet Et
İnternet,telefon,sosyal medya en büyük tetikçi.
Beğen
Cevapla
Toplam 6 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle