Sevgi neydi?

  • GİRİŞ15.02.2026 08:59
  • GÜNCELLEME15.02.2026 09:00

Dün sevgililer günüydü. Yer gök kalplerle, çiçeklerle doluydu.  İlk nasıl böyle yaygınlaştı hatırlamaya çalıştım ama bulmak mümkün olmadı. Sanıyorum ilk kez 90’ların başında konuşulmaya başlandı. O zamanlar “boyalı basın” denilen medya bu işin başını çekiyordu. Bizim gibi itiraz edip eleştirenler de vardı ama, piyasa bir şeyi kabul ederse onun önünde durmak pek mümkün olmaz.

Belli ki sevgililer günü konusu da benzer bir piyasa kabullenişi ile ödüllendirilmiş. Ticari açıdan faydalı bulunduğu için “gavur icadı” olmasına falan bakılmadan kabul edilmiş.

Şakası bir yana, bu sevgililer günü işine gavur icadı demek pek de abartılı olmaz… Çünkü öykü Romalı Aziz Valentin’e dayanır. MS 3. Yüzyılda yaşayan Valentin, “aşıkların azizi” olarak bilinirmiş.

Hristiyanların Aziz Valetin Günü saydıkları 14 Şubat’ın sevgililer günü diye kutlanmasına ön ayak olan kişi ise İngiliz edebiyatının babası diye anılan şair Geoffrey Chaucer’dir. Chaucer, Kral ikinci Rişar’ın Bohemya Prensesi Anne ile nişanlanması onuruna bir şiir yazmış, buradan da sevgililer günü modası türemiştir. Gerçi şiirde kalpler yerine kuşlar vardır ama, Batı sembolizmindeki değişikliklerle bu kuşlar zamanla yerini kalplere bırakmıştır.

TUHAF BİR DETAY VERELİM…

Bohemya Prensesi Anne, Rişar’la evlendiğinde henüz 16 yaşındaydı. Gerçi Kral da kendisinden bir yaş küçüktü! Talihsiz Anne henüz 28 yaşındayken vebadan öldü. İki yıl sonra Kral Rişar, ikinci karısı Fransa prensesi Isabella ile evlendi. Evlilik tarihinde Rişar 29, Isabella ise 6 yaşındaydı.

Ortaçağda Avrupa hanedanları arasında böyle küçük yaşta evlendirmelere sık rastlanırdı. Hanedan evlilikleri, güç birlikleri, çeyiz ve başlık parası yolu ile iktidarın güçlendirilmesi anlamına gelirdi. Çocuk evliliği alt tabakalarda da yaygındı çünkü özellikle kız çocukları bir tür mal olarak alınıp satılabiliyordu.

Her neyse… Bu sevimsiz tarih detaylarını bir yana bırakıp bugüne dönelim…

Sevgi, insanoğlunun yaratıldığı günden beri bildiği bir duygu. Ancak özellikle kadın ile erkek arasındaki sevgi -veya aşk- söz konusu olduğunda tartışmanın sonu gelmiyor. Tüm edebiyat, sinema, müzik, astroloji, TV dizileri… nerdeyse hepsi bunun üzerine. Güzellik, dürüstlük, ihtiras, para, asalet, karakter, kıskançlık, letafet, yiğitlik… Sevgi pek çok kavramla içi içe anılıyor. İnsanlar bu işin sırrını çözebilmek için hatırı sayılır bir emek harcıyor.

KASABALI BİR ADAM

Ben de insan ilişkilerini anlatan sayısız roman okudum, film izledim ama, bu konuda beni en çok etkileyen küçük bir gazete haberiydi. 2014 yılının Şubat ayında İsveç’teki Sala kasabasının yerel gazetesi Sala Allehanda’da çıkan bir haber…

İsveç’teki tüm gazeteler, vox-populi yayınlamayı severler. Vox-populi, gazetecilik terminolojisinde “halkın sesi” demek, “vatandaş ne diyor” köşeleri vardır ya, onlar işte. Zaten sordukları sorular genelde ot-böcek olduğu için aldıkları yanıtları sansürlemeleri de gerekmez, olduğu gibi koyarlar.

İşte bu Sala Allehanda gazetesi de soru soruyor insanlara, “hafta sonu ne yapacaksınız?” diye. Onlar da şuradan buradan yanıt veriyorlar. Genelde sade suya tirit cevaplar. Sözünü ettiğim haber de bunlardan biri.

Muhabir, 87 yaşındaki Nils Lindfors’a “hafta sonu ne yapacaksınız” diye soruyor. Yaşlı adam, gayet doğal bir şekilde şöyle cevap veriyor: “özel bir planım yok, karımı iki yıl önce kaybettim, her gün yaptığım gibi  hafta sonu da onun mezarını ziyarete gideceğim.”

Yaşlı adamın bu cevabı, o zamanlar tüm İsveç’e yayılmış, tanıdık bir gazeteci de kendisi ile röportaja gitmişti. Nils Amca utangaç biri, ağzından pek bir şey çıkmıyor. Karısı Mimmi ile 60 yıl evli kalmışlar, “birbirimizi sevdik, saygı duyduk, çok mutluyduk, karım hayatımda bana sadece bir kez bağırdı o da el şakası yaptığım için” diyor.

SÖZ VERMEK

Aslında diğerlerinden pek de farklı bir öykü değil. Farkı, Mimmi Teyze öldükten sonra Nils Amca’nın her gün -evet istisnasız her gün- onun mezarını ziyarete gitmesi. Gazeteci de asıl bu konuyu soruyor: “neden her gün Mimmi’nin mezarını ziyaret ediyorsunuz?” diyor.

Nils Amca’nın cevabı gerçekten sarsıcı. “Çünkü” diyor yaşlı adam “söz verdim”.

Sevdiğine verdiği sözü tutmak için her gün kuru bir mezarı ziyaret eden bu ihtiyar, sanırım bize sevgiye dair önemli bir ders veriyor. Nils Amca, “özlediğim için, unutamadığım için, hatırasına duyduğun saygı için” gibi cevaplar da verebilirdi. Ki hepsi sevgi ile ilgili son derece güzel sebepler olurdu.

Ancak Nils Amca’nın gerekçesini tüm bunlardan ayıran bir nüans var. Bunların tamamı insanın kendisine dair bir duyguyu ifade ederken, “söz vermiş olmak” tam aksine, karşıdaki insanı merkeze alıyor. Ölmüş de olsa onun hakkını gözetmek için yapılan bir eyleme denk düşüyor. Nils Amca, sevdiğine, o öldükten sonra bile emek vermeye devam ediyor…

Doğrusu, burada beraberliğin ne kadar sürdüğünün de bir önemi yok. Önemli olan verilen bir sözün tutulması. Sokak ağzı ile söyleyelim, “Nils Amca, adamlığın kitabını yazıyor.”

Evet sahi, sevgi neydi dersiniz?

Yorumlar4

  • MARKETİNG 31 dakika önce Şikayet Et
    Özünde Anneler, babalar, sevgililer, öğretmenler, falan filan günleri Mevsim ve sezon değişimlerinde Kapitalizmin elinde kalabilecek tapon malları indirim yapıp iteleme yöntemidir
    Cevapla
  • Alperen 50 dakika önce Şikayet Et
    Ah be abi burnumu sızlattın.Artık herşeyi susturup adamlığı dinlemeliyiz…O adamları aramalıyız.Esas sevgili de onlar…İnsanlığın namusu onuru haysiyeti şerefi onlar…Eşref-i mahlukat onlar….
    Cevapla
  • Garip bir yolcu 54 dakika önce Şikayet Et
    Sevgi karşındaki insanın benliğinde yok olmaktır
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Hikmet Yaman 1 saat önce Şikayet Et
    Ey sevgili gelme, bitmesin bu özlem Karanlığıma doğacaksan istemem mehtap kal Dokunma,kalsın dudaklarım öylesine çatlak Yağacaksan yangınıma yağma,orada kal. Hikmet Yaman
    Cevapla Toplam 5 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat