Katliamın gazetecileri
- GİRİŞ11.03.2026 09:51
- GÜNCELLEME11.03.2026 09:51
İsrail, Gazze’de okulları, hastaneleri, camileri bombalarken “altlarında Hamas’ın cephaneleri, tünelleri var” diyordu. Modern zamanların en korkunç soykırımı işte böylesi rezilce bir yalan üzerine inşa edildi.
Soykırımcı İsrail’de bile itiraz edenler çıkmış, dünyada bir tek Epstein çetesinin en sapkın Siyonistleri bu yalana ortak olmuştu. Doktorlar, bombalarla ölen hastaların cenazeleri arasında seslerini duyurmaya çalışıyor, kimi vicdansızlar ise “hastanenin altında silah varmış” diyerek soykırımcılara uşaklıkta yarışıyordu.
Biz yaşarken, gözlerimizin önünde oldu her şey….
Gazze Soykırımından geriye tamamen yıkılmış hastaneler, okullar ve on binlerce çocuk cenazesi kaldı. O uydurma gerekçe de soykırım yalanları müzesinin en büyük alçaklıklarından biri olarak yerini aldı.

Soykırımın maşeri vicdanda açtığı yara o kadar büyüktü ki insanlık kendisinden utandı. İsrail, dünyanın her köşesinde lanetlendi.
Sivil yapıları bombalamak için uydurulan “altında cephane var, tünel var” türünde bir yalanın bir daha söylenebileceği ise kimselerin aklına gelmedi. İran’da çocukları öldüren ABD ve İsrail bile bir kez daha böyle rezil bir gerekçeye sığınmayı akıl edemedi.
Ta ki Türkiye’den bir “gazeteci” katillerin imdadına yetişene kadar….
Aşağıdaki satırları Nevşin Mengü’nün Nefes Gazetesindeki köşesinden aynen alıntılıyorum:
“Şu anda büyük kentlerde düz vatandaşlar, evde kalmaya gayret ediyorlar. Meskun mahaller henüz güvende. İranlılar diyorlar ki, “Biz bu savaşla beraber Devrim Muhafızlarının bütün başkenti bir askeri üsse çevirdiğini öğrendik. Kentin bütün altının bir gizli sığınağa dönüştürülmüş olduğunu, bu sığınağa camilerden hastanelerden girişler yapılmış olduğunu öğrendik (….)”
Nevşin Hanım, İran’a ne zaman gitti, İranlılar ile ne ara konuştu bilmiyorum. Şu anda İran sahasında görev yapan pek çok Batılı gazeteci var. Hiçbirinden böyle bir haber işitmedik. Belli ki Nevşin Hanım’ın kulakları Amerikan radarı misali, iki bin km öteden daha iyi haber alıyor!
Amerikan bombası ile bedenleri paramparça olan kız çocukları için tek kelime etmemesi de olayı duymamasından değilmiş, başka bir sebebi varmış… Meğer, imzasını, yazacağı bir yazının altına değil de katil bombaların üstüne atasıymış… Aferin işte, biraz gecikmeli de olsa o bombaya o imzayı atmayı başarmış. Bravo Nevşin Hanım’a, bombayı atan pilot kadar değilse de onun da katliam çorbasında bir tuzu olmuş…

Eh be İranlı anneler… Sizinki de iş mi yani? Neden çocuklarınızı tünellerin üstüne oturtuyorsunuz? Sonra Trump amcaları, Netanyahu amcaları o çocukları yüz parçaya bölerek öldürmek zorunda kalıyor?
Nevşin ablaları da o çocuklar ölsün istemez şüphesiz ama, çocuklarınızı yanlış yere koyuyorsunuz ey İranlı anneler…! Tıpkı Gazzeli anneler gibisiniz, hiç söz dinlemiyorsunuz, altında tünel mi var bakmadan okula, hastaneye, camiye falan gidiyorsunuz. Çocuklarınız öldü, bari bundan sonra Nevşin’i dinleyin; çarşı pazara, hastaneye falan gitmeyin ki siz de ölmeyesiniz!
Bunca yıllık ömrümde gazetecinin savaştan yana olanını gördüm.
Gazetecinin emek düşmanı, kadın düşmanı, doğa düşmanı, hak düşmanı olanını gördüm.
Gazetecinin faşistlik, ırkçılık yapanını bile gördüm….
Ama bir gazetecinin bu denli çirkin bir işe kalkıştığını, küçücük çocuklara, kadınlara yönelen katliam bombalarına adres gösterdiğini hiç görmemiştim.
Yalan söylemek ayıptır. Soykırıma, katliama kılıf bulmak için yalan söylemek ise daha büyük ayıp. Gazetecilik mesleği, siyasi görüş hepsi bir yana… İnsan olmak asgari bir vicdana, merhamete sahip olmayı gerektirir.
Elbet bir gün her savaş gibi bu savaş da bitecek. İran’da nasıl bir yönetim olursa olsun halk yaralarını saracak… Biz kalem sahipleri ise 10 yaşına basmadan öldürülen kız çocukları karşısında söylediklerimizin onuru veya utancı ile baş başa kalacağız.
Gaffar Yakınca / Haber7
Yorumlar3