Tasarruf ve Geçiş Ülkesi Çelişkisi

  • GİRİŞ22.04.2026 08:35
  • GÜNCELLEME22.04.2026 08:35

Yatırım Danışmanı Mert Başaran, ilginç bir örnek vermiş: 2005 yılında Renault Clio marka otomobil alan bir kişi bu para ile otomobil değil de altın alsaymış bugün 8 milyon lirası olacakmış. Otomobilin bugünkü değeri ise 300 bin lira. Başaran, bunu iktisattaki “fırsat maliyetine” dair bir örnek olarak sunuyor ve “her seçim bir vazgeçiştir” diyor.

Kullanım değeri gibi bazı değişkenleri ihmal ederek sadeleştirme yaptığı açık, ancak mantığı doğru. Çünkü asıl maksadı, -her zaman yaptığı gibi- mütevazı yaşamanın ve tasarruf etmenin önemini vurgulamak.

Ancak Başaran’ın bu gönderisi, büyük bir tartışmaya yol açtı. “Parayı mezara mı götüreceğiz" diyerek eleştirenler oldu.  “Hep biriktir diyorsunuz, kahve de mi içemeyelim, tatile de mi gitmeyelim” diye isyan edenler bile vardı.

Aslında, Başaran’ın açtığı bu tartışma, zaman zaman anlatmaya çalıştığım "GEÇİŞ ÜLKESİ ÇELİŞKİSİ" kavramına güzel bir örnek.

Kısaca izah edeyim:

Gelişmiş ülke ile az gelişmiş ülke arasındaki fark, genellikle tüketim alışkanlıklarında ve gündelik yaşamda aranır. Evet, gelişmiş ülkeler daha kaliteli yaşam koşullarına sahiptir. Daha düzenli şehirler, daha güzel sokaklar, daha gelişkin bir altyapı, daha kaliteli evler, daha iyi beslenme, daha iyi eğitim vs.

Ancak gelişmiş ülkelerdeki "daha kaliteli yaşam koşulları" bir sebep değil sonuçtur. Neyin sonucu? Tabii ki 'gelişmiş olmanın', yani kalkınmanın bir sonucu.

Dolayısı ile gelişmiş ülke ile az gelişmiş ülke arasındaki asıl farkı çok daha başka bir yerde, gelişmeye sebep olan faktörlerde aramak gerekir.

Kalkınmanın (veya gelişmenin) bağlı olduğu pek çok faktör arasında belki de en önemlisi TASARRUF EĞİLİMİ'dir. Gelişmiş ülkeler ile az gelişmiş ülkeler arasındaki en önemli fark da bununla ilgidir.

İktisatta tasarruf eğilimi (propensity to save), bireylerin veya toplumun elde ettiği gelirin ne kadarını harcamayıp biriktirdiğini gösteren orandır. Basitçe, gelirin tüketilmeyen kısmının gelire oranı olarak tarif edilir.

 Genel bir prensip olarak tasarruf yatırıma, yatırım sermaye birikimine ve sermaye birikimi de ekonomik büyümeye yol açar.

Ekonomide tasarruf denilince sadece bireylerin değil, şirketlerin ve kamunun da tasarrufları anlaşılır. Ancak, gelişmiş toplumlarda -bir gösterge olarak- genellikle bireylerin tasarruf eğilimleri de yüksektir.

Bireylerin tasarruf eğilimi "hane halkı tasarruf oranı" ile ölçülür. Ortalama hane halkı tasarruf oranı, örneğin Almanya'da %19, Fransa ve Hollanda'da %18, İsveç'te %19 civarında seyreder. Türkiye'de ise bu oran %10 civarındadır.

 Fakat, son birkaç yılın verisi ile "tasarruf eğilimi" tespiti yapmak bizi yanıltır. Doğrusu, bu toplumların özellikle son 100 yıl içindeki tasarruf eğilimlerini dikkate almaktır. Bunu yaptığımızda tüm gelişmiş ülkelerin uzun yıllar boyunca "çok yüksek" tasarruf eğilimine sahip olduğunu görürüz.

 Bu gerçek, ortaya çıkan sonuçlardan da okunabilir: Malum, bireysel tasarrufun sonucu kişisel servettir. Gelişmiş ülkelerdeki KİŞİSEL SERVET (hane halkı birikimi) az gelişmiş ülkelerdeki ile kıyaslanamayacak kadar yüksektir. (İsteyenler arama motorlarına "private wealth" yazıp bakabilir.)

 Şöyle bir itiraz gelebilir: “Gelişmiş ülkelerin yüksek tasarruf eğiliminin bir sebebi de zaten tasarruf edecek kadar çok para kazanmalarıdır.” Evet, bu doğrudur. Daha çok para olunca ihtiyaçlardan geriye bir miktar kalması çok daha kolaydır. Ancak bu durum, tasarrufun aynı zamanda gelişmenin bir sebebi olduğu olgusunu ortadan kaldırmaz.

 Tavuk mu yumurta mı sorusunun yanıtı için ise Çin ve Güney Kore'ye bakmak gerekir. Bu iki ülke Batı'ya göre geç kalkınmış ülkeler. Ortak özellikleri ikisinde de hane halkı tasarruf eğiliminin "çok yüksek" olmasıdır.

Başa dönelim...

Gelişmiş bir ülke ile az gelişmiş veya gelişmekte olan bir ülke arasındaki en önemli fark tasarruf eğilimidir. Gelişmiş ülkelerin gerçek gücü, gündelik harcamalarda değil biriktirdikleri servette yani tasarruflarında gizlidir. Daha kaliteli bir yaşama ulaşabilmelerinin sebebi tasarruf ve birikime verdikleri önemdir.

Türkiye gibi ülkeler, GEÇİŞ ÜLKESİ olarak tanımlanabilir. Ne az gelişmiştir ne de gelişmiş. Bazı iktisatçılar, bu ülkeler için "gelişmekte olan" diye bir tabir uydurmuştur. Ama gerçekte tüm ekonomiler gelişmektedir. Daha doğru adlandırma belki "orta gelir ülkesi" olabilir.

Fakat benim "geçiş ülkesi" dediğim, sadece ekonomi ile değil, kültürle de ilgisi olan bir şey. Biz, orta gelir kuşağında olmamıza rağmen günlük kültürel çerçeve ve tüketim referansı anlamında zengin Batı'nın bir parçası gibiyiz. Batının tüm alışkanlıkları, tüm ürünleri, tüm kültürü hemen hemen aynı hızla bizde de ortaya çıkıyor. Ancak bizde Batılı ülkeler ile aynı düzeyde üretim ve gelir yok.

Bunun doğal sonucu, zaten az olan kazancımızı Batılı yaşam biçiminin oyuncaklarına harcamak oluyor. Cep telefonları, bilgisayarlar, TV'ler, otomobiller, markalı giysiler, pahalı yeme-içme alışkanlıkları, tatil ve sosyal yaşam adetleri... Bunların hepsi çok güzel şeyler ama bizim "birikim ve üretim düzeyimiz" ile uyumlu değil.

 Yüzü -doğal olarak- Batı'ya dönük olan genç nüfus, tüm gelirini bu yaşam biçimine yatırarak kendini daha konforlu daha mutlu hissediyor. Öte yandan tüm bir geleceğini ipotek altına aldığının farkına varmıyor.

 İnsan tabii ki tüketmeden yaşayamaz. Daha konforlu bir hayat istemek de ayıp değil. Ancak daha konforlu bir hayatın yolu hem bireysel hem de toplumsal tasarruftan geçiyor. Biriktirmeyi bilmeyen toplumlar yoksulluk sarmalından kurtulamıyor. Dünyanın en zengin uluslarının aynı zamanda şatafattan en uzak, en mütevazı toplumlar olması bir tesadüf olmasa gerek. 

Yorumlar12

  • Murat1071 2 saat önce Şikayet Et
    Ülkemizde eskiden tasarrufu anneler yapardı.Baba çalışır ,anne çocuklarla ilgilenir,evin işlerini yapardı.alış verişleri uyguna getirir kalan üç beş kuruşu kenara atardı.O zamanlar şimdiki gibi tüketim çılgınlığı da yoktu. Fakirdik sabah sofrada ,bugün alamadığımız domates,biber,köy peyniri olurdu.Anneler işe gidince tasarruf bitti. çocuklar, mutfak ,sahipsiz kaldı.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • Doğrusöz 2 saat önce Şikayet Et
    Dünyanın en zengin uluslarının sömürü geçmişlerini de yadsımamak gerekir. Geçmişlerinde sömürgecilik, yağmacılık, savaş ve göz yaşı vardır. Osmanlıyı diğer imparatorluklardan ayıran nokta bence burasıdır.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • misafir 2 saat önce Şikayet Et
    enflasyonu da yükseltiyor bu harcama tarzı...
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Yener 2 saat önce Şikayet Et
    Harcama yapılacak yerli ürünler olmalı. Harcama yapılırsa para yaşamı destekler, biriktirme olursa hayat durur.
    Cevapla
  • bilgece 2 saat önce Şikayet Et
    Bizde kurumsal tasarruf yok maalesef. Plansızlık israfa yol açıyor. Örn. Nüfus azalırken işletmesi zor devasa okullar yapılmaya başlandı.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat