Bir kör, bir topal
- GİRİŞ02.08.2026 09:13
- GÜNCELLEME02.08.2026 09:13
Bekir Hoca ile Kaz Dağı’nın eteğindeki bahçede oturuyoruz. Yukarı köylerdeki orman yangınları yeni söndürülmüş, rüzgar hala biraz yanık kokusu getiriyor.
“Ucuz atlattık Hocam” diyorum.
“Allah’a şükür” diye cevaplıyor.
Hoca, Kaz Dağı’nın tarihini anlatırken, sesi kapalı televizyonda Trump - Netanyahu görüşmesinin görüntüleri beliriyor.
İkimiz de Netanyahu’yu gördüğümüzde duyduğumuz mide bulantısını gizleyemiyoruz. Hoca’nın yüzündeki ifadeden bu herifin adını anarak ağzını kirletmek istemediğini anlayabiliyorum.
Hemen önümüzde en az iki yüz yaşında bir zeytin ağacı var. Hoca başını o yana çevirip susuyor. Sanki gözlerini ve ruhunu gördüğü pislikten arındırmak istermiş gibi bir hali var.
Bir süre sonra sessizliğini bozuyor.
“Timur’a Timur-i Leng derlerdi, Farsça Aksak Timur anlamında” diyor.
Ben, “nereden çıktı şimdi bu” diye düşünürken Hoca devam ediyor:
“Rivayete göre, Sistan’da paralı askerlik yaptığı zamanlarda bacağından okla yaralanmış, sol ayağı topal kalmış. Aksak Timur demelerinin sebebi bu.
Yıldırım Bayezid’in ise 1396’da Niğbolu’da sağ gözünden yara aldığı ve o gözünü kaybettiği söylenir.”
Can kulağı ile dinliyorum. Bekir Hoca, cümleler arasında uzun aralar vererek sakin sakin devam ediyor:
“Ankara Savaşı’nda Bayezid, Timur’a esir düşüyor.
Bu olay, tüm Osmanlı tarihi boyunca ilk ve son kez bir padişahın esir düşüşü.
Yıldırım Bayezid ve Timurlenk, karşı karşıya otururlar.
Timur gülmektedir.
Yıldırım… Yani Niğbolu’da son büyük Haçlı Seferini paramparça eden komutan…
Esir düşmüş olmanın ızdırabı içinde, Timur’un gülmesini kendisine yönelik bir aşağılama zanneder.
‘Ey Timur, Benim düştüğüm şu hale mi gülüyorsun’ diye sorar
Timur, ‘hayır ona gülmüyorum’ diye cevap verir ve devam eder:
‘Allah, şu dünyayı senin gibi bir kör ile benim gibi bir topala bıraktı ya, işte ona gülüyorum’”
Bekir Hoca, sözlerini bitirince, bu sefer kendisi gülümseyerek tekrar yaşlı zeytin ağacına bakıyor.
Bir yandan “Vay be… Gerçekten ilginç olaymış….” diyorum, öte yandan Hoca’nın neden bunu anlattığını düşünüp soran gözlerle ona bakıyorum.
Gülümsemesini kesmeden “Rivayet bunlar” diyor Bekir Hoca, aklımdan geçenleri okumuş gibi…
“Tarihte böyle bir görüşmeye dair kayıt yok fakat öyle anlatılır. Timur’ın Bayezid’i kafes içinde şehir şehir gezdirdiği falan da uydurmadır. Ama halkın dilindeki öykü budur…
Çünkü karanlık çağları izah etmek için kaderin felaketlerine ihtiyaç duyarız.”
Bekir Hoca, her zamanki gibi kısa konuşup susuyor. Yorumu bana bırakıyor. En eski öğrencisinin kavrayışına güveniyor …
1402 Ankara Savaşı, Anadolu için bir felaketti. Ehl-i Salib’in pençesini kıran “Yıldırım” Padişah esir düştü, bir yıla kalmadan da -henüz 48 yaşında iken- hayata gözlerini yumdu. Küçük Asya, tam 11 yıl sürecek karanlık bir devrin girdabına sürüklendi.
Aslında bu işte ne Timur’un topallığının ne de Bayezid’in körlüğünün bir etkisi vardı. Ama birliği ve dirliği bozulan halk, yaşanan felakete dair bir izah arıyor, olayı kaderin bir cilvesine bağlamayı tercih ediyordu.
Bugün de ABD yönetimi ile İsrail arasındaki gerilimlerden, Trump’ın Netanyahu’ya verdiği ayarlardan, Netanyahu’nun seçimi kaybedecek olmasından falan söz ediyoruz. Oysa Filistin’deki zulmün ve Ön Asya’daki savaşların bu şahısların tercihleri ile pek bir ilgisi yok.
İsrail’in başında kim olursa olsun işgal politikası güdüyor, Filistinliye zulmediyor.
ABD’nin başında kim olursa olsun İsrail’e koşulsuz destek veriyor.
Bunların değişmesi mümkün değil. Çünkü aralarında çok net bir çıkar birlikteliği var.
“Kader bizi Netanyahu gibi bir soykırımcının veya Trump gibi bir delinin eline düşürdü” deyip defteri kapatmak işin kolay tarafı.
Zor olansa gerçek sorunla yüzleşmek…
Gerçek soru ne mi?
Bizim işgalciler ve saldırganlar karşısındaki zayıflığımız.
Evet, Müslümanlar, emperyalistler karşısında zayıflar ve birlik olamıyorlar.
Bunun için onların liderlerinin kişilik özelliklerinden, topallığından, körlüğünden fal bakmak yerine, kendi birliğimize, kendi gücümüze kafa yormamız lazım.
Timur ve Bayezid öyküsündeki hikmeti anlıyorum.
Bekir Hoca’ya “Çay ister misiniz” diye soruyorum. Verdiği dersten emin bir halde “çok açık olmasın” diyor.
Gaffar Yakınca / Haber7
Yorumlar6
-
O s m a n K A Y A
15 dakika önce
Şikayet Et
Bu halden kurtulmanın yolu; ırkçılığı, tepeden bakmayı, mezhepçiliği bırakıp, tevbe edip mümin olmak, kardeş olmak. İkincisi savunma sanayımızı geliştirmek. Mekke dönemi ve Medine dönemleri gibi. Peygamberin sünnetini yerine getirmek, yani egemen olmak. Üçüncü bir yol da yoktur.
Beğen
Cevapla
-
Bülent duman
21 dakika önce
Şikayet Et
Allah razı olsun sizden, evet kişilere odaklanmıyalim, küresel çıkarlar böyle istiyor
Beğen
Cevapla
-
İbrahim
37 dakika önce
Şikayet Et
Gaffar hocam, Hem Yıldırım ve Timur dan ibret aldım,Hem İslam Birliği olmayışınin üzüntünu yaşadım.Atalarimizin İslama ve Türklüğe olan hizmet ve Ayakta tutma mücadelesini anladım.Gelecek için Hem Umut ve kaygı düşünceleri ile yazıniza Teşekkür etmek istedim.Bekir hocamada Çokça Selam ve Dua ile ALLAH a emanet olun
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
May
1 saat önce
Şikayet Et
Kaderin üstünde bir kader vardır, göklerden gelen bir karar vardır,Bırakın onlar plan yapsınlar,planlar üstünde bir plan vardır
Beğen
Cevapla
Toplam 15 beğeni
-
Velican
1 saat önce
Şikayet Et
Da. Kaderin üstündeki kaderi lehimize çevirmek içinde maddi manevi çok ama çok çalışmamız lazım. Hürmetler.
Beğen
Toplam 2 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle