İsrail değil Türkiye değişti
- GİRİŞ21.08.2026 08:55
- GÜNCELLEME21.08.2026 08:55
İsrail Türkiye gerilimi artıyor.
İsrail’e bakarsan gerilimin tırmanmasının sebebi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumu. Bizdeki İsrail seviciler de aynı görüşteler. “One minute” olayından beri tekrarladıkları ezbere aynen devam ediyorlar. Bunları dinleyen, sanki İsrail kendi halinde bir barış havarisi de biz durduk yere bulaşıp hır çıkarıyoruz zanneder!
Siyonistlerin önlerine atacağı üç kuruş için kırk takla atanları bir yana bırakıp gerekçelere bakalım…
Zorbalıkta, işgalcilikte ve hukuk tanımazlıkta tarihte benzeri görülmemiş bir devletle karşı karşıyayız. Bölgedeki tüm devletleri taciz eden, tüm insanların acı çekmesine yol açan ve saldırganlığının maliyetini tüm dünyaya ödeten soykırımcı bir yapı.
Erdoğan’ın yaptığı bu terör şebekesine “duracaksın, daha ileri gidemezsin” demek. Şayet gerilim bundan dolayı artıyorsa, bugüne dek gerilimi artırmayanlara yazıklar olsun!
Ancak konu, sadece bir hak ve adalet meselesinden ibaret değil. Türkiye’nin güvenliği ile de yakından ilgili.
Türkiye, yakın zamana dek İsrail’i bir güvenlik tehdidi olarak tasnif etmemişti. Bugünse tam tersi, devlet, İsrail’i açık bir milli güvenlik tehdidi olarak niteleniyor.
Değişen ne?
Doğrusu İsrail pek de değişmiş sayılmaz. Kurulduğu günden beri yayılmacı, işgalci, terörist, soykırımcı ve hukuk tanımaz bir yapı. Son on yılda daha saldırgan bir hale geldiği açık. Fakat, fikri de zikri de başından beri aynıydı.
Asıl değişim Türkiye’de…
Batı blokunun bir parçası olan Türkiye, bugüne dek Batı’nın tercihlerine tam boy angaje oluyordu. İsrail’i şımartmak, ne pahasına olursa olsun ona ilişmemek de bu tercihlerden biriydi. Batılılar, İsrail’e ayrıcalıklı muamele yapıyorlardı. Türkiye ise Batılı dostlarından “aferin” alabilmek için İsrail’i onlardan bile çok destekliyordu.
Türkiye’yi yönetenler, bu tutumun Türkiye’nin ulusal güvenliği ile çeliştiğini görmüyordu veya görmek istemiyordu. Buna işaret etmeye kalkanlar da sert biçimde susturuluyordu. Türk basınında, Türk akademisinde, Türk sanat camiasında, Türk ordusunda, Türk bürokrasisinde, Türk hariciyesinde ve Türk siyasetinde son derece güçlü bir İsrail lobisi etkindi. Türkiye’deki İsrail yandaşları bugün de görünenden çok daha kalabalık ve güçlüler. Ancak eskisi gibi siyasi iradeyi etkilemeleri veya baskı altına almaları mümkün olmuyor.
İkide bir sorunun kaynağı olarak Erdoğan’ı göstermelerinin sebebi de bu. Oysa Erdoğan, sorunu üreten değil, var olan sorunu tespit eden ve üzerine giden kişi. Tüm komşularını işgal eden, hukuk tanımayan ve Türkiye’ye kadar yayılma emellerini gizlemeyen bir yapıyı tehdit olarak ele almayıp da ne yapacağız?
“Gözleri açılmış” Türkiye, reel duruma göre hareket ediyor. Bölgenin güvenliği için hamleler yapıyor.
Bu noktada özellikle üç başlık çok önemli: Suriye yönetimi ile Türkiye arasındaki yakın ilişki, terörsüz Türkiye süreci ve Mekke Anlaşması.
Türkiye, Suriye’yi fiilen koruması altına alıyor ve bu yeni durum, Rusların Esad’ı korumasına benzemiyor. Çünkü Türkiye, Suriye’nin kara komşusu ve gerçek anlamda akrabası.
Türkiye, güney sınırındaki ABD destekli fiili terör devletine son veriyor. Bu, İsrail’in Türkiye’ye yönelik en önemli kozunu kaybetmesi anlamına geliyor.
Türkiye, Suudi, Arabistan ve Pakistan ile savunma paktı oluşturuyor. NATO şemsiyesinin üstüne bir de bölgesel savunma şemsiyesi açıyor. Mekke Anlaşması, en çok da İsrail için tedirgin edici mesajlar taşıyor.
Sonuçta İsrail, “Türkiye bizimle çatışmaya girmez, biz ne yaparsak yapalım Türkiye en fazla kınamakla yetinir” fikrinden uzaklaşıyor.
Evet, son yaşananların en önemli sebebi, Netanyahu’nun seçimden önce oylarını artırma arzusu. Türkiye’ye bulaşmanın kendisine puan kazandıracağını düşünüyor. Ama Israil’in bu tavrının seçimlerden sonra değişeceğini düşünmek de saflık olur. İsrail - Türkiye geriliminin artık yeni bir safhaya girdiğini ve önümüzdeki dönemin belirleyici fay hattının bu olacağını bilmemiz lazım.
Gaffar Yakınca / Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol