Tarihsel mecburiyetimiz
- GİRİŞ11.10.2026 09:05
- GÜNCELLEME11.10.2026 09:05
MHP lideri Devlet Bahçeli, geçtiğimiz hafta grup toplantısında şunları söylemişti:
“Türkiye’nin yakaladığı yükseliş ivmesinin kesintiye uğramaması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha aday olması ve üçüncü defa cumhurbaşkanı seçilmesiyle mümkün olacaktır.”
Bunu basit bir siyasi manevra olarak okumaya kalkanlar, tarihin Türkiye’ye dayattığı zorunlulukları kavrayamıyorlar.
Konu günlük siyasetse eğer, ne Bahçeli’nin Erdoğan’a mecburiyeti var ne de Erdoğan’ın Bahçeli’ye. MHP ve Ak Parti ayrı siyasi hareketler. Her ikisi de siyasi başarı için istedikleri ittifakları kurup, iktidar için istedikleri yolu çizebilirler.
Ancak tarihin bu çok kritik anında Türk milletinin Erdoğan’a mecburiyeti var ve Devlet Bahçeli, milletin ak sakallısı olarak bu mecburiyeti teşhis ediyor, milleti tarihin zorunlu kıldığı istikamete yönlendiriyor.
Dedikodu siyaseti ile uğraşan kifayetsizlerden, geçimini iftira ile sağlayan tetikçilerden, küçük hesap hokkabazlarından bunu anlamalarını beklemiyoruz…
Ancak halkımız, tarihin dayattığı bu mecburiyet ile yüzleşmek ve kararını ona göre vermek zorunda.
İçinde bulunduğumuz 5-10 yıl neden bu kadar önemli?
Bugün basit bir siyasi tercih gibi görünen olgular neden gelecek 100 yılımızı belirleyecek?
Çünkü dünya dolu dizgin “büyük savaşa” doğru gidiyor.
“Büyük Savaş” dediğimizi, bugün gördüğünüz bölgesel savaşlar ile karıştırmayın. Bunlardan çok daha büyük, çok daha yıkıcı, küresel ölçekte bir savaştan söz ediyorum.
Nerede ve nasıl başlayacağı konusu henüz tam olarak bilinmiyor ama hemen herkes savaşın kapıda olduğunu kabul ediyor.
Tüm devletler kendilerini bu savaşa hazırlamaya çalışıyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini savaşın erken bir başlangıcı sanıyorlar. Oysa bu, Rusya’nın Büyük Savaş için yaptığı hazırlıktan başka bir şey değil.
ABD’de Trump’ın iş başına gelmesi ve Monroe Doktrini’ni canlandırması,
Brüksel’in Avrupa Ordusu projesi
İngiltere’de Brexit, AB ilişkilerinin mesafeli bir zemine çekilmesi,
Almanya’nın yüzlerce milyarlık “yeni ordu” projesi,
Fransa’nın ısrarla NATO dışında zeminler araması,
İsrail’in Yunanistan - BAE - Hindistan hattını oluşturma çabaları,
Çin’in akıl almaz boyutlardaki silahlanma hamlesi….
Hepsi yaklaşan Büyük Savaşın hazırlığı
Türkiye de en az on yıldır hazırlık yapıyor.
Savunma sanayi yatırımları, doğalgaz arama gemileri, münhasır ekonomik bölge stratejisi, Karabağ’ın işgalden kurtuluşu ve Ermenistan ile normalleşme, Libya ile anlaşma, Suriye’de siyasi birliğin sağlanması, terörsüz Türkiye süreci ve Mekke İttifakı…
Aslında tamamı, yaklaşan Büyük Savaşın hazırlıkları.
Ama aynı zamanda tamamı güçlü bir liderlik sayesinde mümkün oluyor.
Herkes farkında, Erdoğan’ın olmadığı bir senaryoda bunların yarısı bile yapılamazdı.
Ve biliyoruz ki her savaş, savaştan önce kazanılır veya kaybedilir.
İkinci Dünya Savaşının en karlı ulusu ABD oldu. Bir koyup yüz aldılar. Hem çok az kayıp verdiler hem de savaş sonrası düzen “Amerikan düzeni” olarak şekillendi.
Çünkü ABD, 1933-45 yılları arasında Franklin D. Roosevelt gibi güçlü bir başkan tarafından yönetildi. Roosevelt, ABD’yi 1929 bunalımından çıkarmak için sanayi alt yapısını ve savunma sanayini güçlendirme yöntemini izledi. Savaş kapıya dayandığında ABD, çoktan böylesi bir karşılaşmaya hazırdı. Ancak daha önemlisi, Roosevelt yönetimi ABD’yi savaşa sokmamak için olabildiğince uzun bir süre direndi. Hatta Pearl Harbour baskını olmasa belki de hiç savaşa sokmayacak, sonunda sadece hakem olarak masaya gelecekti.
Roosevelt’in siyasi ve askeri hamleleri ABD’yi kısa sürede Batı blokunun “yeni lideri” haline getirdi. Savaş sonrası düzen Truman tarafından kurulmuş olsa da “seksen yıl sürecek” ABD zaferinin mimarı esasen onun müdahaleleri idi.
Bir de kaybedenlere bakalım…
Savaştan önce Fransa’da sekiz yıl boyunca Albert Lebrun’ün Demokratik İttifakı iktidardaydı.
İngiltere, savaştan önceki beş yıl boyunca zayıf Baldwin ve Chamberlain hükümetleri tarafından yönetildi.
Her iki ülke de hem savaşa yeterince hazırlanamadılar hem de yanlış stratejiler izlediler.
Almanlar, tüm Fransa’yı 45 günde işgal etti.
İngiltere, savaştan sonra dünya sistemi liderliğini ABD’ye kaptırdı.
Her iki ülke de savaştan büyük zararla çıktı. Çünkü dönemin koşullarını ve tarihin zorunluluklarını doğru okuyamamışlardı.
İşte bugün de, yaklaşan büyük savaş türk milleti için güçlü bir liderliği zorunlu kılıyor.
Güçlü lider demek, güçlü Türkiye demek oluyor.
Güçlü Türkiye ise sadece savaşta kazanma değil, savaşı önleyebilme ihtimali anlamına geliyor.
“Millet için Erdoğan tarihsel bir zorunluktur” derken tam olarak bu imtihanı kast ediyoruz.
Yüz yıl sonra kapımızı çalan Türk’ün ateşle imtihanını…
Gaffar Yakınca / Haber7
Yorumlar13
-
İSMAİL
11 dakika önce
Şikayet Et
Bakışınız, analiz iniz harika, bir millet sevdalısı desem yerinde. Sizi seviyorum.
Beğen
Cevapla
-
Musa
14 dakika önce
Şikayet Et
Devletin bekası kişilere bağımlı olamaz .
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle