ABD ve İsrail İran'dan ne istiyor?

  • GİRİŞ31.01.2026 08:44
  • GÜNCELLEME31.01.2026 08:54

2026 yılında da Orta Doğu alışık olduğu gerilimli atmosferi yaşamaya devam ediyor. Bugünlerde sıklıkla dile getirilen soru Amerika İran'a saldıracak mı?
 
Birçok batılı analist, piyasaların kapalı olduğu bir hafta sonunda saldırının gerçekleşebileceği fikrinde. Kim bilir belki sizler bu yazıyı okurken saldırmış da olabilir. Bu nedenle her iki sonuçta da çıktılar ne olur, sizlerle birlikte bakalım.
 
ABD'NİN SALDIRI GEREKÇESİ NE?
 
Görünürdeki gerekçe nükleer tehdit ve bölgesel vekalet savaşları bahanesine bağlı olarak rejim değişikliği talebi.
 
Sizleri geçtiğimiz yılın Haziran ayına götürmek istiyorum hızlıca. Fordo, Natanz ve İsfahan'daki nükleer zenginleştirme tesisleri ABD'nin B2 Bombardıman uçakları ile imha ediliyor. ABD Başkanı kameraların karşısına çıkıyor ve İran'ın nükleer kapasitesinin tamamen ve bütünüyle ortadan kaldırıldığını ilan ediyor.
 
Peki bu bağlamda soralım. O gün mü yalan söylüyordu Trump, yoksa bugün mü? 
 
Nükleer tehdit gerekçesi elenmiş olmalıydı çünkü. Ya da bölgesel vekalet savaşlarında İran rejiminin etkisini kırmak diyelim gerekçeye.
 
Son 15-20 yılda 4 ülkeden bahsedebiliriz İran etki alanında bulunan. Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen. Lübnan 7 Ekim sonrası, Suriye ise 2024 sonu itibariyle İran etkisinin oldukça kırıldığı iki bölge olarak öne çıkıyor.
 
Irak'ta İran etkisinin devam ettiğini koalisyon adayı olan Maliki'den görebiliyoruz. ABD bu noktada önlem almaya çalışıyor.
 
İran etkisinin yıllar içinde diğer bölgelere nazaran daha az yıprandığı tek nokta Yemen diyebiliriz. Bir tam Yemen ve yarım Irak'tan oluşan 1 buçuk cepheli sorun için rejimi yıkmak ABD için oldukça maliyetli. Aksi senaryoda operasyonun başarısızlığı saldırgan bir İran ve Hürmüz Boğazının kapanması anlamına geliyor. Bu da ICE olayları ile kırılganlaşan toplumsal yapının enflasyonla tahammül seviyesini daha da artırmak demek oluyor. Trump'ın seçimler öncesi halkla bu kadar karşı karşıya gelmesi rasyonel de değil.
 
HEDEF ÇİN Mİ?
 
İran'a saldırmak için ABD'nin elindeki diğer gerekçelere bakalım. Orta Koridor üzerinden Çin'i zayıflatmak gibi…
 
Yönünü Orta Doğu'dan, Avrupa'dan ayırıp kendi arka bahçesine ve Çin'e odaklayan Trump yönetiminin İran ile uğraşmaya ikna olacağı tek gerekçe ipin ucunun Çin'e dokunması. Çünkü olası krizin en büyük kaybedenlerinden biri Pekin olabilir.
 
Bilindiği üzere Çin dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı. İran da Pekin için kritik bir tedarikçi. Olası saldırı sonrası Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, Çin'in enerji akışını felç etme tehlikesi içeriyor. Çünkü Çin'in petrol ithalatının en az yüzde 40'ı bu bölgeden geçmekte.
 
Tek kriz petrol de olmayacak Çin için. Pekin'in küresel altyapı projesinin merkezi düğüm noktalarından biri İran. Çin, İran sayesinde kara ve demiryolları ile Orta Doğu üzerinden Avrupa'ya bağlanıyor. Bölgede oldukça yüksek maliyetli (25 yıllık 400 milyar dolar değerinde enerji-altyapı ve telekomünikasyon) yatırımlar var. Bölgesel kriz, bu devasa ekonomik projeksiyonun kapanmasına yol açabilir.
 
Tüm bunlar, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırısına karşı Çin'i harekete geçirmiş durumda. İran'a gelişmiş hava savunma sistemleri ve elektronik harp ekipmanları tedarik edildi.
 
REJİMİ DEĞİŞTİREBİLİRLER Mİ?
 
Amerika'nın maceraperestliği tuttu, Çin İran'ı korumakta başarılı olamadı diyelim. "Saldırılar rejimin yıkılmasına yol açar mı?" diye soralım.
 
Tarihsel refleksler "Hayır" diyor. Çünkü İran'a dışarıdan gelen doğrudan saldırılar bugüne dek toplumdaki fikir ayrılıklarını bastıran milliyetçi bir kenetlenmeye yol açtı.
 
Rejimi yıkacak etki bombalardan ziyade ihanet. Ordunun ya da Devrim Muhafızları'nın ya da her ikisinin emre itaatsizliği gerekiyor. Ülkeyi iç savaşa sürekleyecek nedenler oluşturabilirse Amerika, belki rejim değişir.
 
Belki diyoruz çünkü lider alternatifsizliği de mevcut ülkede. "Hamaney gitsin" diyor ABD ve İsrail, peki yerine kim gelecek? Sistem yıkılırsa, devamındaki sürecin kendi lehine dönmesi için ABD bu yükü nasıl sırtlanacak? Ya da bu yük İsrail'e mi kalacak? Bu soruların yanıtları basit. Orta Doğu'ya saplanıp kalırlar.
 
Mikro operasyonlarla nokta atışı saldırılarla rejimi hizaya çekmek isteseler, şu atmosferde ne kadar başarılı olabilirler? Amerika, İsrail'in ipiyle oldukça tehlikeli bir tuzağa çekiliyor. 
 
İSRAİL'İN SALDIRI GEREKÇESİ NE?
 
Gelelim Tel Aviv'in motivasyonuna...
 
İran'a Haziran ayında düzenlenen saldırılar, Netanyahu'nun 7 Ekim'de sarsılan "Ülkeyi koruyan lider" imajını bir miktar toparlamasını sağlamıştı. Her hafta İsraillilerin sokağa dökülüp Netanyahu'yu istifaya çağırdığını görüyorduk bir ara.
 
Kesilmese de azaldı o eylemler. Haziran 2025 verileri, Katil Başbakan Netanyahu'nun partisi Likud'un koltuk sayısını 22'den 26'ya yükselterek yine birinci parti konumuna geldiğini söylüyordu.
 
Yolsuzluk soruşturmaları ile boğuşan, uluslararası arenada yakalama kararlarıyla köşeye sıkışan Netanyahu için yeni savaş, görevde kalacağı gün sayısını artırdığı için tercih sebebi. İran olmasaydı da Yemen, Lübnan.. Farklı yerlerde yine gerilim arayacaktı muhakkak. Bölgede net olarak istikrar istemiyor İsrail ve bunu kendi güvenliği için istediğini dile getiriyor. Orta Doğu'nun tek hakimi olması için istikrardan beslenen özellikle Türkiye gibi bir bölgesel aktörü de İran saldırısının olumsuz sonuçlarıyla oyalamak işine geliyor.
 
Fakat Netanyahu için bile İran'a saldırmak basit bir mesele değil. Saldırırlarsa, geçtiğimiz Haziran'da Tel Aviv'e yağan roketlerin oluşturduğu psikolojik yıkımı bir kez daha yaşamayı göze alıyorlar demektir. İran roketlerini karşılayacak hava savunma sistemlerine hala güveniyorlar demektir. İran'a saldırının doğuracağı savunma ve saldırı maliyetlerini halka yansıtmayı umursamıyorlar demektir. Ekonomik ve Psikolojik çıkmaza hazırlar demektir.
 
Daha önce hazır olmadıklarını görmüştük. 
 
TÜRKİYE'NİN DİPLOMASİ ÖNDERLİĞİ
 
Süreç, istikrarsızlığı hedefleyen Tel Aviv'in aksine, Ankara'nın bölgede daha da güçlendiği ve parladığı bir yöne evrilebilir.
 
Türkiye, gerilimi düşürmek için diplomasi trafiği yürütüyor Washington-Tahran hattında. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın arabuluculuğunda video konferans yoluyla Trump ve Pezeşkiyan'ı bir araya getirme arzusu bulunuyor. İletişim gücü Türkiye'nin süreçte elinde bulunan en önemli koz. Hem Tahran hem de Washington ile doğrudan iletişim kuran nadir başkentlerden biri Ankara.
 
Bu çabaların sonuç üretip üretmeyeceği, sahadaki aktörlerin rasyonaliteyi ne kadar önemseyeceğine bağlı.
 

Hüseyin Akif Küçükal / Haber7

 

Yorumlar7

  • Osmanlı 19 dakika önce Şikayet Et
    Hedef her zaman Tür ve Türkiyedir. Biz güçlendikçe onlar fahada bize düşmanlaşıyorlar. Somali'ye bakın.
    Cevapla
  • canturk 38 dakika önce Şikayet Et
    muslumanlar her oruca gırerken batılılar tarafından bır savas cıkartılıyor ınsanlar aclıkla ugrasırken bırde savasla ugrasmak zorunda kalıyor dıkkat edın hep savaslar oruc ayına denk getırılıyor
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Kürtoğlu Osman 1 saat önce Şikayet Et
    Amerika ve piyonlari belasını bulacaaak , içerisi kaynıyor beyler , onları kimse kurtaramayacak ve de dünyada Siyonist İsrail zengin adamlar kulübünde onlarla birlikte yok olup gidecek , şafak sökmeye başladı kendi silahları ile birbirlerini yok edecekler....
    Cevapla Toplam 4 beğeni
  • Gerçek Söz 1 saat önce Şikayet Et
    Türkiye olarak çok acil Uzay ve Havacılık teknolojileri ile NÜKLEER ENERJİ alanındaki çalışmalarımızı 100 kat arttırmak zorundayız.
    Cevapla Toplam 4 beğeni
  • Ali Er 1 saat önce Şikayet Et
    GÜCÜNUN YEMEDİĞİNİ GÖREN KOWBOYLAR, karanlık YAKLAŞIRKEN böyle Şarkı SÖYLER Daha beter olur inş. Mosturalık KURTLAR-Çkallar
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat