Trump ve Netanyahu el ele çırpınıyor!
- GİRİŞ16.05.2026 09:03
- GÜNCELLEME16.05.2026 09:03
Dünya kamuoyunun ilgiyle takip ettiği buluşma gerçekleşti.
İran savaşının gölgesinde Trump ve Şi Cinping Pekin'de bir araya geldi.
İşbirliği mesajları, ortak ticaret... Olumlu bir hava çiziliyor görüşmelerle ilgili.
İran savaşına yansımaları düşünüldüğünde iki tarafın Hürmüz Boğazı'na ilişkin paralel fikirler beyan etmesi önemli. Tayvan konusunda "Çatışmaya gider" ültimatomu verilmiş durumda ABD'ye. Yine Çin tarafı tarifelerden duyduğu rahatsızlığı da dile getirmiş.
TRUMP NEDEN PEKİN’E GİTTİ?
Trump Pekin'e iş adamı ordusuyla gitti, çünkü ticaret alanında iş birliğini geliştirerek İran savaşıyla Trump'ın başkanlığını sorgulayan düşük gelirli Amerikalıların ara seçime kadar gönüllerinin alınacağı sonuçlar elde etmeyi amaçladı.
Bu ziyareti gerçekleştirmese, Çin ile iş birliği mesajı vermese ve Çin üzerinden İran'ı baskılama amacı gütmese, Trump'ın önümüzdeki ara seçimlerde işinin zor olacağını söylemek mümkün. Üstelik Çin yatırım da yapacak ABD'ye, Boeingleri de alıyor. Yani Çin de suyuna gidiyor Trump'ın.
Trump yönetiminin Pekin çıkarması, aslında ABD'nin itibar kaybıyla eş zamanlı ilerleyen Çin'in yükselişinin, ABD hükümeti tarafından da kabul edildiğinin göstergesi. Panama'da Çin etkisini kırma, tarife savaşları, Kamboçya-Tayvan krizi, Venezuela'ya müdahale, İran'a müdahale derken ABD'nin Çin'e karşı önlem alma çabalarının sonuçsuz kaldığı ve bu nedenle kısa vadedeki seçim sürecini Çin ile sakinleşerek geçirmek istediğini öne sürebiliriz.
Dediğimiz gibi Çin'in de işine geliyor bu durum. Avrupa Birliği'ne rest çekti Trump, Avrupalıları peş peşe Çin'e ziyaret düzenlerken gördük.
E Çin'i İran petrolü üzerinden zayıflatması da mümkün değildi.
Savaşa girdiği günden bu yana bütün süreç Trump hanesine eksi yazıyor. Dolayısıyla pek bir şey kaybetmeyen Çin, ekonomik iş birliğiyle kazanç sağlayacağı yeni bir döneme neden sıcak bakmasın?
Amerika'nın gidişatı bu yönde, Peki katliam ortağı İsrail?
Hafta içinde "Amerikan mali desteğini, aramızdaki askeri iş birliğinin mali bileşenini sıfıra indirmek istiyorum" dedi İsrail'in katil başbakanı Netanyahu…
Şimdi biraz geriye dönüp geçmişi hatırlayalım.
2024 yılında Amerikan kamuoyu, özellikle üniversiteli gençler, Gazze'deki soykırım karşısında vicdani bir duruş sergiledi. İsrail hükümeti günlerce sokaklarda protesto edildi. Amerikan toplumunun Gazze'de yaşananlara tepkisi öyle yoğundu ki Netanyahu ile soykırım ortaklığı yapan Biden, koltuğunu Trump'a kaybetti.
5 Kasım'da düzenlenen seçimlerin birkaç ay öncesinde, Eski Başkan Joe Biden, seçimi kaybetme ihtimalini öngörmüş olacak ki, oy kaygısıyla İsrail'in Refah'taki katliamlarını durdurmaya yeltenmişti. Bu doğrultuda İsrail'e yönelik bomba sevkiyatını da askıya almıştı. Netanyahu'nun silah teslimatlarının geciktirilmesine yorumu "akıl almaz" olmuştu.
2026 yılında aynı Netanyahu ABD basınına verdiği röportajda ilginç bir çıkış yaptı. CBS News'e verdiği röportajda Amerikan mali desteğini, sıfıra indirmek istediğini söyledi.
Halbuki, İsrail ekonomisinin 7 Ekim'den bu yana zarar gördüğü ortada. İran savaşı, İsrail’in Amerika'ya askeri anlamda ne kadar muhtaç olduğunu da gözler önüne serdi…
2018-2028 yılları arasında İsrail'e 38 milyar dolarlık askeri yardım tahsis edilmiş durumda. Peki, 2 yıl önce silah sevkiyatının ertelenmesine tepki gösteren Netanyahu, 2 yılda ne oldu da ABD yardımlarına bağımlılığı kesme taahhüdünde bulundu?
Bu hamle, Washington'da İsrail'e yönelik artan eleştirileri dindirebilme ihtimali taşıyor.
Çünkü geçtiğimiz ay Pew Araştırma Merkezi'nin yaptığı anket, ABD'deki yetişkinlerin yüzde 60'ının artık İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu ve bu oranın 2022'den bu yana yaklaşık yüzde 20 arttığını gösteriyor.
Ayrıca Senato'daki 47 Demokrat'tan 40'ı geçen ay İsrail'e silah satışının durdurulması yönünde oy kullandı. Eski Başkan Barack Obama'nın özel kalem müdürü olan ve başkanlık adaylığı düşündüğü speküle edilen Rahm Emanuel, geçen ay ABD'nin İsrail'e askeri finansmanını durdurması çağrısında bulunarak, "Vergi mükelleflerinin İsrail'i askeri olarak sübvanse ettiği günler sona erdi" dedi.
Cumhuriyetçiler cephesinde de manzara pek farklı değil. İsrail meselesi, Trump destekçileri arasında bölünmeye yol açtı. Tel Aviv'in saldırganlığı, Amerikalıların hayatına mal olan uzun süreli çatışmalara karşı tutum benimseyen MAGA saflarındaki memnuniyetsizliği körüklüyor.
Yani İsrail, ABD kamuyounda ciddi yara almış durumda. Netanyahu, bu çıkışıyla "ABD'ye yük olmuyoruz" imajı vererek bir anlamda Trump yönetiminin ara seçimler öncesi üzerindeki baskıyı hafifletmeyi amaçlıyor.
Netanyahu sadece ABD hükümetini düşünmüyor elbette. İsrail'in ABD'den bağımsız olabileceğini dillendirerek güçlü liderlik de sergilemeye çalışıyor. Karşısında ciddi bir muhalefet doğmuş durumda. Bennett-Lapid ittifakı, Netanyahu'nun ülkeyi yönetemediğine ve sadece radikal ortaklarını memnun ettiğine dikkat çekiyor.
Diğer taraftan, koltukta kalması aynı zamanda özgürlüğüyle de alakalı olan Netanyahu için savaşların devam etmesi büyük bir gereklilik. İsrail'in katil başbakanının, "ABD'den para almadığımıza göre rahatça çevremize musallat olabiliriz" anlayışını taşıması da sürpriz olmaz.
Netanyahu sözünde durabilir mi?
Mayıs 2025'te İsrail hükümeti, ABD'nin iki yıllık süre içinde İsrail'e 90 bin ton askeri teçhizat gönderdiğini açıklamıştı. İran ile olan savaş, hava savunma füzeleri gibi kritik ekipman stoklarını da tüketmiş durumda ve bunların yenilenmesi gerekiyor.
İsrail düşünce kuruluşu INSS'den Beni Sabti, İsrail'in ABD yardımı olmadan uzun süreli savaşlar yürütmekte zorlanacağını ve operasyon kapsamının sınırlanacağını belirtiyor. Yani Netanyahu'nun açıklaması gerçeklikten ziyade siyasi manevra izlenimi veriyor.
Toparlayacak olursak hem ABD'nin hem de İsrail'in başında, kendi siyasi çıkarlarını önceleyen, tek dertleri seçim kazanmak ve yargılanmamak olan iki ismin çıkış arayışlarına sahne oldu bu hafta. Dünya için endişe verici olan şu ki; başarısız olma ihtimallerini ortadan kaldıramazlarsa, sınırları nerede bitiyor, bilinmiyor…
Yorumlar1