Kilo göbek selülit ve beden algılarımız

  • GİRİŞ15.07.2012 09:41
  • GÜNCELLEME15.07.2012 09:41

Kızlar ve erkekler düğüne kadar birkaç kilo veriyorlar fakat sonra daha beter kilo alıp kendilerini bırakıyorlar.

Hele hele kilolu olanlar hamilelikten sonra bir on kilo daha alıyorlar. Ki Türkiyeli erkekler de baba olunca doğum yapmış eşleri kadar kilo alıyorlar. Genel tablo böyle istisnalar hariç…

Köy hayatındaki işlevsel beden algısı kent hayatında evlendikten sonra mı ortaya çıkıyor?  Tabii bilemiyorum ama köy hayatında hareket bolluğu olduğu için obeze rastlamak pek mümkün değil. Bununla beraber köylü insanının kentli insan gibi gelişmiş bir estetik algısı da yoktur. İşlevsellik algısı vardır.

Fazla kilo problemimiz şehir hayatının stresinden ziyade hâlâ beden algılarımızın toplum olarak değiştirememiş ya da oluşturamamış olmamızdan kaynaklanmakta.

Ortaokuldan itibaren beden algım daima modern olmuştur. Kentlilik, spora yatkınlık, fazla kilolu olmama, sağlıklı görünme ve daima hedef ideal kilo ve estetiğin önemi… (Tamam, kabul ediyorum fit ve sağlıklı beden algım dinsel değil.  Ama hepimiz istesek de istemesek de bu eğitim sisteminden geçtik. Hangimizin sağlıklı, fit beden algısı dinsel ki?                                      Keşke Peygamber efendimizin yeme içme öğütleriyle sofralardan fit kalkabilsek. Beni, modern fit beden algımdan dolayı eleştirecek en dindarınızın bile yarım dünya göbeği, baseni ve de pazusu var. Hoca cübbesinin içinden “sofradan aç kalkın” der göbeği ondan önce âmin der. Tek oturuşta bir kuzu yedikten sonra kırk adım yürümek sünnettir der… Sonuç olarak demek ki dinsel anlamda beden algısını oluşturamamış).

Neyse tabi hormonal problemleri olanları saymazsak ki o problem de ilaçlarla aşılabiliyor sadece geriye bireyin kilo verme azmi kalıyor.

O azimde beden algısından gelir. Ya bu azmi modern kentli duruşunuzdan ya da Peygamberimizin az yiyin, sofradan tam doymadan kalkın, sonra kırk adım yürüyün gibi öğütleriyle dinin içinden bir duruşla elde edebilirsiniz.

Millet olarak problemimiz: bizi ideal yani sağlıklı fit gösteren kilomuzu beş altı kilo aştığımızda başlıyor.                                                                                                                      Siz siz olun tedbirli olun. Kendinizi kasmadan ideal kilonuzun çevresinden fazla uzaklaşmayın. Uzaklaşırsanız sizi kurt, göbek, basen, selülit, pazu kapar.

Eğer beden algılarınızı değiştirmezseniz kilo probleminiz daima olacak. Kiloların vermiş olduğu sağlık sorunlarını söylemiyorum bile. Üstelik kilo verdiğinizde kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Merdivenleri uçarak çıkıp, istediğiniz elbiseyi giyeceksiniz.

Ve Peygamberimizin, sofralardan tam doymadan kalkın öğüdüyle dinin medeniyet algısı içerisinde genlerimize işlemiş bir kültür prensimiz olarak fit kalkabilsek.

Demek ki diğer bir İslam Medeniyeti sorunumuz da sağlıklı beden algılarımızın dinimizden kaynaklanmasının sağlanması ve kültürel bir kod olarak genlerimize yazılmasıymış               

Bu ülkede dindarlar kaç asırdır fizik yapmadı. İslam beden algısı üzerine yapılmış hiçbir felsefik çalışma yok. Dolaysıyla fizik yapmayan bir topluluğun metafiziği de olmaz. Dolayısıyla medeniyetini de oluşturamaz.

Dücane Cündioğlu’nun fizik üzerine söyledikleriyle sonlandıralım.

“Fizik, dolayısıyla Tıb ve Psikoloji olmadan metafizik olmaz. Oysa bizde Fizik'ten (Tabiiyat) anlamayanların Metafizik'ten (İlâhiyat) anladığı 'var'sayılıyor. Varsayım. Ne yazık ki sadece 'sayım'. Madenleri tanımıyorlar. Bitkileri tanımıyorlar. Hayvanları tanımıyorlar. İnsanı tanımıyorlar. Ama güya Tanrı'yı tanıyorlar. Kısacası fiziksiz metafizik.”

Hacer Aydın - Haber 7

aceraydin@hotmail.com

Yorumlar3

  • İbrahim Dursun 13 yıl önce Şikayet Et
    haber 7 okuruna!....yaşadığımız çevreyi/hayatı ne kadar tanıyoruz?!-4. yaşadığımız çevreden soyutlanamadığımıza göre, onu ne kadar tanıyoruz?ne kadar tanıyorsak o kadar uyum sağlar ,o kadar isabetli davranır ve o kadarda yan lışyapmamış oluruz..insan denen meşhul varlığı/kendimizi ne kadar tanıyoruz?..nefs ve ruh ikileminde...çevremizdeki ecza deposu bitkileri ne kadar tanıyıp ne kadar faydalanabiliyoruz?!..keza hayvanları ne kadar inceleyip harika hallerinden ne kadar istifade edebiliyoruz.?!.dahası melekleri ne kadar tanıyıp onlardan ne kadar istifade edebiliyoruz.?!.cinleri /şeytanı ne kadar tanıyıp yine onların şerlerinden ne kadar korunup/sakınabiliyoruz..evet!...en başta söylememiz gerekiyordu..rabbimizi/allahı cc ne kadar tanıyıp, ona ne kadar kulluk yapabiliyoruz?!.bütün bunlar bizim hayattaki başarımıza ve (+) ve (-) lerimizin yoğunluğunada çok etkili olduğu unutulmamalı..eşyayı tanırsak dünyadaki başarı çıtamızda yüksek olur..vesselam
    Cevapla
  • Hasan Seyre 13 yıl önce Şikayet Et
    nötronları yakalayıp bir imameye tesbih yapanlar... kainattaki umumi zikri ilahiyyeye.medeniyet namına katkı bulunan gerçek müminlere ait hakikatli ve derin sırlara ait vazgeçilmez bir sıfat-ı aladır. tabiat keşfederek, yaşamı çözerek.eşyanın hakikatını anlayabilenler ancak uzun soluklu uygarlık yaratabilir. uzak sistem medeniyetleri kurabilir. hiç kimse onlarla yarışamaz.
    Cevapla
  • ali 13 yıl önce Şikayet Et
    ya senin algın . peki senin bakış açın algın ney.nasıl bakıyorsunuz erkeklere
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat