Tutunamayan düşünce ve sanat
- GİRİŞ02.09.2012 08:49
- GÜNCELLEME02.09.2012 08:49
Onların kitapları, düşünceleri, romanları yüz yıllarca okunmuş, tartışılmış ve klasik olmuştur.
Mesela Cemil Meriç, Nurettin Topçu, Oğuz Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar, İsmet Özel, Dücane Cündioğlu gibi isimler; bu gün entelektüel hayatımıza yön veren önemli isimleri, klasikleri olmuşlardır.
Oğuz Atay boşuna “tutunamayanları” yazmadı.
Cemil Meriç’in yüzüne bakmadılar; yaşarken hiç anlaşılmadı. Bir gün “kitaplarımı okuyanlar olacak mı” diye merak etti. Yalnızlık ülkesinin anlaşılmak istenmeyeni, istenilmeyeni… Hırçın, inadına düşün adamı. Araftaki yalnız adamı…
Aşil’in (Akhilleus) kılıcı misali keskin kalemiyle çelişkilerle örülü adamı…
“Ben herhangi bir tarikatın sözcüsü değilim. Yani, ilan edilecek hazır bir temayülüm yok. Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek tarikat: “ Her düşünceye saygı.” der Cemil Meriç.
Şimdilerde benim açımdan daha da enteresan olanı bu düşünürleri okumuş, yalamış yutmuş olanların farklı düşüncelere olan tahammülsüzlükleri ve otoriter duruşları…
Nurettin Topçu’nun bu ülkede karşılaştığı durumunun ise Meriç’ten hiç farkı yok. Dürüst, asi ve yalnız... İsyan Ahlakına sahip... Temiz ve aydınlık bir yüz ama kaleminden, içinde fırtınalar koptuğunu görürüz. Ruhunu, insanlığını, erkekliğini jurnalleyen; sansürsüz Cemil Meriç gibi kendisini saçıp savurmasa da… O da tutunamadı. Parlak bir felsefe tahsiliyle birlikte doktora ve doçentlik unvanlarına da sahip olmasına rağmen üniversitede kadro verilmedi. Böyle bir kariyer ve yetkinlik, yirmi kitaba ve yüzlerce makaleye imza atmış, tek başına bir fikir ve felsefe dergisi çıkarmış bir felsefe hocası olarak sadece bir lise hocası olarak kadro verilmişti.
Zamanımızın yeni tutunamayanlarına gebe olduğunu görüyorum, hissediyorum ve biliyorum; O tutunamayan aydınlık yüzler topraktan fışkıracak. Zaman kendi büyük şairini, düşünürünü, romancısını ortaya çıkarma zamanadır…
Ne de olsa her zamanın bir çığır açanı; yani anlaşılmayanı; yani bir tutunamayanı, sivil ve resmi kurumları tarafından dışlananı olacaktır.
Bir yazısında Dücane Cündioğlu dersine gelenler için şöyle der “İnadına deliler gelirdi, dünyanın en güzel delileri. Hastalar ve çılgınlar. İtilip kakılanlar. Yaşamları boyunca patinaj yapanlar. Tutunamayanlar. Benim gibiydiler. Tutunabilmenin üstesinden gelmeyi beceremiyordu çoğu. Belki de istemiyorlardı. Sizin ne işiniz var bu derste, yağmurdan, soğuktan kaçtığınız için mi sığındınız buraya diye takılırdım.”
Tutunabilmenin üstesinden gelebilmek için öncelikle insanın kendisinden vazgeçmesi gerekir.
Hep şunu gördüm; arayış içindeyim ve hep arayış içinde olanları kendime çektim… Arayış içinde olanların peşinden koştum… Arayış içinde olanlarla dertleşebildim... Arayış içinde olanları takdir ettim. Onların arayışlarında bulduklarına vasi oldum. Onların trajedilerinde kendimi buldum. Ve yalnız arayışı olanlar anladı ve takdir etti… Tutunamayanlar…
Kime tutunacaklar ki? Tutunmaya değmeyecekler… Tutunsa zaten bir yanaşma olacak…
aceraydin@hotmail.com
https://twitter.com/hacer_aydn
Yorumlar1