İslam'ın paradigması 'Eşitlik ve Farklılık' ve Mısır Anayasası
- GİRİŞ11.12.2012 09:21
- GÜNCELLEME11.12.2012 09:21
“Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır (erdemli olanınızdır). Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” Hucurat/13
Bu ayette iki önemli vurgu vardır. Farklılık ve eşitlik...
Ben sizi insan olarak bir erkek, bir dişi ve kavimlerden yarattım dediği anda Allah (cc) “farklılık” vurgusunu bizlere bariz açıklar, söyler.
Ama bu farklılıklarımızın birbirimiz hakkında, birbirimiz üstünde bir üstünlük, ayrıcalık meselesi olamayacağı gibi…
Tüm bu farklılıkların birbirlerine eşit uzaklıkta olduklarını, üstünlüğün ne ile olacağını açıklarken söyler. .
Ama maalesef dünyada en çok yapılan şey cinsiyet ve milliyet ayrımcılığıdır. Farklı kategorilerde ayrımcılık çeşitlenmiş ve artmıştır.
Ayrımcılığa uğrayanlar arasında da bir ayrımcılık söz konusudur.
Mesela milliyetinden ya da inancından dolayı ayrımcılığa maruz kalmış olan toplumlar kendi içlerinde de ayrımcılık yaparlar ve bu ayrımcılığa “cinsiyet ayrımcılığı” denir.
Bu ayrımcılık, “erkeğin”, “kadın”a yaptığı bir ayrımcılıktır.
Maalesef seküler kesim kadar muhafazakâr kesimde de toplumsal cinsiyet dediğimiz ayrımcılıklar fazlasıyla vardır.
Ve kadına bu ontolojik ayrımcılık, “farklılığı” adına dayatılır.
Maalesef, Muhafazakâr kesimde “farklı olanın” “eşit” olmayacağı anlayışı vardır.
Şunu çok duyarım “ben eşitliğe inanmıyorum, farklılığa inanıyorum” diye.
Ama bu iki olgu birbirinin zıttı değildir. Allah, bu iki olgunun bir arada olabileceğini en açık şekilde vahyetmiştir.
Bir arada olduklarında birbirlerini yok eden durumlar hiç değildirler.
Bu iki olgu (farklılık ve eşitlik) aynı anda var olmak zorundadır. Hucurat suresi 13. ayette olduğu gibi.
Evet, her birimiz biricikliğimiz adına farklıyız ama tümellerimiz adına eşitiz yani aynı yatay düzlemdeyiz.
İnsan olmak adına eşitiz. Fırsat (politik, ekonomik, kültürel, sosyal) eşitliği adına eşitiz. Bir yerde olmak isteyip de olmak adına eşitiz.
Ve insanlığımız “dişilik” ve “erkeklik” ve “ırk” olarak aynı yatay düzlemdedir.
Maalesef toplumdaki farklılıklarımız, hiyerarşik bir ezilmenin ve yok sayılmanın ilkesi olmuş gibidir.
Farklılıklarımız, birbirimizi yani Allah'ın ayetleri olan bizleri tanımamızın koşulları ve hayatlarımızın renkliliği değil de dikey ezici bir iktidarın aletleri olmuşlardır.
Dişi ya da kadın olmak dikey bir platformda erkeğin altındadır.
Oysa Allah, insanlığı farklılıklarıyla yaratırken aynı yatay platformda yer verir. Kimse cinsiyetinden ve ırkından dolayı birbirine üstünlük taslayamaz.
“Sen kadınsın evinde otur; erkekle aynı yatay platformda yürüme” “Sen zencisin beyazlarla aynı yolda yürüme” “sen çingenesin dolayısıyla hırsızsın” gibi…
Allah katında üstünlük ve iyilik “erdem” ile olur. İnanan bir insan ise Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmalı; yani bizler erdemli olana değer vermeliyiz.
Kıymetli Taha Akyol köşe yazısında, değişen Mısır Anayasasında özgürlük prensibine vurgu yapılmasına rağmen “kadının eşitliği” prensibinin kaldırıldığını yazmıştı.
“Mubarek dönemi anayasasında “bireysel hak ve özgürlükler”den bahseden 24 madde bulunurken Cumhurbaşkanı Mursi tarafından temsil edilen Müslüman Kardeşler anayasa taslağında ise bu maddeler 51'e çıkmıştır. Özgürlük fikrine daha çok yer veren bir anayasa… Fakat özgürlük referansı artarken eşitlik referansı azalmaktadır. Kadının annelik göreviyle kamu görevleri arasında devletin uygun bir denge kurması eski ve yeni metinde de mevcut. Ancak eski anayasanın 10. maddesindeki “politik, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatta kadının erkeğe eşit statüsü” hükmü yeni taslakta yok! Onun yerine “boşanmış ve dul kadınlara devletin koruma sağlaması” diye bir hüküm konulmuş. Tabii “vatandaşların kanun önünde eşitliği” maddesi taslakta da var fakat cinsiyet eşitliği vurgusunun metinden çıkarılması kaygı yaratıyor.”
Taha Akyol'un kaygısını, “farklık ve eşitlik” prensibini savunan biri olarak ben de fazlasıyla hissediyorum.
Müslümanlar “Hucurat suresi 13.ayeti” kabullenmek zorundadır.
İslam âlemi, Kur'an'ın “aynı anda eşitlik ve farklılık” vurgusuna rağmen hâlâ ataerkil cahiliye davranışlarından 21.yy da bile kurtulamamıştır.
Batı kendi içinde “farklılık ve eşitlik” prensibini, tecrübeleri ve uzun süren iç savaşlarıyla elde etmişken bize vahiyle inmiş olan bu aydınlık ilkelerin ışığından nasiplenmemek ve inadına anlamamak…
Madem Mısır anayasası şeriat hükümlerine dayanıyor, Allah'ın eşitlik ve farklılık prensibi olan Hucurat suresi 13.ayete başvurmak zorundadır.
Farklıyız ama Eşitiz.
Başka bir ayet de Nisa suresi 1, bu eşitlik prensibini ortaya koyar:
“Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip yayan Rabbinizden korkup sakının.”
Kadın-erkek ilişkisi; bu ikilinin hak ve sorumlulukları ve boşanmalarıyla alakalı hükümler; özellikle hamileyken boşanma ile alakalı ayetlerde erkeğin, boşandığı kadının karnındaki çocuğu üzerindeki hakkı, sanki kadın üzerinde erkeğin bir derece üstünlüğü şeklinde çevrilmiştir.
Maalesef çevirilerle ilgili, diyanetimizin ise hiçbir çalışması yoktur. Diyanet ve ilahiyat fakülteleri ne işe yarar onu da bilmiyorum? Özellikle ilahiyat fakülteleri neden “Kur'an ontolojisi” çalışmaları yapmıyorlar. Bu kadar hayati bir meseleyken… Sadece bol bol rivayet öğretiyorlar.
Hucurat 13. ayet ile Kur'an çevirilerinin sağlaması yapılmalı.
Bu tarz anlam kaymalarıyla birlikte uydurma hadislerle beslenen bir cinsiyet ayrımcılığı İslam toplumlarında fazlasıyla söz konusudur maalesef.
aceraydin@hotmail.com
Yorumlar4