Geçmiş ve geleceğin sentezi: Osmanlı ve Cumhuriyet
- GİRİŞ16.12.2012 08:22
- GÜNCELLEME16.12.2012 08:22
Cemil Meriç'in özellikle “Bu Ülke” adlı kitabında üç temel eleştirisi vardır.
Bir tarihini reddeden Cumhuriyet, iki dilini reddeden bir ülke, üç dilini bilmeyen ve tarihi mirasını reddeden ve toplumdan kendisini ayıran entelektüeller.
Meriç'in bu konuda birkaç ifadesi şunlardır:
“Argo kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların…”
“Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız ihtilali, tek mukaddese saygı göstermiş: kamusa”
“Dil Penelop'un örgüsü, yirmi dört saate bir sökülüp örtülüyor.”
“Cumhuriyet entelejansiyasının en acil vazifesi, maziyi tasfiye ve hâli takviyeydi”
“Bir aydın yabancı dil bilmese de olur, çok kitap okumasına da ihtiyaç yok. Yeter ki anadilini gerçekten bilsin. Şecereleriyle tanısın. Asıl olanları adilerinden ayırsın. Karanlık kelimeler vardır, arılar gibi vızıldayan kelimeler. Taşıdıkları hiçbir düşünce yoktur. Kimse tarafından anlaşılmazlar. Ama yinede herkesin ağzındadırlar”.
“İnsan kucağında yaşadığı toplumdan sıyrılamaz, sıyrılırsa okunmaz ve anlaşılmaz.”
Seküler bir camiada, geçmişini reddetmiş ilk Cumhuriyet unsurlarıyla karşılaşan Cemil Meriç, varoluş gösteremeyen bir ülkenin evladı olarak ıstıraplıdır. Bunun en önemli sebeplerinden biri de ona göre geçmişi tasfiye edip, onu reddetmektir.
Dücane Cündioğlu da röportajda şunları söylüyor:
“Bu çabaları küçümsediğimden değil. Problem geçmişi olmayan bir şimdinin sırf kendisinden hareketle geleceği hak ettiğini düşünmesi. Ki ABD bile bunu yapmadı. Kendisine hayali bir geçmiş üretti. Büyük devletler, büyük uluslar sadece hatırladıklarıyla değil, unuttuklarıyla da büyük olmayı başarırlar. O yüzden bizim sadece hatırlamaya değil, unutmaya da ihtiyacımız var. Sırf el sıkışabilmek için. Barış içinde yaşayabilmek için. Cumhuriyetin bir tarafı unutarak var olmaya çalıştı. Şimdi ikinci tarafı hatırlayarak var olmak istiyor. İkisi birleştiğinde, hem hatırlamanın hem de unutmanın hakkını verebildiğimizde Türkiye'yi daha iyi günler bekliyor.”
İnsan hayatında, trajediye inanan biri olarak, daima sentezin bizleri hakikat yolculuğunda doğru bir yola sevk edeceğini akletmiş ve hissetmişimdir. Hatta varlığımla karşılaştığım lise yıllarımdan itibaren gözlerim, geçmiş ile geleceği bütünleştiren; modern ama geleneksel izler taşıyan mabetler aramıştır. Sanırım bu ülkede uzun zaman bu sentezi göremeyeceğiz.
Çünkü bir insanın anı aslında ne geçmişten kopuktur ne de gelecekten… Anımız geçmiş ile geleceğin izlerini taşır. Varoluşumuz gereği, taşımak zorundadır...
Normal, sağlıklı bir duygu ve düşünce taşıyan her insan her iki durumu da varoluşu için gerekli ve değerli görür.
Unutmak ve hatırlamak…
Unutmak; yeniden hayal etmenin, başlamanın ve yeniden her bahar varolmanın şartıdır. İnsan bir yere takılıp kaldığında herhangi bir gelişme gösteremeyeceği gibi bu durum yok olmasına da sebep olabilir.
Hatırlamak; güzel olanı hatırlamak, değerli olanı hatırlamak, insani olanı hatırlamak… Hatırlamak, insan hayatının kümülatif bir varoluş gösterdiğini düşününce gelişmek ve gelecekte yeni bir varlık göstermenin en önemli kalkış noktası olacaktır.
Cumhuriyetin bir kısmı geçmişi, maziyi ve dilini ve toplumunu reddederek homojen ve geçmişi olmayan; boşlukta salınan bir topluluk meydana getirdi. Şimdi ise tamamen geçmişi referans gösteren, mutlaklaştıran bir topluluk var.
Cündioğlu'nun dediği gibi eğer bu iki unsur birleşirse Türkiye gerçekten dünyanın parmakla göstereceği bir ülke olacaktır.
Ne geleceği ne de geçmişi mutlaklaştıracağız. Eğer onları mutlak sayarsak bir insan olarak kendimizi gerçekleştirmemiz asla mümkün olamayacaktır.
Hem Cumhuriyetin hem de Osmanlı'nın değerli tarafları olduğuna inanıyorum. Her ikisinin de hoşuma gitmeyen tarafları olduğu gibi…
Hacer Aydın - Haber 7
aceraydin@hotmail.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol