Hz. Ayşe'den bu yana siyasal hayattan yoksun Müslüman kadın

  • GİRİŞ21.12.2012 09:37
  • GÜNCELLEME21.12.2012 09:37

Günümüz pek çok mezhebin ya da itikadın kaynağı da bu siyasal güç savaşlarıdır. Yazımı ilgilendiren tarafı ise bu vaka ile ortaya çıkmış siyasal aktörlerden birisinin de Hz. Ayşe olmasıdır.

Eğer bu savaşı Hz. Ayşe ve taraftarları kazanmış olsaydı bu gün Müslüman kadın varolmanın dayanılır gerçekliği olan “siyasal ve toplumsal hayatta özne olma” ve “özne olma geleneği”ni oluşturabilir(di) diye düşünüyorum.

Hz. Ayşe, Müslüman Kadınlar için “siyasal özne olma” bağlamında önemli bir figürdür.

Tıpkı Hz. Ali ve Muaviye gibi Hz. Ayşe de eylemde bulunarak “siyasal hayatta varsan, varsın” gerçeğini ne adına olursa olsun gerçekleştirmiş bulunmaktadır.

Ki bu vakada (Hz. Osman'ın katillerinin bulunması ve cezalandırılması); hepsinin ordu kurma ve savaşma sebebi budur. Bu üç figür de “adalet” adına savaşmaktadır.

Savaşın sebebi-sonucu ya da doğruluğu bu yazının konusu olmadığı için vakayı tartışmayacağım.

Beni ilgilendiren sorun “Müslüman Kadının, Hz. Ayşe'den sonra siyasal bir özne olma talebinin yok olması ya da yok edilmesi”dir.

Reel politik iddianız olmasa da bu gün pek çok yasanın çıkmasında etkin olan sivil toplum örgütleri gibi aslında oldukça siyasal yapılarda da Müslüman kadının eksik olmasıdır.

Herhangi bir hakkını talep etme anlamında bu sivil toplum örgütlerini hayatına nüfuz ettirememesi…

Hele hele entelektüel ve sanat ruhundan kopuk ve böyle ortamlara ilgisizse bir sivil toplum örgütünde siyasasal özne olma zorunluluğu fena halde şarttır.

Zira kendi haklarından bir tanesi için bile savaşmamış bir kadın üzerinde siyasal erk, istediği kararı vermekte bence özgürdür. Vereceği karar da vicdanına ve inancına kalmıştır.

Gerçek eylemin, siyasal hayatta olduğunu düşününce pek çok kadının kendinden vazgeçmiş olduğunu ve köleliğe de razı bir konformizmin içinde olduklarını söyleyebiliriz.

Bu gün evlerinizdeki erkekler Meclis tv'yi seyrederken pek çok kadın kendinden vazgeçmiş bir şekilde yemek programlarını, kim kimi ayartmış, bu gün ne giysem gibi programlarla siyasal hayattan yani gerçek eylemin olduğu hayattan bi haber; vazgeçmiş durumdadırlar.

Bu, komformizmin dayanılmaz hafifliğiyle birlikte olan bir gerçeklik olsa da “siyasal gelenek”ten de yoksun olan, (yoksun bırakılmış)  bir cinsin tarihsel gerçekliğiyle oldukça alakalı bir durumdur.

Hz. Ayşe bir adım atmış ama arkası maalesef pek gelmemiş. Neden gelmemiş (…) olabilir mi?

Umuyoruz bundan sonra gelir. Nitekim güzel örnekler de var. En azından sivil toplum örgütleri anlamında varız ama bu oldukça yetersiz. Reel politik ise içler acısı… Entelektüel hayatta çırpınışlar… Sanatın s'sinin çeyreği…

Gerçek eylem siyasal hayattaysa; Müslüman kadın da bu hayatı talep etmek zorundadır.

Zira birileri (erkekler) daima bir eyleyen olarak kendisini çevreleyen dünyaya tamamen açıkken kadınlar kendisini çevrelen dünyaya yarı açık bir hayvan gibi bile olamayıp maalesef tepki bile verememekte; (fırlatılmış oldukları), kendisini çevreleyen dünyaya kapalı bir taş gibi içler acısı bir tepkisizliktedir. 

Hacer Aydın - Haber 7

aceraydin@hotmail.com

https://twitter.com/hacer_aydn

Yorumlar5

  • mert öztürk 13 yıl önce Şikayet Et
    feminizm, islamcılık kadının kimlik inkarı. hacer hanım'ın bu yazısı buram buram feminist eleştiri kokmaktadır. benim yazıyı beğenmem veya beğenmemem başka bir konu; benim karşı çıktığım nokta: feminist islamcı ideolojinin, kendisine meşruiyet kazandırması için "islamî referanslara" sarılmasıdır. feminizm, batı felsefesinden mülhem bir eleştirel refleks iken hz. aişe'ye atıf ile kendisine zemin bulma gayreti islamcı ve kılişe bir metoddur. siyasal hayatta var olmak herkesin hakkıdır; bunun kadınlıkla erkeklikle de bir ilgisi birinci dereceden yoktur; o başka bir tartışmadır. feminizm ise kadın kimliğini inkar ve kadını "dişiliğine" hapsetmektir..
    Cevapla
  • turgut1 13 yıl önce Şikayet Et
    hacer hanımın taktiği/metodu (tümden gelim). daha önceleri biraz felsefe ağırlıklı gidiyordu şimdi ise cemel vakası ile asrı saadete doğru yol alıyor..aslında karmaşık bir yol izliyor,yorucu bir yol izliyor..zira tarih ise asrı saadet,hulafai raşidin ve emeviler ve abbasiler şeklinde bir seyir izliyor..hz.aişe peygamber hanımıdır ve peygamber hanımlarının evlerinde oturması gerektiğine dair ayet var hikmeti ise ehli beytin tahir edilmesi ile alakalı..hz aişenin ise sefere katılmış olması bence,kendi kanaatime göre yerinde olmamıştır,ayette bildirilen murada karşı yerinde olmamıştır (haddime düşmeyerek kanaatimdir)..her neyse müslümanlarında zaten koptuğu dönemlerdir o dönemler..müslüman kadınlar sosyal hayatın yarısıdır.o halde onlarda sosyal ve siyasal anlamda elbet ki yerlerini almaları gerekir...hacer hanım felsefeden kurtulmuş olmanız güzel ama geldiğiniz nokta kargaşa dönemi..asrı saadetten başlayın.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • emsile 13 yıl önce Şikayet Et
    bununla beraber... şayet gönüllü bir hizmet eri iseniz zaten günlük sorumluluklarınızdan arta kalan zamanı da bu hizmet faaliyetlerine ayırabiliyorsunuz ki bu benim kanımca böylesi bir devirde siyasete atılıp vaktini o yönde sarfetmekten çok daha elzemdir..müslüman elatlara islamı öğretmek,onlara bu şuuru aşılamak için efor harcamak dururken siyasetin yalan dolan ve menfaat dolu ilişkileri için kısacık ömrümüzü neden heba edelim..?hz. aişe ve cemel vakasından bahsetmeniz yerinde olmadı,hz. aişe nin bu vakıada rol alma sebebi aktif bir siyasetçi konumunda olma ve ön plana çıkma arzusu değildi bunu hepimiz biliyoruz..ancak sizin satırlarınız ise "kadının köleleşmesi"kısmından da daha iyi anladığımıza göre her zamanki gibi kadının kişilik kimliğini ispat etmesi gerekliliği ile alakadar..kısaca bu kaygının adı islam kaygısı değil kadının kimliksel yokoluşunun kaygısı...diniyle dertlenen birinin kaygısı değil bu kaygılar..
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • emsile 13 yıl önce Şikayet Et
    müslüman kadının işi öyle zor... sorumluluğu öyle ağır ki siyaset çok arka planda kalıyor ..size tamamen hayatın gerçeklerinen bahsedeyim,ütopik bir kadın portresinden vazgeçin..en başta yüzde doksanının müslüman olduğunu iddia ettiği ama islamı birkaç sahaya hapsetmiş insan yığınının içerisinde hem müslüman şahıs olarak var olmaya hem de çocuk yetiştirmeye çalışıyorsunuz bu en ağır ve zoru emin olun..bir müslüman hanımın siyasete ve dünya yaşamına yönelik bu tip aktivitelere hayatını adaması demek bir anlamda çocuklarından aile yaşamından vazgeçmesi,taviz vermesi ve onları popüler kültürün ellerine teslim etmesi demek oluyor..malesef hayat ve toplumun şartları sütliman değil ve neredeyse tüm ilginizi gayretinizi asıl sorumluluğunuz olan çocuklara yönlendirmeniz gerekiyor ki hiç olmazsa müslüman olduğunu unutmamış bir neslin mürebbiyesi olabilin..çocuk sahibi misiniz bilmiyorum ama şartlar gerçekten zor..
    Cevapla Toplam 4 beğeni
  • marem er 13 yıl önce Şikayet Et
    kadın duygusallığı işte. ne diyeyim başka? ezilmişlik söylemi sarmış bir kere sönmez bir daha. ALLAH cc kolaylık versin.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat