Hudeybiye anlaşmazlığı (İmralı görüşmelerinde)
- GİRİŞ14.01.2013 09:29
- GÜNCELLEME14.01.2013 09:29
Fethullah Gülen de bu süreci toplumumuzun geneli gibi destekliyor ve demeçler veriyor. Peygamberimizin ve ilk Müslümanların, Müşriklerle yapmış olduğu ilk barış anlaşması olan Hudeybiye anlaşması üzerinden yeni bir yorum katıyor. Başbakanın danışmanı Yalçın Akdoğan da Gülen'in bu söylemini barış sürecine katkı anlamında önemli bulup destekliyor.
Süreci hala devam eden ağır nezle ve boğaz ağrılarım dolayısıyla derin takip edemesem de barışa katkı anlamında bu örneğin alınmalara da vesile olmuş olduğunu gördüm. Acaba bu örnekle kaş yapalım derken göz mü çıkarılıyor?
Önce Antony Black'in “Siyasal İslam Düşüncesi Tarihi” adlı kitabından Hudeybiye anlaşması ya da Medine Vesikasına nasıl bir yorum getirdiğine bakalım.
“Medine Vesikasında ve Medine'deki ilk öğretilerinde açıkça görülmektedir ki Muhammed'in amacı bir kabileler konfederasyonundan kendi ahlaki misyonu tarafından yönlendirilen bir ümmet yaratmaktı. Yahudilikte herkesi kapsayan bir (etnik) yasa vardı. Hıristiyanlıkta ise manevi (evrensel) kardeşlik. Ancak bunların ikisi de askeri güç ve siyasal otorite konusunu ciddi olarak ele almamıştı; her ikisi de yabancı ve pagan bir yönetim altında yaşamayı kabul etmişti. Muhammed ise manevi kardeşlik, kapsayıcı bir yasa ve, gerekirse askeri güç vaaz ediyordu. Kabileler ve kabile toplulukları İslami yönetim altında da varlıklarını ve gelişmelerini sürdürdüler. Devletçi Roma ve İran imparatorluklarına başkaldıran İslam, devletsiz bir uygulama getirmiştir.” “Hıristiyan Avrupa'daki feodal Monarşi ile yönetilen devletlerin tersine, Müslüman ümmeti farklı grupları; onların içyapılarını yok etmeden, birbirine bağlıyordu.”
Medine vesikasını nasıl anlamalıyız? Antony Black'in dediği gibi burada önemli olan şey Medine Vesikasına bağlı hiçbir grup kendi içyapısından bir şey kaybetmiyor.
Türkiye Ulus Devleti, kuruluşunda homojen bir toplum yapısını öngörmüştü. Homojenleştirme ve tek tipleştirme çeşitli kavimlerden ve dinlerden oluşmuş bir yapıyı yok saymış; ulus devletler arasında mübadeleler yapmıştır. Ve maalesef elde kalan unsurları da bastırma yoluna gitmiştir. Dolayısıyla bu gün yaşadığımız sıkıntılar ve şiddet olayları bu yok saymalara karşı bir başkaldırıdır. ,
Hudeybiye Anlaşması, İmralı barış görüşmelerine örnek olarak verildiğinde iki kaprisle karşı karşıya kaldık:
“Medine Vesikasında, hangi tarafın Müşrik ya da Müslüman olduğu”
Türk Milliyetçiliğine mensup olan ve barış görüşmelerine karşı çıkanların yorumu şöyle:
“Hudeybiye anlaşmasının üç önemli sonucu var. Bir Mekkeliler, Medinelilerin siyasi varlığını kabul ettiler. İki barış İslam'ın büyümesini kolaylaştırdı. Üç Mekke'nin fethi kolaylaştırdı. Bu siyasi görüşmelerde kim siyasil bir varlık kabul ettirmeye çalışıyor, kim büyümeyi arzuluyor ve kim/nereden toprak almaya çalışıyor” gibi...
Haber Diyarbakır sitesinden Mehmet Şenel de Kürtler ve Hudeybiye” adlı yazısında şunları yazmış:
“Kendisini mazlum, Kürtleri zalim takdim eden anlayış, kendini İslam'ın yegane evladı gibi takdim eden anlayış, Kürtleri kafir Türkleri peygamber edası ile karşılayan bilinçaltı büyük bir yanlış içinde. Kürtlerin isteklerini müşriklerin putperest anlayışı olarak takdim ederken, ulus devletin bekası olan şu müzakere sürecini snki İslam'dan tavizmiş gib Hudeybiye benzetmesi çok yanlış bir minvaldeki ruh halinin emaresidir.”
Şimdi iki zıt alınma, hayıflanma ve negatifleşme karşısında ben, Hudeybiye anlaşmasını günümüz açısından anlamak ve bu tarihi vesikadan toplum olarak faydalanmak ve barıştan herkesin karlı çıkağına garanti veren biri olarak Antony Black'in Medine Vesikasına getirmiş olduğu yorumu uygun görüyorum.
aceraydin@hotmail.com
Yorumlar2