Annemin Coğrafyası

.

  • GİRİŞ09.10.2020 09:42
  • GÜNCELLEME12.10.2020 09:43

Annemin coğrafyası mutfakta türkülerle başladı benim için. Kerkük, Rumeli, Anadolu…  Bunları ilkin yemeklerin sosu olarak dinledim. Onlarla pişirilen yemekler daha bir güzeldi. Sonra anekdotlar eklendi. Bazıları kitaplardan okunmuş bazıları muska gibi nesillerden nesillere kulaktan taşınmış bilgiler. Onların her biri yolculuk biletleriydi benim için. Sonra kitaplara binip o coğrafyalara yolculuk yaptım. Üsküp’ten Kosova’ya, Yavuz Bülent Bakiler’den, mesela… Coğrafya kitaplarında yazmayan başka bir coğrafya, tarih kitaplarında yazmayan başka bir tarih, seyahat rehberlerinde yazmayan başka bir seyahat. Erbil’e gittiğimde de Üsküp’e vardığımda da beni yalnız bırakmayan türküler, bilgiler. Neyi bilmemiz gerektiğini söylemekten ziyade nereden bakmamız gerektiğini gösteren bir açı. Bu nedenle kıymetli.

 

 

Aradan yıllar geçti ve annem bu coğrafyanın kendisiyle kavuştu. Nasip oldu Saraybosna’yı, Mostar’ı, Travnik’I birlikte gezme imkanımız oldu. Travnik’te gürül gürül akan nehrin yanında kahvelerimizi içerken karşıdaki boş evi gösterdi oracıkta bir evimizin olmasını hayal ettik. Coğrafya, başka türlü bir şeydi, konuştuğumuz dil başka türlü. Bir Ramazan ayı başlayacağında otobüse binip Üsküp’e gittiler İstanbul’dan. Sadece coşku değil, eleştirel bir bakış da vardır annemin coğrafyasında. Üsküp’te gördüğü avukat ve noter tabelalarının fazlalığı rahatsız etmişti. İnsanların birbirlerine olan güvensizliğinin remzi olarak görmüştü. 

Gündemimiz Azerbaycan, onunla ilgili de başka türlü bakışı vardı. Hiçbir yerde okumadığım ama derinlerden gelen bir sezgiyle birleşen bilgiler. Yirminci yüzyıl başlarında neft zenginlerinin vatan yerine kendilerini düşündüklerini sanki o günlerde yaşamış gibi hüzünle anlatıyordu. Sonradan kendi zenginliklerine uzaktan bakmak zorunda kaldıklarını da elbette. Suçlu aramak değil elbette muradı, dertleriyle dertlenmek.

 

 

Bir vesileyle Iğdır’a gittikten sonar sınırsız coğrafyasında Nahcivan’a geçmişti. Türkülerde tarif edilen gönül yollarında dolaşmışlardı babamla. Tebriz şuracık yer deyip devam etmişlerdi yola. Ülkeler ve sınırların ötesinde Türkçe’yle gidip gönül diliyle konuşmuşlardı. Daha sonra İstanbul’da misafir edecekleri Tebriz Türklerinden birinin evinde misafir olmuşlardı. Dönüşte anlata anlata bitiremediği bir yolculuktu. Ama bir de notu vardı: Tebriz hapishaneleri Türk gençleriyle dolu. Umudunun içine gizlenmiş hüzün annemin coğrafyasını benim gözümde gerçekçi kılan unsurdu.  Ne siyah ne de pembe bir tablo.

Hepimizin birbirimizden öğreneceği çok şey var. Coğrafyayı annemden öğrendim diyebilirim. Yüzyılların içinden taşıdığı bilgelikle, güzel bir bakış açısı hediye etti. Türkülerimizin ortak olduğu yerlerle, Türkçemizle anlaşabildiğimiz yerlerle fazla uzak sayılmayız. Araya çizilen sınırlar gün gelir kalkar, Tebriz’den Travnik’e bugün olmazsa yarın gidilir ve bir evimiz vardır gönüllerin içinde eğer kapısını açmayı bilirsek.

Azerbaycan denilince yüreğimiz coşuyorsa, Bosna içlerinde bir parçamızın olduğunu hissediyorsak ve coğrafya ne sınırlara ne de kitaplara sığmıyorsa eğer, başka türlü bir sözlüğe ihtiyacımız var demektir.  Koskoca teorilere sığmayanlar türkülerde anlatılıyorsa, öğreneceğim çok şey var demektir annemin coğrafyasından, gönül coğrafyasından...

Yorumlar2

  • Yorumcu 3 ay önce Şikayet Et
    Güzel bir yazı Allah annenize uzun ömür bahşetsin
    Cevapla
  • Tuğlu... 3 ay önce Şikayet Et
    Eyvallah...
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat