AB yolu, unutmayın, Kürt sorunundan da geçiyor!
- GİRİŞ07.08.2008 10:55
- GÜNCELLEME07.08.2008 10:55
Bir başka deyişle:
Türkiye’nin tepeden tırnağa değişimini öngören ‘Avrupa Birliği projesi‘nin makul bir süre içinde gerçekleşmesini içtenlikle istiyorsanız ve yeriniz iktidar koltuğu ise, o zaman boğayı boynuzlarından yakalamak zorundasınız.
Başka çare yoktur.
Çünkü burası Türkiye!
Çünkü burası çok zor bir ülke.
Lafla peynir gemisi yürümüyor bu ülkede. Bazı yapısal nitelik taşıyan sorunlar var ki, bunları çözüm yörüngesine oturtmadan Türkiye’nin düze çıkması, yani demokratik hukuk devleti olması da, aş ve iş sorununu çözmesi de olanaksızdır.
AB yolunda mı yürünecek?
Kıbrıs’ta çözüm şarttır.
AB yolunda mı yürünecek?
Kürt sorunu ile yürünmez.
AB yolunda yürünmek için Kıbrıs engelini kaldırmaktan ve Kürt sorununu demokratik çözüm yörüngesine oturtmaktan başka çare yoktur.
Bunlar olmadan AB yolu tıkanır.
AB yolu tıkandı mı, birinci sınıf demokrasi ve hukuk yolu da tıkanır.
Bunlar tıkandı mı, Türkiye’nin aş ve iş sorununu çözmek için gerekli doğrudan yabancı sermaye yatırımları fena halde teklemeye başlar.
Çünkü demokrasi ve hukuk çıtasını yükseltemeyen, şiddet ve terör sorununu çözememiş, istikrarsız bir ülke dış yatırımcılar için çekici olamaz.
Yazın bunu bir kenara.
Bu konuların hepsi içiçedir. Birinde topa vurduğunuz vakit, ötekiler de anında olumlu ya da olumsuz etkilenir.
Bu açıdan dün Kıbrıs’ı yazmıştım. AB yolunun Kıbrıs’tan geçtiğini belirtmiştim.
Ve Başbakan Erdoğan’ın bu konuda gerekli siyasal kararlılığı tıpkı 2003-2004’deki gibi göstermesinin ne kadar önemli olduğunu söylemiştim.
Yoksa Türkiye’nin AB yolunun tıkanacağını, reform seferberliği gibi büyük lafların kağıt üstünde kalacağını yazmıştım.
Dünkü yazım, “Başbakan Erdoğan’ın siyasal kararlılık ve cesaretinin test edileceği bir konu daha var, o da Güneydoğu ve Kürt meselesidir” diye bitmişti.
Evet, Kürt sorunu...
Yalnız PKK değil, asıl Kürt sorunu var, Türkiye’nin hem AB, hem de demokrasi ve hukuk yolunun üstünde.
Bu sorunun çözüm rayına oturması sadece şiddet ve teröre dönük haklı mücadeleden geçmiyor. Sadece yoksullukla mücadeleden de geçmiyor.
Çözüm yalnız şiddet ve yoksulluğu yenmekle değil, aynı zamanda Kürt sorunuyla da ilgili. Yani Kürt kimliğiyle, Kürt kültürüyle, diliyle, siyasal haklarıyla ilgili bir konu aynı zamanda...
Şiddet ve yoksullukla mücadele ederek bu işi bitiririm diyen resmi görüş çıkmaz sokaktır. Bugüne kadar denendi, halen de deneniyor.
Askeri operasyonlar Kuzey Irak’ı da içine almış olarak devam ediyor. Yoksullukla mücadele yeni paketler açılıyor.
Bunlar elbette önemli.
Ama yeterli değil.
Yakın geçmiş yeterli olmadığını gösterdi. Kürt sorunu bunların ötesinde bir şey. Devletin ‘gri yalanları’yla bu sorunu sürekli erteleyerek yol almaya çalışmak bu çağda artık çözüm olmaktan çıkmıştır.
Bu politikalarla Kürtleri daha beter soğutursunuz, Türkiye’den uzaklaştırırsınız ve ‘Kürt milliyetçiliği’ ile ‘ayrılıkçılığı’ güçlendirmiş olursunuz.
Bu söylediklerim yaşanıyor da...
Aklınızdan çıkarmayın:
Türkiye AB yolundan ne kadar uzaklaşırsa, Kürt milliyetçiliğiyle ayrılıkçılığına giden yol o kadar açılır.
Bu nedenle Türkiye, yoksulluk ve şiddete karşı haklı mücadelesine devam ederken, aynı zamanda dağa çıkan yolu kesmek ve dağdakileri indirmek için de ciddi adımlar atmalıdır. Kürt kimliği konusunda, demokrasilerin gerektirdiği bireysel hak ve özgürlükler çerçevesinde gereken reformları gerçekleştirmelidir.
Bunun zamanı çoktan geldi.
Artık geçiyor da.
Kürt sorununun çözümü yolunda adımlar atmayan, atamayan bir Türkiye, AB yolunda yürümeye devam edemez, bir nokta gelir tıkanır.
Bunun içindir ki, boğayı boynuzlarından yakalayıp yere çökertmekten söz ediyorum. Kürt meselesi de, Kıbrıs da bu tür sorunlar kategorisi içinde yer alıyor.
O yüzden de çözümleri, siyasal kararlılık -ve hatta yürekliliği- gerektiriyor Sayın Başbakan...
Üçüncü yazı yarın.
HASAN CEMAL - MİLLİYET
Yorumlar3