Saraçoğlu'nda Fener'i yenerek şeytanın bacağını kırmak!

  • GİRİŞ09.11.2008 09:06
  • GÜNCELLEME09.11.2008 09:06

Bilemezsiniz, ne kadar mutluydum perşembe gecesi.   Sanki eski güzel günlerdi.
Galatasaray, hücumda nadide bir çiçek gibi açılıyor, savunmada bir şemsiye düzeni içinde kapanıyordu.
Hele ikinci yarı muhteşemdi.
Gece yarısına doğru Estadio da Luz gitgide sessizleşti. Galatasaray'ı çantada keklik gören, çok erken havaya giren, hatta kartallar uçurarak zaferlerini peşinen kutlayan Benfica taraftarları, görkemli statlarını daha maç bitmeden terk ederken hüzünlü bir havadaydılar.
2-0'lık yenilgiyi içlerine sindirenler ise Arda başta olmak üzere sarı-kırmızılıları centilmence alkışlıyorlardı.
2000 yılı baharını anımsadım.
O bildik duygu fırtınası yıllar sonra içimi şöyle bir yalayıp geçti yine.
Geçmişi özlemişim demek.
Perşembe gecesi De Sanctis'in kalemizde devleştiği o harikulade kurtarışında, Kanat Atkaya kardeşim de 'Taffarel ruhu'nu görmüş...
O ruh, sekiz yıl önce Danimarka'nın başkentinde tam anlamıyla şahlanmıştı. Fatih Hoca'nın aslanları o gün öylesine bir psikolojik duvarı yıkmışlardı ki, Galatasaray'la birlikte artık Türk futbolu da, "Biz de yaparız, biz de başarabiliriz!" özgüvenini kazanmıştı.
O duvarın yıkıldığı günü nasıl unutabilirim ki?..
Tarih, 17 Mayıs 2000.
Yer, Kopenhag'ın Parken Stadyumu.
Arsenal'la UEFA finali.
Durum 0-0.
Yarım saatlik uzatmanın hemen başında, olağanüstü 10 numaramız Hagi kırmızı kart görüyor, 10 kişi kalıyoruz.
Hatta 9.5 kişiyiz.
Çünkü Büyük Kaptan Bülent Korkmaz'ın da omzu yerinden oynamış, bir kolu vücuduna bandajlanmış ama dişe diş mücadelesini kahramanca sürdürüyor. Futbolumuzun gelmiş geçmiş en büyük golcüsü Hakan Şükür'ün şutu direkte patlıyor.
Maçın bitimine çok az var.
Arsenal'ı sağdan kaçırdık.
Eyvah!
Sola doğru enfes bir orta. Top, Taffarel'in kalesine doğru süzülüyor. Soldan Henry koptu, çıta gibi uzun bacaklarıyla koşuyor, topa yükseliyor.
Aman Allah'ım!
Çakıyor kafayı Henry...
Top tam doksana gidiyor.
Gözlerimi yumuyorum.
Her şey bitti mi?.. Hayır hayır, Taffarel kalesinde devleşiyor, uzanıyor ve tam doksana giden topu eliyle tokatlayıp mutlak bir golü kurtarıyor.
Hiç unutamam o anı...
(Biliyorum, bazı Fenerli dostlar da unutamaz o anı, "Henry nasıl da kaçırabildi o altın golü!" diye hayıflanırlar, tabii şaka şaka diyerek...)
Savunma göbeğinin büyük topçusu Popescu'nun Yaradan'a sığınıp patlattığı son penaltı vuruşunda da gözlerimizi yummuştuk. Ve Parken Stadyumu'nda Arsenal'ın elinden kaparak kaldırdığımız UEFA Kupası'yla dünyalar bizim olmuş, hiçbirimiz gözyaşlarımızı tutamamıştık.
Ne güzel bir geceydi.
Biliyorum, tarihle yaşanmaz.
Hele futbolda...
Ama perşembe gecesi Benfica'nın kartallı Estadio da Luz'unda, muhteşem Cimbom'u televizyon karşısında izlerken çok sevindim.
Elbette düşündüm, bu galibiyet bir dönüm noktası olabilir mi diye.
Yoksa erken mi?..
Bilemiyorum.
Takımda taşlar oturacak gibi. Teknik direktörümüz Skibbe de uyum sağlamaya başlıyor gibi.
Bir makine intizamıyla harikulade oynayan orta sahamızı, seyri gerçekten keyif veren, topu her seferinde kaç kişinin arasından söküp çıkaran, yampiri yampiri gelerek attığı çalımlar ve yaptığı enfes asistleriyle Arda'yı, büyük topçuluğunu, hatta cambazlığını gitgide sergileyen Lincoln'ü, büyük beyin rolünü tıkır tıkır oynayan, top çalma üstadı Ayhan'ı, savunma göbeğindeki kahramanlığıyla sürekli sivrilen Servet'le ilk golün sahibi ve tecrübe küpü Emre Aşık'ı, iki yanda enerjileri tükenmeyen cıva gibi Sabri'yle Hakan Balta'yı, sakin sakin klasını konuşturan sağlam kulemiz Meira'yı, bu ara fazla gol kaçırsa da fevkalade topçu Milan Baros'u, attığı gol ve mücadele azmiyle Ümit Karan'ı, elbette Taffarel ruhunu canlandıran De Sanctis'i perşembe gecesi seyrederken, "Futbol gerçekten güzel oyun!" dedim kendi kendime...
Saraçoğlu'nda final oynayacak mıyız?
Bir UEFA finali daha...
Sekiz yıllık bir aradan sonra...
Neden olmasın?
Galatasaray'ımızın 1999-2000 yükselişi de böyle başlamamış mıydı?..
Havaya girme!
Bu akşamı düşün önce.
Şeytanın bacağını kırmak zorundayız.
Bir başka deyişle:
Saraçoğlu'nda Fener'i yenmek...
Evet, dört puan önündeyiz Fenerbahçe'nin. Lizbon'dan çok iyi bir sonuçla geliyoruz. Moraller yerinde. Psikolojik üstünlükten söz edilebilir.
Ama abartmamak kaydıyla.
Attila Gökçe'nin deyişiyle, Galatasaray-Fenerbahçe derbilerinde akıl da, istatistikler de iflas edebilir.
Doğrusu heyecanlıyım.
İyi ki GS-FB rekabeti var.
İyi ki futbol var.
Herkese iyi pazarlar!


Hasan CEMAL / Milliyet
h.cemal@milliyet.com.tr

Yorumlar2

  • cevat kelle 17 yıl önce Şikayet Et
    umut fakirin ekmeği:))). Bir başka deyişle: Saraçoğlu'nda Fener'i yenmek...
    Cevapla
  • isa ertuğrul 17 yıl önce Şikayet Et
    İşte tarafsız bir spor yazarı böyle olur.. Sadece kendi tutduğu takım,ın zaferlerinden bahs etmiş hiç kimseye hiçbir kulübe saldırmamış.Türk milleti GS,ın zafeleriyle her zaman gurur duymuştur türk futbolunun aşama kaydetmesinde büyük rol oynamıştır. Aşağıda yazan yaşar İlksiz bey gibi GS,a saldırmamıştır.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat