Öcalan, PKK’nın Türkiye sınırları dışına çıkması için de düğmeye basmalı!
- GİRİŞ18.10.2009 08:02
- GÜNCELLEME18.10.2009 08:02
Kandil Dağı’ndan, Kuzey Irak’ta Türkiye Kürtlerinin yaşadığı Mahmur Kampı’ndan ve Avrupa’dan... İlk grubun yarın Türkiye-Irak sınırına, Silopi’ye gelmesi bekleniyor.
Nedir bu ‘Barış grupları’?
En kısa yanıt: PKK’lılar...
Niye geliyorlar?
Kendilerinin de ‘barış’tan yana olduklarını ve bu açıdan iyi niyet taşıdıklarını göstermek, ama aynı zamanda Kürt açılımı konusunda hükümeti, Ankara’yı sınamak için...
Bütün bu gelişmeleri, Ahmet Türk’le birlikte DTP’nin eş Genel Başkanlığını yapan Emine Ayna’dan cuma günü öğleden sonra ayrıntılı olarak dinledim.
Önce sorular belirdi kafamda.
Aceleye getirilen bir şeyler mi söz konusuydu? Ters tepebilir miydi? Barışa hizmet derken ortalık karışabilir miydi? Olmadık provokasyonlara yol açılabilir miydi?
Bu sorular hala geçerli.
Öncelikle belirtmek istiyorum.
Böyle bir girişimin fazlasıyla sabır ve uzun zaman gerektiren ‘demokratik açılım’a zarar vermesini engellemek lazım.
Bu bir güncel sorumluluktur.
Bir başka soru şu:
‘Barış grupları’yla ilgili girişim sadece İmralı-Kandil ekseninde mi yapıldı? Yoksa Ankara-Bağdat-Erbil üçgeni de işin içinde var mıydı?
Bir başka deyişle:
Barış gruplarıyla ilgili senaryo daha önce kapalı kapılar arkasında, daha geniş çevrede mi oluşturuldu?
Bu ihtimalin ağır bastığı söylenebilir. Üç günlük Irak gezimiz sırasında, çok somut olmasa da buna dair bazı izlenimler edindik.
Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’nin Türkiye’yle ilişkilerdeki ‘yepyeni bir ruh’tan söz etmesi, perde arkasındaki yoğun çabaları belirtmesi, Irak Kürdistan Yönetimi’nin halef selef Başbakanları Barham Salih’le Necirvan Barzani’nin PKK’nın dağdan inmesiyle ilgili olarak bazı gelgitlere üstü örtülü dille değinmeleri, Başbakan Erdoğan’ın Bağdat’tan Ankara’ya dönüş yolundaki bazı imalı sözleri, bütün bunlar bir araya getirildiğinde ‘Barış grupları’yla ilgili olarak bir senaryo akla gelebiliyor.
Ama demin belirttiğim gibi, madem ‘Barış grupları’ yola çıkıyor, o zaman bu girişimin ‘demokratik açılım’a, Türkiye’yle birlikte bölgede yavaş yavaş da olsa işlemeye başlayan ‘barış süreci’nin ruhuna zarar vermesinden kararlılıkla sakınmak gerekiyor.
Bu sorumluluğu ilgili tüm tarafların hissetmesi şart, yoksa yazık olur.
Bir başka noktaya gelince...
1999 yılında da ‘Barış Grupları’ gelmişti Türkiye’ye. O zamanda düğmeye Öcalan basmıştı İmralı’da. Fakat on yıl önce Öcalan, PKK’lılara bir talimat daha vermişti:
Ellerinizi tetikten çekin!
Sınır dışına çıkın!
Öcalan’dan PKK’ya bu defa böyle bir talimat yok. Biliyorum, buna karşılık söylenecek olanı:
“Biz durduk, tek taraflı ateşkes ilanımız sürüyor. Biz elimizi tetikten çektik ama askeri operasyonlar durmuş değil.”
Yine denilecek ki:
“Türkiye sınırlarının dışına çıkalım. İyi güzel ama 1999’da dışarıya çıkarken asker üstümüze geldi, 500 civarında kaybımız oldu. Bu sefer önce güvence verilsin, biz çekilirken üstümüze operasyon yapılmayacağına dair...”
Evet, kulak verilmesi gerekiyor bu seslere de...
Benim son olarak özellikle belirtmek istediğim üç nokta var.
İlki, dağdan ölüm haberlerinin gelmediği, yani silahların sustuğu bir ortamın sağlanması...
İkincisi, benim barış süreci diye tarif etmeyi sevdiğim açılımın bugünden yarına sona ermeyeceği, kesinlikle zaman ve sabıra ihtiyaç gösterdiği...
Üçüncüsü, ‘Barış Grupları’ için düğmeye basan Öcalan’ın aynı zamanda PKK’nın Türkiye sınırlarının dışına çıkması için de bir talimat vermesi...
İyi pazarlar!
Hasan CEMAL / Milliyet
h.cemal@milliyet.com.tr
Yorumlar3