Suriyeliler meselesini konuşamazsak, gettolaşmanın sonuçlarına katlanabilir miyiz
- GİRİŞ04.01.2019 10:05
- GÜNCELLEME04.01.2019 10:05
Sevgili Mehmet Acet “Göç zenginliktir, korkuya gerek yok” başlıklı dünkü yazısında Suriyelilerin Türkiye’ye değer kattığını anlatmış. Son cümle olarak da, “Bu durumda ‘Suriyeliler geldi huzurumuz kaçtı’ cümlesi de fazla propaganda kokan bir cümle haline dönüşüyor” diyor.
Yazının bir bölümünde de şöyle diyor, “(…) Unkapanı köprüsünden Fatih’e çıkarsanız, o bölgedeki değişimi bir Fatihli size daha iyi anlatabilir.” Bu cümleyi pas olarak kabul ediyorum ve bir Fatihli olarak Suriyeliler meselesini bir kez daha anlatmak istiyorum.
Fatih’te 300 ruhsatlı iş yeri var Suriyelilerin. Ve İstanbul genelinde 500 bin olan Suriyeli nüfusu Fatih’te 110 bin civarında. Fakiri az. Orta sınıfı çok.
Suriyelilerin işyerlerinin çok olduğu bir caddede oturuyorum. Değişimi gözlüyorum. Mesela, tek tük kalmış Türk esnafı, tabelasına “Türk Lokantası” yazma ihtiyacı duydu çoktan!
Yine apartmanlarda oturan Suriyeli ailelerden tanıdıklarım var. O ailelerin, apartmandaki yerleşik düzeni nasıl dönüştürdüklerini burada anlatmayacağım, canımız çok sıkılır zira…
Bir de alışkanlıklarının tamamını gelirken yanlarında getirdiklerini söylememe müsaade edin.
Yani, sığındıkları ülkenin kurallarına uymak yerine, kendi davranış biçimlerini dayatıyorlar, zurnanın zırt dediği yer burası.
Fatih’in yerlilerinin bir bir sitelere kaçtığı bir değişim ve dönüşümden söz ediyorum.
Güvenli bir sitede oturup, turistik seyahat için Fatih’e gelenler için “çok renkli” bir atmosfer olabilir burası. Ama yaşayanlar için her gün gettolaşan bir Fatih’ten söz ediyorum.
GELENE “NİYE GELDİN” DEMEDİK
İstanbul’un bazı semtlerinde sosyolojimiz değişti. Tabelalarımız değişti. Ağız tadımız, konuşma biçimimiz, yürüyüşümüz değişti! Apartman yaşamımız değişti. Ev halimiz değişti. Dilimiz değişti! Fatih bunların başında geliyor.
Suriyelilere kapılarımızı sonu kadar açtık. Birçok toplumsal riskleri göğüsleyerek yaptık bunu. Hiçbir etnik köken, mezhep, din gözetmeden yaptık.
Sadece yaşlılar, çocuklar, kadınlar gelmedi... Memleketlerini savunacağını düşündüğümüz nice gençler de geldi..!
Onlara da oturdukları yerlerde ya da sokaklarda gördüğümüzde “Niye kalıp memleketinizi savunmadınız” diye sormadık!
Bu gençlerin “Vatan nöbeti nedir”, “Vatan savunması nedir” diye bir derdi varsa eğer, gün bugündür. Zaman bu zamandır. Çünkü Suriye’de artık sona geliniyor.
Türkiye sadece ev sahipliği yaparak yardım etmiyor. Aynı zamanda Suriye topraklarını işgal eden, terör gruplarıyla da mücadele ederek Suriyelilere yardım ediyor.
Canımız yanıyor. Ocağımıza ateş düşüyor. O haldeyken bile millet yek vücut bu mücadeleye destek veriyor. Sokakta yürürken karşılaştığı genç Suriyeli erkeklere bir çift söz bile söylemiyor.
Peki onlara bir sorumluluk düşmüyor mu?
Hiç olmazsa sokakta yürürken, yüzünü düşürmemek, yere bakmamak için bir şey yapmalı değil mi?
Yok! Yılbaşı gecesi Taksim Meydanı’nı doldurup eğlenmeyi tercih ediyor. Diyebilirsiniz ki “Eğlenmek onların da hakkı değil mi?”
İyi de bizde bir adet vardır, ölü evinde televizyon bile açılmaz.
Böyle deyince, “Faşist, Arap düşmanı” gibi suçlamalara muhatap oluyorum. Olsun. Dost acı söyler. Bu işin geleceği sosyal patlamadır dostlar..!
Eleştirildiğimi biliyorum. Ama bilin ki biraz da milletin hissiyatına ayna tutmaya çalışıyorum.
Zira Suriyelilerle Fatih’te iç içe yaşayanım. Otobüste, minibüste onlarla seyahat edenim. Alışveriş yapıp, kapattıkları kaldırımda yürümeye, parkta dolaşmaya çalışanım.
SAVAŞI FIRSATA ÇEVİRENLERE DE Mİ LAF SÖYLEMEYELİM?
2011 yılında Suriye krizi alevlendiğinde, dönemin yöneticileri mülteci akınıyla ilgili olarak, “100 bin mülteci bizim kırmızı çizgimizdir” demişti.
Bu süreçte ilk önce “rejimden kaçan sığınmacılar” diye bir meselemiz vardı. Sonra, “Rejim ve DAEŞ’ten kaçan sığınmacılar” oldu. Ardından, buna PYD/YPG-PKK’dan kaçanlar da ilave edildi.
Bir de krizi fırsata çeviren, cebine nakdi koyup soluğu Türkiye’de büyük şehirlerde alanlar…
Bunların sayısı azımsanamayacak kadar çok. Onlara bir çift söz söylemeyelim mi?
GETTOLAŞMANIN SONU ÇATIŞMA DEĞİL MİDİR?
İstanbul’daki Suriyeliler meselesi gettolaşmaya gidiyor. Fatih’te bunu çıplak gözle görebiliyorum.
Kendi işyerlerini açtılar, kendi kafeleri, lokantaları var. Birbirlerinden alışveriş yapıyorlar. Bunların hepsi bir yere kadar kabul edilebilir.
Entegrasyondan çok, kendilerini ayrıştırmayı tercih ediyorlar. Bunun önümüzdeki yıllarda ne tür sorunlara neden olacağına bakmak gerekmiyor mu?
Bir de savaşın tarafı olmak nedeniyle göçenlerin dışındakiler var ki onların “fütursuzluğu” can sıkıyor.
Sosyolojimizi değiştiriyorlar. Sokak ortasında gruplar halinde bekleşmeleri, gece yarılarına kadar bağıra çağıra dışarıda yemek yemeleri, etrafı çöp yığınına çevirmeleri onların çok sıradan davranışları. Ama biz yadırgıyoruz doğrusu.
Genelleme yapmadan söylemek isterim ki imtiyazlılık hallerini bizim sıradan vatandaşlarımızın önüne geçmekte hak olarak görüyorlar…
Ve işte o zaman orada ipler kopuyor..!
Şunu biliyoruz: Suriyelilerin çoğu gitmeyecek ve burada kalacak. Bu gerçeği, Türkiye’nin ve Suriyeli kardeşlerimizin lehine nasıl çevirebiliriz bilen var mı?
Yoksa, gettolaşmaya başlayanlarla, yerliler arasındaki çatışmayı göze alabilecek biri var mı?
Acil eylem planı öneriyorum!
Göç bakanlığı bunlardan biri…
Bir diğeri, geri dönüşlerin teşviki…
Misafir misafirliğini unutur ise… Ya da mazlum mazlumluğunu… Ev sahibinin hiç olmazsa “gönül koyma hakkı” yok mudur sevgili Acet?
Bu millet bağrına taş basıyor, farkında mısınız?
YENİ ŞAFAK GAZETESİ
Yorumlar6
-
Haşmet ne bilsin.
7 yıl önce
Şikayet Et
Boş yorumlar. Balkan ve Kafkas toprakları doğrudan küffar ile müslümanları ayıran hat üzerindedir. Küffara kılıç çekenlerin torunları kabul edilmiştir Anadoluya.
Beğen
Cevapla
-
Misafir
7 yıl önce
Şikayet Et
Sayın Hasan Öztürk bugünkü Sabahta Haşmet Babaoğlu'nun yazısını oku cevap orada. . Bize Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun anlayışında bir Müslümanca Milliyetçilik lazımdır. Balkan Savaşından sonra bu ülkeye 2 milyon insan göç etti. İstiklal Harbinden Mübadeleden sonra ise 1,5 milyon insan göçetti. Bunların hepsi Türkmüydü? Hayır. Pomak, Boşnak, Arnavut, Çingene vs. de vardı. Yaklaşık yarısı Türk değildi. Kafkaslardan göçen Çerkezleri de unutmayalım. Mübadele Kanunu çıkarılırken tek Kriter Müslüman olmaktı.Neredeyse 4 de 1i zaten göçmen kökenli olan bir ülkede bu neyin şikayeti. Ayrıca 93 Harbinden(1877-78)sonra gelenleride ilave etmeyi unutmayalım.Sorunlar var ama sizin zihniyetinizle çözülmez.
Beğen
Cevapla
Toplam 4 beğeni
-
İsmet Dereci
7 yıl önce
Şikayet Et
Hasan bey elinize sağlık kalemi ize kuvvet.tamda bu derdimiz çok büyük.
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
Trabzonlu
7 yıl önce
Şikayet Et
Avrupa'da Hans'ın Türklere bakışı ile bizim Hasan'ın Suriyelilere bakışı ne kadar da benzer......
Beğen
Cevapla
Toplam 8 beğeni
-
Mehmed
7 yıl önce
Şikayet Et
Bakış değil adam tespitlerini söylüyor...
Beğen
Toplam 1 beğeni
-
Türkiyeli
7 yıl önce
Şikayet Et
Avrupada gittiğin ülkenin kurallarına uymak zorundasın ve bu o ülkenin endoğal hakkıdır. Ben suriyelilerin savaş bittikten sonra her ferdinin gitmesinden yanayım. Zira maduriyet sona erdiğinde halkımız aynı sabrı gösteremeyecektir.
Zaten plansız programsız alınmış mülteciler yeterince madur olmamıza sebebiyet verdi. Aynı hatada ısrarın ülkemize bedeli ağır olacaktır.
Beğen
Toplam 6 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle