Suriyeliler konusunda “büyücü”nün söylediklerini sorgulamaya çalışmak (1)
- GİRİŞ03.05.2019 10:29
- GÜNCELLEME03.05.2019 10:29
Hani “Waldo sen neden burada değilsin” diyen Henry David Thoreau var ya… Bugünlerde onun kitle iletişim araçlarının olmadığı dönemde idrak ettiği düşüncelerle baş başayım.
Ralp Waldo Emerson’un kaleme aldığı, “Throeau’nun Yaşamöyküsel Portresi”nin de içinde olduğu, “Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler” kitabını okudum. Ön sözünde, Bıll McKıbben, Thoreau’nun metinlerinden çıkarımla şöyle bir şey anlatıyor tam da bugünlere ışık tutacak nitelikte:
“Ne istediğimizi bildiğimiz fikri düpedüz yanlıştır. (…) neyin bizim, neyin büyücünün önerisi olduğunu ayırabilmemiz neredeyse olanaksız hale gelir. Radyoyu, televizyonu veya interneti her açtığımızda bu büyüyü canlı tutarız. Çünkü biri kulağımıza bir şeyi fısıldadığında, kendi düşüncelerimizi düşünmemizin veya tepkilerimizi hissetmemizin bir yolu yoktur. (Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler sayfa 24. Everest Klasikler 2016)
Gerçi bu sözleri genellikle, “tüketim alışkanlıkları ve ihtiyaçlar” bağlamında kullanıyor. Lakin “algı yönetimi” meselesine de doğrudan işaret ettiği için dikkatimi çekti.
SURİYELİLER MESELESİNİ SOĞUKKANLILIKLA TARTIŞABİLMEK
Nisan ayının son haftası bu köşede “Suriyelilerin geri dönüşünü kimler neden istemez” başlığıyla 3 yazı yazdık.
O yazılara çok önemli tepkiler aldım. “Suriyelilerin istismarının çok daha ötesinde tartışılması gerektiği” konusunda tavsiyeler ve uyarılarla dolu...
Ve dahası, tartışmaya Yeni Şafak yazarlarından YasinAktay ve Özlem Albayrak çok değerli fikirleriyle katkı verdi. (Bu iki değerli yazarımızın daha çok Suriyelilerin Türkiye’de karşılaştıkları sorunlara ilişkin tespitlerine katılmamak mümkün değil. Benim son yazılarda dikkat çekmeye çalıştığımsa tamamen Suriyelilerin Türkiye’ye neden sürüldüklerine ilişkin.)
Bir de bizzat isim vererek eleştirdiğim Sayın Ufuk Uras’tan bir açıklama geldi.
NEYİ BİZ, NEYİ ‘BÜYÜCÜ’ ÖNERDİ?
Meselenin hassasiyetinin farkındayım. Ne var ki bizim vicdanımız ve duygularımız üzerinden yürürlüğe konulan büyük bir projesinin sonucunda Bıll McKıbben’in dediği gibi, “Neyin bizim neyin büyücünün önerisi olduğunu ayırabilmemiz” neredeyse olanaksız hale geldi.
Bu yüzden “Büyücü”nün bize bir illüzyon maharetiyle yutturduklarını dilimiz döndüğünce ifşa etmeye devam edeceğiz. Belki gelecekte bir işe yarar.
(Suriyelilerin büyük çoğunluğunun Türkiye’de kalacağını biliyoruz. Onların gettolaşmadan entegrasyonu için sosyal politikalar geliştirilmesi gerektiğinin farkındayız. Ve bu tartışmanın Suriyelilerin Türkiye’den gitmesini kimlerin istemediğiyle ilgili olduğunu bir kez daha yinelemek isterim.)
İSTASYONDAN MENZİLE DÖNÜŞEN TÜRKİYE
Hatırlarsak, 2015’teki müzakereler ve nihayetinde 18 Mart 2016 tarihinde AB ile varılan mutabakattan sonra da Suriye’den insanlar Türkiye’ye akın akın gelmeye devam etti. Ne var ki daha önce “istasyon” gibi görülen Türkiye artık, varılacak nihai menzil oldu.
AB’nin ikircikli halini geçtiğimiz günlerde Macaristan Dışişleri Bakanı Szijjarto bir kez daha itiraf etti. Szijjarto, “Bu anlaşma imzalanmasaydı AB büyük bir güvenlik sorunu yaşayacaktı” dedi.
Çünkü geri kabul anlaşmasıyla AB güvenliğine kavuşurken, Türkiye Suriyelilerin istasyonu değil menzili haline getirildi.
Şubat 2019’da İstanbul’da konuşan AB Komisyonu’nun Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Komiseri Avramopoulos “2015’te günde 14 binden fazla kişinin Ege Denizi üzerinden AB’ye geçtiği günleri hatırlıyorum. Bu iş birliğinin esas niteliği (…) yaklaşık 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye’nin cömert ev sahipliğinde yatıyor” demişti. Szijjarto işte bu gerçeği yeniden gözümüze sokmuş oldu.
PYD/YPG-PKK’YA “YURT” VAAD EDENLER, O YURDUN SAHİPLERİNİ TÜRKİYE’YE HAPSETTİ
Suriye’nin kuzeyinde 2014 yılında gözümüzün önünde büyük bir tiyatro oynandı. Önce DEAŞ, sonra onu kovalamak gerekçesiyle PYD-YPG-PKK şehirlere girdi. İnsanlar evlerinden yurtlarından çıkarıldı. Tamamına yakını Türkiye’ye sürüldü.
Suriye’nin kuzeyinde şu anda ne DEAŞ kaldı ne de tehdidi. Ne var ki o bölgelerden gelen Suriyeliler bugün topraklarına, evlerine, barklarına dönemiyor. Çünkü PYD/YPG-PKK o bölgelerin demografik yapısını değiştirdi. Dönmek isteyenleri “ölüm” ile tehdit ediyor.
Türkiye’nin tezi ortada. Suriye’nin kuzeyinde güvenli bir bölge kurulmalı ve Suriyeliler evlerine güven içinde dönmeli.
Ne var ki Amerika bu tezi kendi partnerleri lehine çevirmek için her gün yeni bir hamle yapıyor.
(devam edeceğiz)
YENİ ŞAFAK GAZETESİ
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol