Gerçek ile sanrının iç içe geçtiği ahir zaman günleri…

.

  • GİRİŞ30.06.2020 11:15
  • GÜNCELLEME30.06.2020 11:33

Pandemiymiş, Doğu Akdeniz’miş, Libya’ymış, Suriye’nin kuzeyinde terör koridoruymuş, dünya ekonomik buhranın eşiğindeymiş kimin umurunda.

 

 

Sokakta yürürken ayağına taş düşse, “Saray’dakinin kumpası” diye düşünen, hakareti, sövmeyi, yalan söylemeyi meziyet sanan bir avuç azgın azınlığın “sanal alemde” kurduğu hegemonyaya teslim olmak üzereyiz.

Doğru olan ne varsa aksine bir “şey” üretip karşımıza çıkartmayı başarıyorlar! Yanlış olan ne varsa “doğruymuşçasına” gözümüze sokmaktan çekinmiyorlar.

 

 

Ne geçmişlerini hatırlatmamıza ne bugün yaptıklarını yüzlerine söylememize müsaade etmemek için her gün yeni bir “sanrı”yı getirip önümüze koyuyorlar.

Türkiye dünyada sosyal medya kullanımı açısından ilk sıralarda. Hatta geçenlerde Acun Ilıcalı tarafından “rekor” denemesi yapıldı ve canlı 3 milyon takipçi ile rekor kırıldı.

Anlayacağınız Türkiye’de sanal alem ile gerçek alemin iç içe yaşandığı bir dönemdeyiz. Ve bu iç içeliği “yalan” ve hakaret için kullan bir avuç azgın azınlıkla başımız dertte.

Sanaldaki bir ifadeyi “mutlak doğru” kabul edenlerin sayısı hala az. Yani konvansiyonel medyanın inandırıcılığı ile sosyal medyanın inandırıcılığı arasında hala önemli bir fark var.

Ne var ki hızlı paylaşım ve çok etkileşim ile “yalan” üzerinden inşa edilen sanal gerçeklik ister istemez insanların üzerinde bir baskı oluşturuyor.

Yalan olduğunu bildiği bir haberi bile, “ama şu kadar etkileşim görmüş” diyerek savunanlara bakarak bunu görebiliyoruz.

DİJİTAL, SANAL YENİ GERÇEKLİĞİN HUKUKU NEREDE?

Yukarıdaki bunca sözü şunun için kurdum açıkçası:

Siyasetten, ekonomiye, sosyal hayattan bireysel tercihlerimize kadar bütün hayatımızı kuşatan bir “dijital, sanal” yeni gerçeklikle(!) yüz yüzeyiz.

Bir kaçımız dışında hiç birimizin bu yeni gerçeklikten uzaklaşma şansı ne yazık ki yok. O yüzden yeni gerçeklikle yaşamaya mecburuz.

İyi de bu yeni durumun “hukuku” nerede?

Maalesef yok!

Dünyanın birkaç tröstünün hegemonyasına hatta sınır tanımazlığına, hukuk tanımazlığına hepimiz teslim olmuş görünüyoruz.

Ne egemen devletler ne hakkını korumak isteyen bireyler şu ana kadar yeterli önlemi alabilmiş değil.

Yasal düzenleme için bir adım atmak isteyen kim varsa tröstlerin gönüllü tetikçileri tarafından anında hedefe konuyor. Mesela “internete yasak mı olur, haberleşme hürriyeti ne olacak, sansürcü, geri kafalı” gibi yakıştırmalar yapılıyor.

Bir de milli devletlerin yeni gerçeklikle yüzleşme aşaması var ki sormayın. Daha başlamadan akamete uğratılıyor. İçe kapanmaktan, dünya ile entegre olmamaktan dem vurup “diktatörlük”le yaftalamaya kadar götürüyorlar.

Hızlıca ve caydırıcı bir şekilde dijital sanal yeni gerçekliğin hukukunu oluşturmakla mükellef olan milli devletin önündeki engellerin başında maalesef öz vatandaşları geliyor.

Geriye gerçek ile sanrının, doğru ile yanlışın iç içe geçtiği bir tuhaf “alem” kalıyor!

Dedem rahmetli sağ olaydı, “Ahir zaman” derdi.

Siz ne dersiniz?

CHP’nin irtifası Kaftancıoğlu’nun seviyesine düşmüşse

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun hakaretten, terör örgütünü övmeye, kadınları aşağılamaya kadar birçok seviyesiz sosyal paylaşımı nedeniyle aldığı cezanın İstinaf’ta onanmasıyla ilgili tartışmalar devam ediyor.

Dikkatimi çekense Kemal Kılıçdaroğlu’nun hala Kaftancıoğlu’nu savunuyor olması. Hukukun siyasallaşmasından söz ederek Kaftancıoğlu’nun paylaşımlarının yanlışlığını perdelemeyi sürdürüyor.

Oysa cumhuriyeti kuran parti olduğunu her defasında söylediği CHP’nin genel başkanı olarak “Arkadaşımızın paylaşımları yüzünden benim yüzüm kızardı” demesini bekleyenler olmuştu.

Ne gezer!

Bilakis, küfür ve hakaretleri nedeniyle Kılıçdaroğlu sanki “Ben söyleyemedim, sen söylemişsin Canan tebrik ederim” havasında.

Türkiye’nin ikinci büyük partisindeki irtifa bu! Ve her geçen gün irtifa kaybı hızla devam ediyor. Nereye kadar irtifa kaybı yaşayacaklar merakla bekliyorum.

Mete Han da bizim Erdoğan da

Türkiye Cumhuriyeti’ni 100 yıllık gencecik bir devlet olarak tanımlamak binlerce yılın birikimini hiçe saymaktır. Tarih bilinci olanların Türkiye Cumhuriyeti’nin köklerini Mete Han’a kadar uzatması boşuna değildir. Tarih sahnesinde var olan milletler, geçmişlerini günümüze taşımaya devam ediyorlar. Bu minvalde Milli Savunma Bakanlığı, Kara Kuvvetlerinin 2229’ncu kuruluş yıl dönümünü kutlarken, geçmişi günümüze ve geleceğe taşıyarak bu milletin tarih sahnesindeki yerine vurgu yaptı.

Mete Han da bizim, Timur da… Selahattin de bizim, Kılıç Arslan da… Ertuğrul da bizim, Fatih de… Abdulhamit de bizim Mustafa Kemal de… Adnan Menderes de bizim, Tayyip Erdoğan da..!

Hasan Öztürk / Yeni Şafak Gazetesi

Yorumlar3

  • recep 1 hafta önce Şikayet Et
    Allah razı olsunda sadece dert yanıyoruz.Kötülere tahammül edildikce azar kuralını unutuyoruz.
    Cevapla
  • halil koksal 1 hafta önce Şikayet Et
    Bu milletin evladi boyle olur
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Cemaleddin 1 hafta önce Şikayet Et
    Kalemine sağlık
    Cevapla Toplam 6 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat