Suudi Arabistan’da “düşünsel dönüşüm” ve Uluslararası Medya Formu (3)
- GİRİŞ04.02.2026 09:02
- GÜNCELLEME04.02.2026 09:02
RİYAD
Suudi Arabistan’ın Başkenti Riyad’da düzenlenen Uluslararası Medya Formu’nun bugün son günü.
Sizlere dün katıldığımız “Kriz anlarında medya yönetimi” başlıklı oturumda yaptığımız sunumdan bahsetmek istiyorum.
Yaptığımız sunumda, medyanın dönüşümünde teknolojiden daha çok zihinsel bir dönüşümün yaşandığını anlattık. Bu dönüşümün olumlu ve olumsuz yönlerine işaret ettik.

Özellikle “kriz”in beklenmedik değil artık hayatın “normal”i olduğunu anlattık.
Ve böyle bir ortamda doğru mesajın, doğru kanaldan, doğru muhataba aktarılmasına ilişkin tecrübe paylaşımında bulunduk.
Bugün belirsizlik çağında medyanın nasıl ayakta kalacağı sorusuna…
Ve;
Böyle bir atmosferde doğru mesajın doğru kanaldan doğru muhatabına nasıl iletileceği sorusuna cevap aradık.
Katıldığımız programda yaptığımız tecrübe paylaşımının bir bölümünü buraya almak istiyorum.
KRİZ ANLARINDA UYARLANABİLİR BİR YÖNETSEL TECRÜBE İLE DOĞRU REFLEKS GÖSTERİLEBİLİR
“Eski usûl planlamalarla bu sorulara cevap bulmak artık neredeyse imkansız. Ancak kriz ortamına karşı uyarlanabilir bir yönetsel tecrübeyle değişken parametrelere hızlı refleks gösterebilir.

Medya, “kriz çağında” mesajı ancak bu şekilde doğru aktarabilir.
Uyarlanabilir medya, sadece hızlı olmak demek değildir.
Sadece hızlı olmak hiç değildir.
Bir çok platformda yayın yapmak avantaj olsa da adaptasyonu tam olarak sağlamak anlamı taşımaz.
Uyarlanabilir medya, kriz anında mümkün olan en hızlı şekilde doğru refleks geliştirebilmektir.
Hızdan daha çok doğru bilgiyi aktarma konusunda ısrarcı olmak gerekir.
Gerekirse hızdan vaz geçilebilir.
Uyarlanabilir medya yönetiminde her ihtimali yazmak ya da yayınlamak değil, hakikatin peşine düşmek daha önemlidir.
Şayet güçlü bir saha ağı, güçlü bir veri akışı ve kurum içi karar alıcı mekanizma olarak yetkin editoryal kadro oluşturulursa kriz anlarını yönetmek mümkündür.

SORUMLU GAZETECİLİĞİN ÖNEMİ DAHA DA ARTTI
Kriz anlarında medyanın rolü yalnızca bilgi aktarmak değildir.
Bizim sıklıkla altını çizdiğimiz bir kavram var; “Sorumlu gazetecilik”
Sorumlu gazetecilik, kamuoyuna istikrar, tutarlılık ve güvence sunar.
Herhangi bir bilgi ya da haber kamuoyunda güvensizlik hissi oluşturacaksa burada sorumlu gazetecilik devreye girmelidir.
Elbette mesajın sürekliliği ve tutarlığı kriz anında hayati önem taşır.
Bunun için hızlı olmak ya da haber atlatmak ihtirasına karşı sorumluluk hep hatırlanmalıdır.
Meslek hayatında 40’ncı yılına girmiş, saha ve yönetim tecrübelerinden edindiği bilgiler ışığında diyebilirim ki;
Olağan üstü anlarda yani kriz anlarında medya yapıcılarının hız konusundaki arzusu, meselenin odağından kopulmasına neden oluyor.
Haber atlatalım derken, haberin aslı kaçırılıyor.
Bunun için kriz anlarına adapte olabilen medyanın sadece hızlı olma refleksiyle hareket etmesi hataları da beraberinde getirir. TUSAŞ saldırısında yapılan televizyon yayıncılığı gibi.
Medyadaki hızlı değişimi görüyoruz.
Yapay zekanın önemli bir aktör olarak sektörde yerini aldığının da farkındayız.
Algoritma maharetiyle olanın değil gösterilmek istenenin öne çıktığını da artık bilmekteyiz.
Dahası, dijital platformların tekelleştiği bir dünya doğru hızla ilerliyoruz.
Hepimizin dijital bir sansür ile karşı karşıya olduğunun da altını çizmiş olalım.
Böyle bir ortamda, soğukkanlı kalabilen editoryal aklın, kriz yönetiminde ve doğrunun aktarımında başat rol aldığının altını bir kez daha çiziyorum.

Bu çerçeveden sonra şu örnekleri bir daha hatırlamakta yarar var.
- George W.Bush, bir konuşma esnasında ayağı kayıp sahneden düşmüştü, yıllar önce. O anlarda sahnenin hemen altında onu görüntüleyen gazetecilerin davranışları çok tartışıldı.
Kimi Bush’u tutmaya çalıştı, kimi fotoğraf ve video çekme devam etti.
Peki doğrusu ne?
Bize göre, düşeni tutmaya çalışmak. Ama bazılarına göreyse, olanı kayda geçirmek!
- Yıllar önce çektiği “Akbaba ve çocuk” fotoğrafıyla Pulutzer ödülü alan Kevin Carter, görüntüsünü çektiği çocuğun akıbetini bilmediğini söylemişti. Vicdan azabından mı bilinmez intihar etti. Ama tartışma hala devam ediyor.
O çocuğu kurtarmak yerine fotoğrafı çekip olay yerinden ayrıldı. Doğru mu yaptı?
Bize göre hayır. Bazılarına göreyse olanı aktardığı için doğru yapmıştı.
- Bir örnek de “Kabe’de Gazze için dua ettiğim için beni gözaltına aldılar” diyen bir sosyal medya fenomeninden verelim.
Olay duyulduğunda kamuoyunda infiale neden oldu. Peki gerçek neydi?
Gerçek izin almadan Harem-i Şerif üzerinde dron uçurmak!
Ancak haberin gerçeğine ulaşmadan, hızlı verelim güdüsüyle hareket edilince büyük bir hata yapıldı.”
Medya Formu’na uzak doğudan katılımın oldukça fazlaydı. Batılıların ilgilisi büyüktü. Hatta The Times’ın yöneticisi bir çanta dolusu arşiv gazetesini sunumunda kullanmak için yanında getirmişti.
Suudi Arabistan’ın her alanda batıya ve dünyaya açılma politikası medya alanında da hızla gelişiyor.
Ancak, teknolojik imkanlara sonuna kadar sahip olan Suudi Arabistan medyasının içerik konusunda çok daha fazla çaba sarf etmesi gerekiyor.
3 günlük bir ziyaret sonrası Suudi Arabistan’dan aktaracaklarımız şimdilik bu kadar.
Kalın sağlıcakla.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol