Kurtulmuş: Amerika artık Arap ülkelerini koruyamıyor
- GİRİŞ13.04.2026 17:34
- GÜNCELLEME13.04.2026 17:43
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, 15-19 Nisan tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152’nci Genel Kurulu öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

İstanbul’da yapılacak PAB 152’nci Genel Kurul’u, PAB’ın şimdiye kadar yaptığı toplantılardaki katılımın yüzde 35 daha fazlası. Yani çok yüksek. Toplam 2420 kayıt var. 155 delegasyon kayıt yaptırmış. 77 meclis başkanı, 800 milletvekili var dünya parlamentolarından. Çok çok üst düzey bir katılım. İnşallah Türkiye'nin tanıtılması bakımından da etkili bir organizasyon olacak. İstanbul zaten başlı başına bir marka.

Filistin’i Destekleyen Parlamentolar Grubu toplantısının ikincisini yapacağız. Geçen yıl ilki İstanbul’da yapılmıştı. 14 ülkeyle başlamıştı, herhalde ikinci toplantıda 30’u aşacaktır.
Ayrıca TÜRKPA’nın bir yan etkinliği olacak. Azerbaycan'ın öncülük ettiği Bağlantısızlar Hareketi toplantısı da olacak. Genel Kurul marjında Kadın ve Genç parlamenterlerin ayrı ayrı toplantıları gerçekleşecek.
Genel Kurul’un teması, “Gelecek Nesiller için Umudu Yeşertmek, Barışı Sağlamak ve Adaleti Temin Etmek” olacak.

Katılımın Yüksekliğini Neye Bağlıyorsunuz?
İçinde bulunduğumuz dönem türbülansların yaşandığı bir dönem. Barışın sağlanması, parlamenter diplomasinin daha aktif şekilde kullanılması talebi gibi birçok konu üst üste geldi. Bir de İstanbul, tüm bu gelişmeler için çok merkezi bir yer.
Endişemiz, eğer savaş sürseydi özellikle bölgemizden ve Asya'dan gelen olmazdı. Ateşkesin varlığı bizim için bir avantaj.
Katılımın yüksek olmasında Türkiye'nin barış konusunda dünyada üstlendiği rolün de bir etkisi var mı?
Şüphesiz. Bu savaşta Türkiye çok iyi bir yerde durdu. Hem açıkça Amerika ve İsrail'in saldırganlığını telin etti hem de İran'ın savaşı yayma çabalarını doğru bulmadığını ifade etti. Bu, tabii ki uluslararası camiada karşılık buluyor.
Hiçbir zaman İran'ı doğrudan suçlayan tutum içerisinde olmadık, o da herkesin dikkatini çekiyor.
SORU: Arap ülkelerinin zarar görmemesi hususunda Türkiye’nin tavrı da etkili oldu. Suudi Arabistan'da Türkiye'ye yönelik çok olumlu bir hava esiyor.
Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin ve Ürdün’ün Ankara büyükelçileriyle Meclis’te bir araya geldik. Uzun ve verimli bir görüşme oldu. Temel mesele, bölgedeki savaşın bir Sünni-Şii savaşına dönmesini engellemekti. Türkiye'nin en temel önceliği bu.

SORU: Sosyal medyada bu konuda da yazan çizenler oldu.
Yanlış yapıyorlar. Mezhep meselesi üzerinden bu işi kaşımak yanlış. Bu, Türkiye için bir milli güvenlik sorunudur. Hele böyle bir hassas ortamda… Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bu konuda çok dikkatli davranıyoruz. Cumhurbaşkanımızın duruşu, bizlerin duruşu… Hep birlikte doğru bir yerde duruyoruz. Bu konu en hassas nokta.
SORU: Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin büyükelçileriyle görüşmede neler ele alındı.
İran bu kadar füze attı, bunların çoğu bölge ülkelerine de düştü. Özellikle Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar. Ama sonuçta bu mezhep meselesini bölge ülkeleri büyükelçilerine anlattığımda dedim ki; “arkadaşlar o zaman peki Netanyahu hangi mezhepten?” Meseleye eğer mezhep perspektifinden bakarsak buradan çıkış yok. Mesele; Sünni, Şii halkların da aleyhine olan bir süreç. Bu süreci durdurmanın yolu, kendi aramızdaki farklılıklarımızı çözebilecek kapasiteye ulaşmaktır. Bunu gerçekleştirebilirsek bu yapılan fitne fücurun hiçbir etkisi olmaz. Bunu anlatmaya devam etmek lazım.
SORU: Amerika'ya karşı bir tepkileri oluşmuş mu? Bundan sonraki süreci gözden geçirme gibi bir konu konuşuldu mu acaba?
Yok onları açık söyleyemiyorlar ama yani hepsinin zihninin altında, yöneticilerin de zihinlerinin altında “Amerika bizi artık koruyamıyor” duygusunun yerleşmeye başladığını görüyorum. Katar'daki heyeti vurduklarında söylemiştim, aslında doğrudan Amerika'ya dediler ki “sen kaç para alırsan al, ne kadar servetin üstünde oturursan otur bu Arap ülkelerini biz istemezsek koruyamazsın.” Arap ülkelerin liderlerinin de bu mesajı aldığı çok açık.
SORU: Türkiye, Mısır, Pakistan tarafından ateşkese yönelik diplomatik süreç yürütülüyor. Buradan bir şey çıkabilir mi? Suudi Arabistan'ın da buna katılabileceği ifade ediliyor.
15 gün kadar her iki taraf da anlaşmışken tekrar başa döneceklerini zannetmiyorum. Tekrar başa dönülürse sonrası çok zor.

SORU: Bir daha silahlı çatışmaya dönülmez değil mi?
Olabilir, ama bu öyle bir nokta ki; meseleyi bir dünya savaşına kadar götürebilir. Onun için karşılıklı böyle birtakım ufak tefek saldırılar olsa bile topyekun bir savaşa döndüreceklerini zannetmiyorum. Burada oyunbozanlık yapan; İsrail.
SORU: Peki onu kim durduracak? Yani Netanyahu veya İsrail'i kim durdurur? Hangi güç, hangi aktör?
Şu anda tek başına hiçbir aktör durduramaz. Bizatihi kendisi durmak zorunda kalacak. İçerideki muhalefet, Netanyahu ile ilgili mahkemeler, uluslararası baskı, Uluslararası Adalet Divanı'nın, ceza mahkemelerinin ortaya koyacağı baskı. Amerika'da da İsrail aleyhine başlamış olan bu hava.
Bizim hep söylediğimiz, Siyonizm'in gücü; İsrail'deki, birkaç milyon insandan ibaret değil. Siyonizmin gücü dünya ölçeğinde büyük bir ağa sahip olmasıdır. Bu ağ çok büyük bir zarar gördü savaşta. Özellikle büyük ülkelerde, Amerika'da, Avrupa'daki ülkelerde İsrail karşıtı bir havanın büyüdüğünü görüyoruz. Ne kadar etkili? Henüz siyasi olarak sonuç alabilecek noktada olmayabilir. Ama kum saati İsrail için de çalışmaya başlamıştır.
SORU: Niye Türkiye'ye yöneldi? Yani Netanyahu İran'la savaşıyor, müzakereyi vuruyor ama gelip Cumhurbaşkanına ve Türkiye'ye yöneliyor.
Türkiye'nin gücünü, Cumhurbaşkanımızın dirayetini görüyor.
SORU: Türkiye Kürtleri vuruyor falan diyor.
Yani öyle bir durumun olmadığını biliyorlar. Bölgemizde bir barışın sağlanacak olması siyonist lobiyi zorluyor. Buradan büyük bir üzüntü duydukları aşikâr.
SORU: Son görüşmemizde, bayramdan sonra Mecliste demokratikleşme ve Terörsüz Türkiye yasaları görüşülmeye başlar demiştiniz ama görüşmeye başlanmadı. Bu gecikme niye oldu ve ne zaman görüşmeye başlar?
Önce partilerin kendi hazırlıklarını bitirmesi lazım. Herkesin hazırlığı var. Bunu biraz daha netleştirmek lazım. Buradaki esas mesele; örgütün tamamen silah bırakması ve tasfiye sürecinin daha görünür hale gelmesidir.
SORU: Vaziyet ne şu an. Silah bırakma askıya mı alındı, gecikti mi?
Evet, bir gecikme var tabi. Milli İstihbarat Teşkilatımız, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz konuyu takip ediyor. Öncelikle sürecin en azından tatminkar düzeyde sürdürüldüğünün görülmesi lazım.
SORU: Ne zamana yetişir düzenlemeler?
Benim kanaatim meselenin hızlanması lazım. Uluslararası konjonktürde aleyhimize olabilecek herhangi bir gelişme veya bölgenin aleyhine olacak bir gelişme, bu süreci de etkiler. Onun için bir an evvel bitirmekte fayda var.
SORU: Paralel bir süreç değil herhalde. Silah bırakmayla Meclisteki yasal düzenlemeler beraber gitmiyor. Birisi bittikten sonra diğeri başlayacak anlaşılan
Kritik eşik örgütün kendisini feshetmesi. Örgüt, “Kendimi feshettim” deklarasyonunu yaptı, feshetmesinin görüntüsü olarak bir silah bırakma töreni yaptı. Ama bunun devamının gelmesi lazım. Öncelik, sonralık sıralamasından ziyade, tüm partilerin büyük oranda mutabık kaldığı bir düzenleme yapılması lazım.
Siyaset üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdi. Bundan daha üstte bir sorumluluk yapılamaz. Bütün partiler bir araya geldi. Parlamentoda bir komisyon kuruldu. En hayati meseleydi. Şimdi örgütün de kendi üzerine düşeni yerine getirmesi lazım. Burada gecikme var, sıkıntı var.
SORU: Siz neye bağlıyorsunuz? İlk gelen istihbarat raporları daha olumluydu. Yani silah bırakmanın teyidin kısa süreli olabileceğiydi. Ama şimdi farklı
Zamana yayarak bölgedeki gelişmelerden bir şekilde örgütün lehine bir sonuç elde edilebilir mi gibi düşünüyor olabilirler. Bilmiyorum ama beklenti, bir an evvel bu verdikleri sözü yerine getirmeleridir.
SORU: Az önce Cenevre'den bahsettiniz. Oradaki toplantıda siz İsrail'i eleştirince, sert bir şekilde tepki gösterince İsrail heyeti başını önüne eğip sadece dinlemekle yetinmişti. Ama siz konuşmanızdan sonra da toplantıya katılan Batılı ülkeler ve bölge ülkelerinin önemli bölümü sizi desteklemişti. Belli ki İsrail'e yönelik ciddi tepkileri var ama bunu açıklamakta korkuyorlar. Yani doğrudan hedef olmak istemiyorlar ama doğrudan açıklayan bir ülke liderine de destek veriyorlar. Bu şekilde bir korku var mı gerçekten size göre?
Bir de PAB Genel Kurulu toplantılarında İran ve Filistin’deki son durum, Filistin-İsrail meselesi gündeme gelecek.
Uluslararası toplantılarda şunu gözlemledim. 7 Ekim sonrası İsrail saldırıları başlar başlamaz Filistin'i sonuna kadar destekledik. İsrail’in saldırıları başladığında, uluslararası toplantılarda yalnız kalıyorduk. Filistin ile ilgili olumlu bir şey söylediğimiz zaman “Ama işte onlar da şunu yaptılar” falan diyenler vardı. Bu iki yılda uluslararası platformlarda İsrail tarafı ve İsrail tezleri olabildiğince yalnızlaştı. Sadece Müslüman ülkeler ya da üçüncü dünya ülkeleri değil, Batı dünyasının içerisinde de kendisi açıktan bir reaksiyon göstermese bile söylediklerinizden memnuniyet duyan insanlar artmaya başladı.
SORU: Daha önce cevap verdiniz bu konuya ama gündemde kalmayı sürdürdüğü için tekrar sorayım istedim. Ana muhalefet lideri temas trafiğini sıklaştırdı. Önceki günlerde genç partileri ziyaret etti ve ara seçimi en temel gündem konusu olarak gündemde tutuyor. Dolayısıyla size de çağrıda bulunuyor. En azından 7 milletvekili açısından bir ara seçimin zaruri olduğunu savunuyor. Siz ne diyorsunuz bu konuya?
Muhalefet bu, ara seçim de ister erken seçim de ister. Türkiye'de ara seçimin nasıl olacağı belli, daha evvel de söyledim. Onun üstüne bir şey söyleyecek durumda değilim. Her hâlükârda ara seçim kararının alınabilmesi için Meclis Genel Kurulu’nun kararı lazım. Hatta ilave milletvekilleri istifa etmiş olsa bile bu istifaların kabul edilip edilmemesi de Meclis Genel Kuruluna bağlı. Başkanlık Divanı olarak önümüze istifalar geldiği zaman yapabileceğimiz tek şey, istifa mektuplarının gerçek olup olmadığına bakmak ve “Bu kişiler gerçekten istifa etmişlerdir” diye yedi gün içerisinde Meclis Genel Kurulu’na bildirmektir. Sonuçta karar verecek olan orasıdır.
SORU: Sayın Cumhurbaşkanının milletvekili olma hakkı kazandığı Siirt seçimleri örnek gösteriliyor Özel tarafından.
Siirt seçimi, bir yenileme seçimidir. Siirt’te hiçbir milletvekili kalmadığı için seçim yapılması mecburiydi. Şu anda da herhangi bir ilimizde bütün milletvekilleri istifa etse o seçim çevresinde, seçim yapmak zorundasınız. Ara seçim başka, erken seçim başka, yenileme seçimi başka. Yani tabirleri burada yerli yerinde kullanmak lazım.
SORU: Dolayısıyla böyle bir rol almak gibi bir pozisyonunuz yok.
Benim inisiyatifimle ortaya çıkacak bir durum değil. Karar verecek olan Meclis Genel Kurulu.
SORU: Dün Macaristan'da yönetim değişti. 16 yıllık iktidar son buldu. Otoriter rejim olduğu hep savunuluyordu. Trump'la, Netanyahu’yla, Putin’le ilişkileri çok iyiydi. Türkiye’de muhalefet de belli sonuçlar çıkarıyordu bu sonuçlara ilişkin. Macaristan sonucunu siz nasıl yorumluyorsunuz?
Macaristan bu koşulları başka bir yere hiç benziyor mu dünya üzerinde? Putin'in, Netanyahu'nun, Trump'ın destek verdiği bir durum.
Bizim tavrımız belli. Dünyanın neresinde olursa olsun halkın iradesiyle, demokratik kurallar içerisinde gerçekleşmiş her türlü seçim sonucuna saygı duyarız. Yeni yönetim Macar halkına hayırlı olsun. Türkiye'nin Macaristan'la gayet iyi, sıcak, yakın bir dostluğu var. İki halkın büyük bir iş birliği, kültürel yakınlığı var. Malum Macaristan, Türk Devletleri Teşkilatı’nın gözlemci üyesi. Gözlemci üye olmasına rağmen çok aktif bir üye. Macaristan'la birçok ortak zeminimiz var. Bu ortak zeminlerdeki çalışmalarımızı sürdürürüz, Macaristan'ı yöneten kim olursa olsun.
SORU: Dün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli barış konseyinden bahsetti. Tartışılan şey şu, yeni bir güvenlik konseptine ihtiyaç var. Uluslararası kurumlar zaten görevlerini yapamıyor. İsrail'i de içine alan, İran'ı da içine alan yeni bir güvenlik konseptinden falan bahsediliyor. Böyle bir şey nasıl olacak? Yani çıkış nasıl olacak buradan?
Avrupa’da ve dünyada şöyle bir hava var. “NATO bir işe yaramıyor. Ukrayna meselesinden bu yana Avrupa Birliği bizim için bir koruyucu şemsiye özelliği taşımıyor.” Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmının ikili, güçlü ilişkiler kurma yönüne doğru döndüklerini görüyorum. Yani öyle bir eğilimin başladığını görüyorum. Burada da önemli bir bölgesel güç olarak Türkiye görülüyor. Aynı şekilde Körfez ülkelerinin tek tek her birinde var. “Ya artık bizi Amerika da koruyamıyor, bölgede kendimizi koruyacak bir imkan yok.”
Türkiye'yi önemli ve güçlü bir partner olarak görmeye başladılar. Bu, oldukça iyi bir şey. Bizim de bundan istifade etmemiz yani alternatif imkanları ortaya koymak için öncelikle ikili ilişkilerimizi çok hızlı bir şekilde güçlendirmemiz lazım.
Önümüzdeki dönem dünyada, ittifak teşebbüsleri ortaya çıkacaktır. Bu sadece artık bir tek bloğun yönlendireceği, bir tek kıtanın ya da bir tek büyük gücün etkin olacağı bir dünya sistemi olamaz, sürdürülemez, bu açıkça görülüyor.
Biz yeni, adil, hakkaniyetli bir dünya tezini otuz senedir söylüyoruz. Ama kim nasıl uygulanabileceğini, nasıl gündeme getirilebileceğini ve bu fikirler etrafında insanların nasıl bütünleştirilebileceğini çözerse yeni kurulacak dünyanın da bu özellikte olacağını düşünüyorum.
SORU: Bir yere doğru evrilebiliyoruz. Umutlu musunuz?
Başka bir çıkış yolu yok. İnsanlığın bir alternatife ihtiyacı var. Bu alternatif ancak insanlığın ortak doğrularını dile getiren; her bir insanın dini, diyaneti, kültürü ne olursa olsun ortak doğruları kabul edebilen bir anlayışla üretilebilir. Hakkaniyet gibi, adalet gibi, dünyanın nimetlerinin herkesin hakkı olduğu gibi, insanların yaratılışta eşit olduğu gibi, ülkelerin egemenlikte eşit olduğu gibi temel prensipleri, ahlaki doğrular olarak görüp bunları benimseyen, özümseyen anlayışın bir çıkış bulacağını düşünüyorum.
SORU: Bu krizin çözülmemesi durumunda aktörlerin elinden çıkma ihtimalinden bahsediliyor. Bir dünya savaşından, o sürecin yayılmasından bahsediliyor.
Öyle bir risk var tabi. Şimdiye kadar vekil güçler üzerinden verilen savaşların sonuna geldik. Vekil devletler savaşı dönemi başladı. Şimdi vekil devletler dediğimizde kim kimin vekili? Amerika-İsrail ilişkisi de öyle bir noktaya geldi ki koskoca Amerika, İsrail'in vekili olmak suçlamasıyla karşı karşıya.
SORU: Yani zaten İsrail yönetiyordu.
Şöyle ki siyonist lobinin Amerika'da etkisi vardı ama şunu diyemeyiz, “Amerika'yı tamamıyla siyonist lobi yönetiyordu.” Siyonist lobi dünyanın her yerinde etkendir, bütün dünya başkentlerinde etkili hala da büyük oranda etkisi var. Ama Netanyahu hükümetiyle birlikte Evanjeliklerle buradaki Mesiyanik ideoloji arasında benzeşme başladı. Yani kim diyebilirdi ki bir Amerikan başkanı doğrudan doğruya Papa'ya hakaret edebilecek. Bu tamamıyla ideolojik bir şey ve bir tarafıyla da dini bir şey; Papa'yı “zındık” gördüğü için adam böyle söylüyor çünkü.
SORU: Bölgede bir devlet krizi var ya bu vekalet savaşı. Mesela Hizbullah'ı konuşuyoruz, Lübnan'ı konuşuyoruz. Bir model bulamıyorlar. Şimdi Irak'taki federatif yapı olmadı dediler. Kota sistemi Lübnan'da olmadı. Şimdi Suriye'yi öne çıkarıyorlar. Yani Suriye modeli başarılı olursa bu model olabilir diyorlar. Terörsüz Türkiye bağlantısı üzerinden de bunu konuşuyorlar. Suriye model olabilir mi?
Olabilir, şimdiye kadar entegrasyon iyi gidiyor. Eski alışılmış kalıpların dışında düşünmeden hareket etmeleri lazım. Burada bütünleşik bir Suriye'nin varlığı farklı etnik grupların sistem içerisinde temsilinin sağlanması bir model olabilir, inşallah başarılı olurlar.
SORU: NATO ile ilgili son dönemde tartışmalar var. NATO şemsiyesi önemli. Türkiye'nin NATO'daki yeri önemli. Hala NATO’yu önemli bir unsur olarak ele alıyor musunuz?
Gücü eskisine göre kırılmış olmakla birlikte NATO hala dünyanın en önemli güvenlik ittifakından birisi. Bence NATO'nun eksikliği şurada oldu. NATO kendisini sadece bir güvenlik şemsiyesi olarak gördüğünden başta Ukrayna-Rusya savaşı olmak üzere bölgemizdeki savaşlara yönelik nasıl bir barış perspektifi geliştirilebilir sorusunu hiç gündemine almadı. Yani savaşlara karşı nasıl bir reaksiyon ortaya koymalı? Ayrıca NATO üyelerinin savaşa bakış açısındaki oryantasyonlar da farklı.
NATO kendisini yenileyecekse bence yapması gereken temel şey, NATO'nun bir barış perspektifine katkısı nasıl olur, bununla ilgili hazırlıkları ne şekilde gerçekleştirilebilir. Hem üye ülkeleri hem de NATO'nun etki alanındaki ülkeleri bu konuda ikna edebilirse bu süreç devam eder. Ama zaten NATO bir zayıflama sürecinde, nasıl durdurabilirler açıkçası ondan emin değilim.
SORU: Antalya Diplomasi Forumu da başlıyor. Tam da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla ilgili yeni döneme girilmişken bu forum yapılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir konuşma yapacak.
Cumhurbaşkanımız perşembe Dolmabahçe Sarayı’nda meclis başkanlarımıza akşam yemeği verecek, orada da bir konuşma yapacak. Ondan sonra da Antalya’ya geçiyor.
SORU: Antalya'daki toplantıda da muhtemelen ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları gündeme gelecek. Acaba PAB Genel Kurulu için Amerika ya da İsrail temsilci düzeyinde bir katılım sağlayıp sağlamayacağı yönünde herhangi bir şey var mı?
Şu ana kadar bir kaydı yok İsrail'in.
SORU: Körfez ülkelerinden PAB Genel Kuruluna katılım olacak mı?
Çok yoğun katılım var. Yarın Bahreyn’in hem meclis başkanı hem şura meclisi başkanıyla ikili görüşmelerimizi yapacağız. Katar geliyor. Suudi Arabistan zannediyorum geldi. Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri geliyor.
SORU: İran’ın ve Arapların bu süreçte Türkiye’den en büyük beklentisi bu mezhep çatışmasını önlemek mi, diyaloğun kesilmemesi mi? Bizden ne talep ediyorlar?
Açıkçası buradaki çok yoğun katılımın olmasının sebeplerinden birisi bu. “Türkiye'ye gidip gelinebilir, oturulup konuşulabilir, en zor konular bile müzakere edilebilir” algısı oluştu. Bu çok çok değerli bir şey.
SORU: Yeni anayasa konusunda bir soru sormak istiyorum. Yeni anayasaya ciddi bir ihtiyaç var. Yeni bir anayasa yapılmasıyla alakalı meclis başkanı olarak bir inisiyatif geliştirecek misiniz? Ayrıca Terörsüz Türkiye süreciyle alakalı da yeni anayasanın ilişkili olduğunu söylüyorlardı. Bununla bir ilişkisi var mı?
Hiçbir ilişkisi yok. Bu ilişkinin kurulmaması konusunda katılan partilerin hepsi komisyonda yeni anayasa meselesi konuşulmayacak mutabakatında bulundular. Sadece ben raporun sunuş kısmında Türkiye'nin yeni bir anayasa, yeni bir iç tüzük ihtiyacına dikkat çektim. Türkiye'nin mutlaka yeni, sivil, demokrat, kapsayıcı, kuşatıcı bir anayasa yapması lazım. Bunun herhangi bir güncel meselemizle de doğrudan ilgisi yok. Türkiye'nin temel meselelerinden birisi bu. Ama nihayetinde anayasa yapma işi bir iklim meselesidir. Bu iklimin oluşturulması için de partilerin özel gayret sarf etmesi lazım.
SORU: Meclis İçtüzüğü hususuna bir cümleyle değindiniz ama aslında çok teknik bir mevzu gibi görünse de bugün başımızdaki birçok sıkıntı Meclis İçtüzüğüyle alakalı. İçtüzüğün değiştirmesiyle ilgili bir girişim olacak mı?
Bunu da yani biz yaptık oldu şeklinde değil de yine anlaşarak, uzlaşarak yapmanın faydalı olacağını düşünüyorum.
Komisyon çalışmalarının bize şöyle bir katkısı oldu. Bu kadar farklı partinin, bu kadar zor bir meselede uzlaşabileceği bir metni ortaya koyması Türkiye'de en zor meselelerimizin de çözülebileceğini gösterdi. Öyle oldu ki partilerin her birisi burada kendi fikrinden fedakarlıkta bulundu. Sonunda şöyle bir endişe de vardı. “Bir rapor çıktı ama bu raporu kimse benimsemiyor.” Hayır, bütün partiler raporu benimsedi, kamuoyunda bunu savundular. Aynı şey anayasa için de yapılabilir. Aynı şey iç tüzük için de yapılabilir.
Yorumlar1