Aidiyetsizlik illeti giderek çoğalıyor

  • GİRİŞ28.06.2019 17:41
  • GÜNCELLEME28.06.2019 17:41

Bizim medeniyetimiz akıl ve gönül medeniyetidir. İkisi birbirinden kopunca ortaya çok garip aidiyetsizlikler çıkmakta ve çil yavrusu gibi dağılan nesiller çoğalmakta.

Aklı erenlerimiz buyurur ki; “Dünyanın en zor işi, insanın kendini ve başkalarını çözebilmesidir”. Galiba aidiyetsizlik bu çözümsüzlüğün beslediği bir hastalıktır!

Yaratılış fıtratı icabı insanoğlu ailesine, vatanına, bayrağına, devletine, milletine ve dinine aidiyet bağlılığıyla yaratılmıştır.

Var edilmenin bu kısmını inkâr etmek, yok saymak veya farklı tarifler getirmek, yaratılış icabının tersini iddia etmek, kişinin kendisini tanımaması ve aidiyet hissiyle mayasının mayalanmadığını göstermektedir.

Bu yüzden, hazlı ve hızlı bir şekilde aidiyetsizlik girdabında bocalayan ve bocaladığını fark etmeyen bir garip döngü içerisindeyiz.

Hiç birimiz; “Benim gramım eksik” demediği ve aksine “Fazlam var, benim önde olmam gerekir” dediğinden insani değerlerimizi sere serpe harcamaktayız.

¥

Bunları bir şikâyet olarak değerlendirmeyelim. Yukarıda ifade etmeye çalıştığım aidiyet sınıflamalarına bakarak kendimizi gözden geçirelim yeter.

Tabii arkasından da mazeretler üretmeyelim. Ürettiğimiz her mazeret, aslında bizim kendi eksikliğimizi giderme çabamızdır. Bu noktayı da hatırda tutmalıyız.

İnsanoğlunun mayasının en önemli kısmını sevmek ve sevilmek duygusu teşkil eder ve sevmek-sevilmek samimi emek ister!

İnsanoğluyla birlikte kâinattaki tüm canlı varlıklara hayat nimetini, ömür nimetini, rızık nimetini kim ikram ettiyse, sevginin temeli de ona aittir. Öyleyse insan hayatını bu temel üzerine inşa etmekle yükümlüdür.

¥

İnsanın fıtratına yerleştirilen sevilme-sevme duygusu yön bulamayınca yahut yönünü nefret ve sevgisizliğe doğru döndürünce, kişinin aidiyet duygusunda problemler oluşur.

Haliyle bu problemler, çelişkiler, fertle birlikte aileden başlayarak sokağa yayılırve hayatın her alanında kendini gösterir.

Nerede yaşarsak yaşayalım, rast geldiğimiz sıkıntıların, sabırsızlıkların, bunalımların, saldırganlıkların, kabalıkların sebebi hep karışımızdaki insanlardan mı kaynaklanmaktadır?

Soruya içten ve samimi cevap verdiğimizde ve kendimize ayna tuttuğumuzda, doğru cevabı bulmuş oluruz. Yalnız doğru cevap; nefsimiz değil, ruhumuz öncelikli olmalıdır.

Yine erenlerimiz der ki; “Kötü insan yoktur, kötülük yapan insan vardır”.

Yaratılışımızdaki aidiyet duygumuzu şirk ve isyanla kirlettiğimizde, dünyalık hangi imkâna sahip olursak olalım, asla elimizdekiyle yetinmez ve aidiyet hissettiğimiz kutsallarımızı önemsemeyiz.

¥

Ezcümle:

Ülkemizde gündem hemen her saat başı değişmektedir. İlgili ilgisiz hemen hepimiz bu gündemlerin peşine takılmakta ve farkında olmadan ömrümüzü değirmen gibi öğütmekteyiz.

Oysa şu gerçeği görmeliyiz. Aidiyet duygumuzun sağlamlaştırılması ve yaşaması için neler yapmamız gerektiği üzerinde durmalıyız.

İnsanlık ve insani değerlerimiz hızla erimektedir. Evlerimizdeki aile içi iletişimler bile birbirimize karşı menfaat ve bencillik sarmalında sürmektedir.

Tekrar edelim. Bizim medeniyetimiz akıl ve gönül medeniyetidir. Akıl ile gönlü buluşturamazsak, tüm aidiyet duygularımızı kaybederiz vesselam.

Hüseyin Öztürk - Yeni Akit

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat