Derin Kalleşlik
- GİRİŞ16.08.2019 08:05
- GÜNCELLEME16.08.2019 08:05
Yazının başlığı R. Tayyip Erdoğan’ın hayatını anlatan, “Bir Liderin Doğuşu”kitabından.
Kitaptaki “Derin Kalleşliğe” geçmeden Hüseyin Besli’den rica edelim. Malum üçlünün de kalleşliğini tarihe not düşmeli. “Derin Kalleşliğe” geçelim.
¥
“İstanbul il teşkilatından özel kalem müdürü Mustafa Yüce arıyordu. ‘Ahmet abi, biraz önce birisi arayıp saat 13-15 arası iki saat boyunca telefon ve elektriğimizin kesileceğini’ söyledi. Arar da bulamazsanız merak etmeyin.
Ahmet Ergün telefonu kapatıp yanımıza dönünce; ‘Birisi Mustafa’yı arayıp telefon ve elektriğimizin iki saat süreyle kesileceğini’ söylemiş dedi.
27 Mart 1994 yerel seçimleri hızla yaklaşıyordu. Refah Partisi İstanbul İl Teşkilatıolarak seçim kampanyamızı sürdürüyoruz. Göz gözü görmez bir telaş içinde kaptırmışız kendimizi, o mahalle senin bu sokak benim, koşturup duruyoruz.
Akşama doğru Ahmet Ergün’ün telefonu yine çaldı. Aramızda cep telefonu olan tek kişi kendisiydi. Arayan kişiyle yapılan konuşma şöyle:
-“Sabahleyin özel kalem müdürünüzü arayıp il binasında telefon ve elektriğinizin kesileceğini söylemiştim. Gördünüz… Ne dediysem o”.
-“Gördük görmeye de, siz kimsiniz? Ne derdiniz var bizimle?”
-“Sizi uyarıyorum! Adamınız, derhal adaylıktan çekilecek ve bunu bir basın toplantısıyla deklare edecek. Aksi halde….”
-“Evet, aksi halde?...”
-“Bir sonraki uyarımız kanlı olacak!”
¥
Olup bitene bir anlam vermekte zorlanıyorduk. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığı, kimleri ne için rahatsız ediyordu?
Daha işin başındaydık. Üstelik Bedrettin Dalan, Zülfü Livaneli, İlhan Kesici gibi tanınan ve medyanın olanca desteğini arkalarına alan adayların yanında bizim adayımızın seçimi kazanma ihtimali şöyle dursun, esamesi bile okunmazdı. Kamuoyu yoklamaları ortadaydı en arka sıralarda yer alıyorduk.
Birilerinin, Tayyip Bey’in adaylıktan çekilmesini istemesi için medyanın ya da kamuoyu yoklamalarının görmediği bir şeyi görmüş olması gerekiyordu.
O kişi ya da kişiler, belli ki nereye bakmaları ve neyi görmeleri gerektiğini bilecek kadar deneyimli ve bir o kadar da cüretkârdı.
Bu seçimlerde herkes, Refah Partisi’ne bakıp, ‘Ateş olsa cürmü kadar yer yakar’diyerek dudak bükerken, esrarengiz telefonların öbür ucundaki ses ve o sesin arkasında pusuya yatanlar, partiyi boş verip teşkilata bakmayı akıl etmiş ve gördükleri gerçek karşısında dehşete kapılmışlardı.
Endişelerinde haklıydılar ve yaklaşan tehlikenin farkındaydılar. Evet yanılmamışlardı. Onlara göre yaklaşan tehlikenin adı Recep Tayyip Erdoğan’dı”.
¥
Evet, bundan sonra nice kalleşlikler yapıldı ve yapılmakta ama o günden sonra ne sağduyu sahibi milletimiz Erdoğan’ı desteklemekten vazgeçti ne de Erdoğan inandığı ve iman ettiği davasından vazgeçti.
Bütün ihanetlere rağmen kazanan milletimiz-devletimiz oldu. Karanlık çevreler karanlıklarında boğuldu ve daha da boğulacaklar inşallah.
Geleceğin aydınlatılması için geçmiş bilinmelidir.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol