Ülküsü devlet olmayanın
- GİRİŞ19.11.2021 11:31
- GÜNCELLEME19.11.2021 11:31
Ülküsü devlet olmayanın akıbeti kölelik ve sömürülmektir. Köleliğin ve sömürülmenin sonu; kişiliksizlik, kimliksizlik ve güdülen bir hayata razı olmaktır.
Devletsiz ve sahipsiz olmanın ne demek olduğunu, Batılıların; hürriyetleriyle birlikte yeraltı ve yerüstü zenginlikleri gasp edilen ülkelerin halklarına sormak lazımdır.
Sözde devletlerin yöneticileri ve halkları, kursaklarına giren her yudum suda, her lokmada, sürekli Haçlılara muhtaç halde yaşamakta ve çaresizliklerinin acısını iliklerine kadar hissetmektedirler.
Ülküsü devlet olmayanların bedenleri, insan suretinde olsa da ruhları köleleştirilmiş varlıklardır. İnsanı insan yapan fiziki özellikleri değil ruhudur. İnsan bedeniyle değil ruhuyla kimlik ve kişilik sahibidir.
Bugün bizde de Haçlı Batıya yamanan, yardakçılık yapan, ülkesinin gelişimini durdurmak için şikâyet eden arızalı ruhlar vardır.
Bunlar bir devlete sahip olmanın ne demek olduğunu bilmeyecek kadar yaşadığı topraklardan ve halkından kopuk varlıklardır.
Ülküsü devlet olmayan, millet-devlet bütünlüğü olmayan kişi yahut kişiler, kımıl zararlısı gibi nerede yaşarsa yaşasınlar, fıtratlarına yüklenmiş olan insani melekelerini reddettikleri için sürekli zarar verirler.
•
Ülküsü devlet olmayan Mandacılar, 14 asırlık bir medeniyetin kodlarıyla kurulmuş iki bin yıllık devlet geleneğini, Haçlılara peşkeş çekmiş ve Batılı olunca dini ve milli değerlerden kurtulacaklarını zannederek, devleti de milleti de uçuruma yuvarlamışlardır.
Yakın tarihimizde devletimiz ve milletimiz nice facialar atlatmıştır. Esas sebebi, Tanzimatçı ve İttihatçılarla bugünkü temsilcilerinin Batı’ya sığınmacı olmaları sebebiyledir.
Bu hususta Necip Fazıl’ın malum sığınmacılara dair harika bir tespiti vardır şöyle der:
“Tanzimatçılar, Avrupa reçelini kavanozun dışından yalayarak yedim sanan adamlardır”.
Kişi kendi medeniyetinden, inancından, edebiyatından, örf-adet-gelenek ve bunların bütününü barındıran irfandan yoksun olursa, şahsına ve yaşadığı toplum ile devletine dost değil, düşman olur.
Cemil Meriç, “irfan kendini tanımakla başlar” der ve şunu söyler:
“Biz kimiz, nasıl bir tarihten geldik, hangi kavgaların neticesinde bu hale geldik. Kendini tanımak düşmanını da tanımaktır. Evvela kendimizi tanımalıyız. Müşterek bir dil, müşterek bir tefekkür dünyası meydana getirmeliyiz. Bunun da tek çaresi bilmek ve okumaktır. Bilmek, daima İslam’ın büyük emridir”.
•
Ülküsü devlet-millet bütünlüğü olmayanların en büyük arazları; üzerinde yaşadıkları topraklarının, devletinin ve milletinin tarihinin bütününü görmemeleri, okumamaları, araştırmamaları ve geçirdikleri buhranlar sebebiyle kendilerine yabancılaşmalarıdır.
Vatan edilen topraklar tüm zamanların ve tarihin şahididir. Mekân ile tarihin kesiştiği yerde milli tarih vuku bulur.
Kendi milli tarihinden yoksun toplumlar, başka milletlerin tarihleriyle övünerek kendi tarihlerine karşı eziklik duyarlar. Bu eziklik, diğer milletler karşısında aşağılanmayı kabul etmektir.
Ezcümle:
Batılıların kulaklarına üflediği Haçlı formülleriyle robotlaşan siyasetçilerle benzerleri, efendilerine bağımlılık borcu olarak devlet-millet bütünlüğüne ihaneti görev bilirler.
YENİAKİT
Yorumlar1