Devletlilik ve Devletsizlik
- GİRİŞ13.05.2022 08:37
- GÜNCELLEME13.05.2022 08:37
Bu topraklar, devletleri bir şekilde ellerinden alınmış, işgal edilmiş, savaş yahut çeşitli sebeplerle yurtlarını, yuvalarını kaybetmiş insanların yurdu olmuş, yuvası olmuştur.
Devlet-i Aliye’yi Osmani’ye topraklarına ilk mülteci akını Yahudilerden gelmiş ve 1492’de Sultan II. Bayezid tarafından kabul edilmiştir.
Osmanlı ve Cumhuriyet tarihini, kafalarını huninin dar kısmına sokarak memlekete ve millete bakıp okuyamayan ve anlayamayanlar hariç, normal her insanımız bilir ki, devletimiz iki bin yıldır mazlum tüm insanlara kucak açmıştır.
Üstelik tarihimizle ve inancımızla hiçbir ortak değer yargısı olmayan nice toplumlara, inançlarını serbestçe yaşama ve ticaretlerini güvenle yapma imkânı sağlanmıştır.
Dünya devletleri içerisinde “soykırım yapmayan” tek devlet bizizdir. Bununla birlikte soykırıma uğramış ne kadar millet varsa onlara sahip çıkan da bizizdir.
•
Bir devlete, bir vatana mensup olmanın ne demek olduğunu, devletini-vatanını kaybetmişlere sormak lazımdır.
Bu acıyı yaşamayanlar yahut her türlü imkâna sahip olarak yaşadığı devletine düşman olanlar, bir devlete sahip olmanın veya devletini kaybetmenin ne anlama geldiğini bilemezler.
Türkiye’mizin hangi noktasına gidersek gidelim, yüzyıllar içerisinde mutlaka topraklarımıza göç etmiş, sığınmış aileler buluruz. Ve bugün hepimiz bir milletiz.
Mesela Bilad-i Şam denilince aklımıza nereler gelir? Suriye, Filistin, Lübnan ve civarı. Buralar 1920’ye kadar bizimdi ve bizim tebaamızdı.
Cennet mekân II. Abdülhamid Han’ı tahttan indirerek, Osmanlı Devleti’nin sonunu getirip, Batılılara peşkeş çekenler, bugün de halen aynı özlem içerisinde ülkemizi bir Haçlı taktiği olan; “Böl-Parçala-Yut” tezgâhına amelelik eden siyaset ambalajlı ihanet çevreleri, mülteciler üzerinden yazılan senaryoyu oynamaktadırlar.
•
Elbet ne devletimiz ne de sağduyu sahibi milletimiz, bu filmin sahnelenmesine müsaade etmeyecektir. Her şey devletimizin kontrolündedir.
Mülteci problemini, ucuz siyaset üzerinden gayri insani şekillerde çözülmesini isteyen kesimler dikkatle incelendiğinde görülür ki, bunların önemli bir kısmının ataları da bu topraklara mülteci olarak gelmişlerdir.
Bir de tabi devletimizi milletsiz düşünen, devleti sadece kendilerine hizmet eden robot gibi kabullenen sol ve payandalarına göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, asla milletin kurduğu bir devlet değildir. Çünkü milleti dışlamak, ideolojilerinin temellerindendir.
Bu zihniyet; tarih yoksulu, medeniyet yoksunu, inançsızlık gayyasında yüzen, kendileri dışında hiçbir insana hürriyet hakkı tanımayı kendilerine zül saymaktadır.
•
Ezcümle:
Mülteciler konusunda Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve hükümetimiz, dünyaya bir insanlık dersi vermiş, halen de vermektedir.
İnsan olan insan; devletin uygulamalarına, sınır ötesinde neler yapıldığına bir bakar. Çok gizli değil, çok zor değil. Tüm yapılanlar kayıt altındadır.
Mültecilerin geri gönderilmesi programına dahi baksalar yeter. Lakin gayeleri üzüm yemek değil ki, bağcıyı dövmektir.
Oysa milletimiz ve devletimiz bağcıdır ve hancıdır. Yolcu değildir.
YENİ AKİT
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol