İsmail Kahraman’ın tarih şuurunu tartışmak
- GİRİŞ09.09.2022 08:12
- GÜNCELLEME09.09.2022 08:12
TBMM 27. Dönem Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkan Vekili İsmail Kahraman’ın, geçtiğimiz 28 Ağustos’ta Rize’nin fethi münasebetiyle yaptığı konuşma, tarih şuuru yoksullarınca çarpıtılmış.
Esas mesele, İsmail Kahraman’ın ne söyleyip ne söylemediği değildi. Kahraman’ın davası adına, memleketi ve milleti adına şahsiyetli duruşuna tahammülsüzlüktür.
İşte bu duruşa kimler düşmansa, o güruhlar tarafından konuşması cımbızlanarak mizaçlarının gereğini yapmışlar.
İsmail Kahraman’ın tarih şuurunu tartışmak için tarih bilmek gerek. Mesela bir bilinmeyeni hatırlatalım:
1963’te Yunanlılar Kıbrıs’a saldırdığında, İsmail Kahraman, 150 arkadaşıyla Yunan sınırına dayanmış yerli ve milli bir şuur insanıdır. Geçelim. Mevzu şu:
•
Rize’nin Fethinin 561. Yıldönümü münasebetiyle, İsmail Kahraman’ın yaptığı konuşmayı bağlamından kopararak çarpıtanlara ve toplaşarak çoğaltanlara bakıldığında, Sayın Kahraman’ın inancına ters kimseler olduğu meydandadır.
İsmail Kahraman, konuşmasını çarpıtanlara tüm nezaketiyle tarih şuuru dersi vermiş. Özetleyelim:
“İstiklâl mücadelemizde tek kurşun atılmadı” diye bir beyanım yoktur. Rusya; 1914’te on iki milyon askerle İngiltere ve Fransa’nın yanında yer aldı.
1917 İhtilâli’nde çarlığın sona ermesi ve Bolşeviklerin iktidara geçmesi üzerine harpten çekilme kararı alınca girdiği yerlerden ayrılıp gittiler.
Rize’den 2 Mart 1918’de, sahil boyundaki 6 ilçeden de birer gün ara ile çekildiler.
Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında katıldık. İki milyon dokuz yüz bin askerimizle dokuz cephede savaştık.
Bir milyon elli bin kaybımız oldu, bunun dört yüz bini şehittir. Dedem Yemen’de, ailenin tek oğlu olan dayım da Sarıkamış’ta şehit oldu.
Bayrağımızdaki kırmızı renkte ceddimin kanı var. Şehitliğin ulviyetine inanan cihangir bir milletiz. Her ailede bir şehit veya gazi vardır, varisleri istiklâl madalyalarını şerefle taşımaktadırlar.
1.Dünya Savaşı’na girmemeliydik. Büyük yıkıma uğradık. Dört yüz çadırlı bir aşiretten; üç kıtaya, yedi denize hükmeden bir cihan devleti doğurduk. Yirmi milyon kilometrekareye ulaştık.
1910 yılında topraklarımız, dokuz milyon yüz bin kilometrekare idi. Savaşı sona erdiren 30 Ekim 1918 Mondros Antlaşması’nda, beş milyon beş yüz bin kilometrekare toprak kaybetmiştik. İstilaya uğradık. Yağmaladılar bizi. Meriç Irmağı ile Ağrı Dağı arasına sıkıştırıldık. (II. Abdülhamid’i tahttan indirenlerin faturası. H.Ö.)
Petrolümüz, madenlerimiz, boğazlarımız gitti, soyulduk. Narin bir söğütten koca bir çınara dönüşen muhteşem ağacın köklerini kuruttular. Hangi vatansever bu hicranın acısını iliklerine kadar hissetmez.
Hukukun yanında tarih, ikinci ilgi alanımdır. Siyasi tarihimizi de medeniyet tarihimizi de iyi bilirim. Tarih bilincinden yoksun idareci; pusulasız deniz kaptanına benzer.
Tarihi öğrenemeyenler, onu tekrar yaşamak zorunda kalırlar. Tarihimizi peşin hükümsüz, tarafsız ve objektif bir bakışla iyi bilmeli ve incelemeliyiz.
Ömrüm manevi ve milli değerlere hizmet ve hürmet ile geçti öyle de devam edecek. Bu hususta yanlış değerlendirmelerin temelsiz olduğunu belirtmek isterim”.
YENİ AKİT
Yorumlar3