Konfor tutkunlarının göremediği Türkiye gerçeği

  • GİRİŞ15.02.2023 08:43
  • GÜNCELLEME15.02.2023 08:43

Göremezler, görseler de bilemezler, bilseler de dile getiremezler. Çünkü nefisleriyle yürekleri arasında Nemrut inadı vardır. Bencilliklerini tanrılaştırmışlardır.

İşte devletimizin ve milletimizin başı; siyasetten medyaya, ekonomiden kültüre, bu konfor ve servet avcılarının doymak bilmeyen hırslarıyla derttedir.

Böyleleri sadece ülkemizde değil, dünyanın hiçbir memleketi ve milleti için parmağını kıpırdatıp “insanı” ilgilendiren mevzularla hemhal olamazlar. Mayalarının gereği budur.

Şimdi bütün bir afet bölgesinde yaşananları; İstanbul’da, Ankara’da veya diğer şehirlerdeki konforlu iş yerlerinde, evlerinde, beslendikleri ve barındıkları çeşitli mekânlarda, ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmadan yaşayan millet-devlet düşmanlarının Türkiye gerçeğini görmesi mümkün mü?

Elbet değil! Öncelikle görmek ve anlayabilmek için bu toprağın insanlarının, “duygularıyla, duygu birliği”, “inandıklarıyla inanç birliği” olması lazım gelir. Geçelim.

* Dokuz gündür ehli vicdan milletimiz ve devletimiz, gecesini gündüzüne katarak büyük afetin yaralarını sarmaya devam ediyor. Allah hepsinden razı olsun!

Bilinen-bilinmeyen, duyulan-duyulmayan öyle yardımseverlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, derneklerimiz, gruplarımız var ki, sahada kum gibi kaynamakta ve her imdat sesine koşmaktadırlar. Bunlar da mayalarının gereğini yapmaktadırlar.

İnanç, vicdan, akıl ve muhakeme yoksulluğu, maddi yoksulluğun her türlüsüne bedeldir ve asla bedel ödenerek satın alınabilen bir şey değildir.

Bu yoksulların medyalarında, partilerinde, derneklerinde, bilumum faaliyet alanlarında, milli birliğimize muhalefet etmeleri, milli birliğimize asla zarar vermemelidir.

Ferasetimizi güçlendirmeli, böylelerine aldanmak ve inanmak gibi bir boşluğa düşmemeliyiz. Kimin kimle olduğu, kimin kimle yol yürüdüğü apaçık meydandadır.

Bu sebeple, malum güruhlarla zaman harcayarak, birliğimizin ve beraberliğimizin enerjisini zayıflatmamalı aksine güçlendirmeliyiz.

Siyasette, medyada veya diğer işlerde olsun, çelişkili kimseler topluma güven vermezler. Güven vermediklerini kendileri de pek ala bilir ve bu nedenle de çirkinleştikçe çirkinleşir, dağarcıklarında ne kadar küfür varsa sergilerler.

Siyaset ve medya ilkeli olmayı gerektirir. İlkelerin arasında toplumun sahiplendiği değer yargıları vardır.

Konfor ve servet tutkunu olan siyasetçi veya diğer hususlarda topluma söyleyecek sözü olduğunu zannedenler, milletimizin değer yargılarına savaş açmışlardır.

Yine mayalarının ve ideolojilerinin gereğini yapmaktadırlar. Çünkü inançsızlıklarını nefislerini tanrılaştırarak gidermektedirler.

Böylelerinin ortak hali, hakikate kalplerini kapatmalarıdır. Aklını nefislerine kiraya verenler, aynaya bakıp kendileriyle yüzleşemezler.

Bu tür kişilerin vaziyetini geçenlerde bir dost şu örneği anlatarak izah etmişti.

Rivayete göre Peygamberimiz Mekke’de Kâbe’ye doğru (mescide) giderken, Ebu Cehil namlı kâfir, Efendimizin arkasından yeterek, şöyle hitap eder.

-“Ey Abdullah’ın oğlu! Biliyorum ki sen hak Peygambersin, doğru yoldasın lakin şanım-şöhretim-malım-mülküm ve nefsim sana inanmama müsaade etmiyor”.

Ezcümle:

Bugün milli birliğimize kastedenler bu zihniyetten farklı değillerdir.

YENİ AKİT

Yorumlar1

  • Tahir çoban 2 yıl önce Şikayet Et
    Kalemine sağlık tebrikler kardeşim
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat