Türkiye’nin Muhalefet Sorunu
- GİRİŞ16.07.2008 08:22
- GÜNCELLEME16.07.2008 08:22
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluş aşamasından başlayarak kamuoyu araştırmalarını ciddiye aldığı ve kritik zamanlarda halkın nabzını sürekli olarak kontrol altında tuttuğu biliniyor. Diğer partilerin de zaman-zaman kamuoyu araştırmaları yaptırdıkları bilinmekle birlikte araştırma verilerini bir siyaset üretme aracı olarak kullanmadıkları görülüyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan kapatma davası sonrasında ülkenin içine girdiği türbülansa bağlı olarak peşpeşe yapılan kamuoyu araştırmaları gazetelerde yayınlanmaya başladı. Seçim atmosferine girilmeden yapılan kamuoyu araştırmalarına ihtiyatla yaklaşmak gerekirken son tahlilde bu araştırmaların halkın genel eğilimlerini göstermesi bakımından önemli bir pusula vazifesi gördükleri muhakkak. Siyasette bilinmeyenlerin arttığı ve risklerin çoğaldığı dönemlerde yapılan kamuoyu araştırmalarının önemi daha da artıyor.
Son altı ay içerisinde ANAR ve A&G firmaları tarafından yapılan araştırmalar, siyasette neler olup bittiğini görmek bakımından ayrı bir anlam ifade ediyorlar. Bu iki firmanın da araştırma sektörünün en güvenilir markaları arasında olduğunu yeri gelmişken söylemek gerekiyor. Son dönemde yapılan araştırmalar arasında birtakım farklılıklar olmakla birlikte temel benzerliğin Adalet ve Kalkınma Parti’sini hala iki kişiden birinin oyunu aldığı gerçeğidir. Adalet ve Kalkınma Parti’si her iki kişiden birinin oyunu almanın yanında TBMM’de temsil edilen muhalefet partilerinin toplamından daha fazla bir temsil gücüne de sahiptir. Araştırmaların gösterdiği bir diğer sonuç odur ki muhalefet partileri yapısal kriz içindedir.
|
|
ANAR (Mart 08) |
A&G (Ocak 08) |
A&G (Nisan 08) |
A&G (Mayıs 08) |
A&G (Haziran 08) |
22 Temmuz 2007 Seçim Sonucu |
|
AKP |
46.8 |
54.2 |
44.6 |
39.7 |
43.4 |
46.6 |
|
CHP |
21.7 |
18.7 |
20.8 |
19.4 |
18.1 |
20.8 |
|
MHP |
13.4 |
15.2 |
17.8 |
17.1 |
16.8 |
14.2 |
|
DTP |
5.7 |
5.4 |
6.2 |
6.5 |
5.9 |
5.4* |
|
Diğer |
12.4 |
6.5 |
10.6 |
17.3 |
15.8 |
13 |
Kaynak: www.anararastirma.com.tr, Vatan Gazetesi, 01.07.2008, * DTP dahil tüm bağımsızların oyu.
Toplumsal muhalefeti örgütleyemeyen ve sahici bir siyaset dili oluşturamayan muhalefet partileri, günü kurtarmaya çalışıyorlar. Parti içi karar alma süreçlerinin ve parti içi demokrasinin sağlıklı bir biçimde işlememesi bu partilerin temel sorunlarının başında geliyor. Bu noktada muhalefet partilerinin ciddi, tutarlı, ikna edici alternatif bir siyaset ortaya koyamamalarına dikkat çekmek gerekiyor. Görünen odur ki muhalefetin halka sunacağı bir projesi yok yada var olanı da halk ciddiye almıyor.
Muhalefet Yerelde de Umut Vermiyor
Muhalefet partileri sadece ulusal düzeyde değil yerel düzeyde de oldukça başarısızlar. Genel siyasette olduğu gibi yerel siyasette de yeni bir söylem ve yeni bir vizyon ortaya koyamıyorlar. Refah Parti’sinin yerel yönetimlerde elde ettiği başarıdan hareketle iktidara yürümesi örneği göz önüne alındığında ya da tersi örnekte olduğu gibi Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin yerel yönetimlerinde uğradığı başarısızlığa bağlı olarak ulusal düzeyde de oy kaybına uğraması dikkate alındığında yerel yönetimlerin ne kadar önemli olduğu görülüyor. Yerel yönetimler siyasal partiler için bir anlamda iktidar yolunda staj vazifesi görüyorlar.
Cumhuriyet Halk Parti’sinin son beş seçimde yaşadığı başarısızlıkları bir kenara bırakıp sadece 2004 yılında yapılan yerel yönetim seçimlerine baktığımızda partinin durumu apaçık biçimde görülmektedir. 2004 Yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi, on altı Büyükşehir Belediyesinden sadece ikisini, 65 il belediyesinden sadece 6’nı, 847 ilçe belediyesinden sadece 125’ni ve 2.281 belde belediyesinin ise sadece 336’sını kazanabilmiştir. 2004 Yerel seçimleri Cumhuriyet Halk Partisi için üç yıl öncesinden genel seçimler için ciddi bir uyarı niteliği taşırken parti bu tabloyu iyi analiz edememiştir. Görüldüğü üzere aslında Cumhuriyet Halk Partisi için 2007 genel seçimlerinin sonucu üç yıl öncesinden belli olmuştur. Ancak bu sonucu parti yönetimi gör(e)memiştir.
Milliyetçi Hareket Partisine geldiğimizde ise bu partinin durumu Cumhuriyet Halk Partisi’nin durumuna tam olarak benzemese de orada da yaklaşık bir tablo bulunmaktadır. 2002 Genel seçimlerinde % 8.7 oy oranıyla ülke barajının altında kalan Milliyetçi Hareket Partisi, 2004 il genel meclisi seçimlerinde 10.4 oranında bir oy almıştır. Milliyetçi Hareket Partisi 2004 yerel seçimlerinde on altı Büyükşehir belediyesinden hiçbirini kazanamazken, 65 il belediyesinden 4’nü, 847 ilçe belediyesinden 70’ni ve 2.281 belde belediyesinin ise sadece 173’nü kazanabilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisinin oyları 1999 yerel seçimlerine göre il genel meclisi düzeyinde % 17.1’den % 10.4’e gerilerken belediye başkanlığı düzeyinde % 15.1’den % 10.1 düzeyine gerilemiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi üstüne üstlük 1999 yılından 2004 yılına gelindiğinde elinde bulundurduğu birçok belediyeyi rakiplerine karşı kaybetmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi aynı zamanda geleneksel oy depoları olarak bilinen Yozgat, Çorum, Kırıkkale, Çankırı gibi İç Anadolu’daki kalelerini de yitirmiştir.
Siyaset Üretemeyen Muhalefet
Türk siyasetinde genel olarak iktidar partilerinin zamanla yıprandıkları ve oy oranlarının azaldığı muhalefet partilerinin ise muhalefette oylarının yükseldiği vakıa iken bu genel prensibin mevcut tabloyu izah etmediği görülüyor. İki dönemdir iktidarda olmasına rağmen Adalet ve Kalkınma Parti’sinin oyları azalmak bir yana dursun yaşanan onca kaotik gelişmeye rağmen aynı düzeyde dururken muhalefet partilerinin oyları onca olumsuzluğa rağmen artmıyor.
3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana geçen süreçte hadiseleri eleştirel bir gözlükle mütalaa etmek yerine kolaycı değerlendirmeler yapan muhalefet partileri oylarına artırmak yerine mevcudu bile koruyamıyorlar. Temel siyasetlerini “laiklik, türban, vatan hainliği, cumhuriyet değerlerinin yok edilmesi” gibi soyut ve ideolojik bir alana hapseden muhalefet partileri, halka bir gelecek vaat edemiyorlar. Bu yaklaşım hem bu partilerin siyaset alanını daraltıyor, hem de halkın gerçek gündemin göz ardı edilmesine sebep oluyor. Halkın gündelik sorunlarına talip olmayan ve ona daha iyi bir proje sunamayan muhalefet, bir müddet sonra halkın diliyle de konuşmaktan uzaklaşıyor. Sonunda Türkiye sosyolojisini ve toplumsal dinamikleri iyi okuyamayan muhalefet kolaycılığa kaçıp halkı suçlama yoluna gidiyor.
Halktan kopuk bir muhalefet anlayışı, jakoben sayılmasa bile her geçen gün topluma daha fazla yabancılaşıyor ve bu yabancılaşma kendisine yönelen taleplere duyarsız kalınması sonucunu doğuruyor. Genel olarak Türk siyasetinde görülen özeleştiri süreçlerinin işletilememesi bu ayrışmayı daha da hızlandıran bir etki yapıyor. Yaşanan süreç toplum ile muhalefet arasında bir güven ilişkisinin tesis edilmesini imkansız hale getiriyor. Muhalefet partilerine güvenmeyen halk ondan uzaklaşıyor.
Cari muhalefet anlayışı muhalefet partilerinin toplumsal merkezden uzaklaşmasına ve bir sağırlar diyalogunun yaşanmasına neden oluyor. Bütün bunların sonucunda Adalet ve Kalkınma Parti’sinin siyasette oluşturduğu tekel kurumsallaşıyor. Bu rakipsizlik ve alternatifsizlik Adalet ve Kalkınma Parti’sinin hata yapmasını kolaylaştıran bir sonuç doğururken aynı zamanda bir özgüven zehirlenmesi yaşanmasına ve çoğulcu siyasetin işlerlik kazanmasına da engel oluyor.
Muhalefeti siyaset kurumu yapamayınca bu görev doğal olarak diğer kurumlara kalıyor. Diğer kurumların muhalefeti ise ülkede vesayetçi bir demokrasi algısı doğuruyor. Çoğulcu ve özgürlükçü bir demokrasinin tesisi için öncelikle iktidarı denetleyen güçlü bir toplumsal ve siyasal muhalefetin olması gerekiyor.
Bugün Türk siyasal hayatının hiçbir döneminde görülmeyen bir muhalefet boşluğu yaşanıyor. Bu noktada son dönemde yaşananları bir hükümet sorunundan daha ziyade bir muhalefet sorunu olarak görmek ve mütalaa etmek gerekiyor.
* Hüseyin YAMAN
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol