OHAL neden çözüm olmaz?(2)

  • GİRİŞ11.10.2008 13:27
  • GÜNCELLEME11.10.2008 13:27

Son bir yıl içinde yaşanan Dağlıca, Aktütün karakol saldırıları, Diyarbakır'da askerî araca yapılan saldırı, İstanbul Güngören'de patlayan bomba ve dün Diyarbakır Gaffar Okkan Polis Okulu servis aracına yapılan saldırı PKK'nın artık eylemsizlik dönemini bitirdiğini ve 'post-Öcalan' dönemi şaşkınlığını üzerinden attığını ortaya koyuyor

Öcalan'ın yakalanması sonrası örgütün uzun süre sessizliği terörün bittiği şeklinde algılanırken 1. Körfez Savaşı'nda olduğu gibi ABD'nin Irak'ı işgali PKK için yeni bir hayat öpücüğü oldu. Irak'ın işgaliyle yeniden toparlanan PKK, bugün artık tek bir merkezden de yönetilmiyor.

Gelinen süreçte görünen o ki; PKK şiddet ortamının devamını ve hatta yükselmesini istiyor. PKK, Türkiye'yi bu tuzağa çekmek için elinden geleni yapıyor ve yapmaya devam edecek. PKK, Güneydoğu'da saldırılarını yoğunlaştırdığında bu eylemlerin Batı'da karşı bir milliyetçilik ürettiğini görüyor ve bu yumuşak karnı kaşımak istiyor. Güneydoğu'da verilen her şehidin cenaze töreni büyük bir mitinge dönüşüyor ve PKK'ya olan nefreti keskinleştiriyor. PKK, bu psikolojiyi kullanarak Batı'da yaşayan her Kürt'ün PKK'lıymış gibi görülmesini ve bu vatandaşlarımıza karşı saldırılmasını istiyor. Ergenekon iddianamesinde ileri sürüldüğü üzere bu türden provokasyonlara bazı emekli devlet görevlilerinin de karıştığı ve hatta bu kişilerin zaman zaman ortak hareket ettikleri görülüyor.

Türkiye PKK’nın Tuzağına Düşmemeli

Türkiye, sağduyusunu kaybeder ve PKK'nın bu tuzağına düşerse yanlış yapar. Başta hükümet ve TSK, artık bu sorunun çözümünün 'daha fazla inzibatî tedbirle değil, daha fazla demokrasiden' geçtiğini görmeliler. Hükümet, bunu hem de PKK'ya ve yükselen şiddete rağmen görmeli ve sağduyuyu elden bırakmamalı. Bu noktada iktidar partisi inisiyatifi ele almalı ve GAP paketini bir gün dahi geciktirmeden hayata geçirmelidir. İktidar, bölgede kangren haline gelmiş işsizlik sorununu çözmek için daha fazla adım atmalı, buna paralel olarak demokratikleşme paketinden de asla taviz vermemelidir.

Alaattin Parmaksız... Emekli tümgeneral. Komando. Uzun bir özgeçmişi var, üç hassas görevine dikkatlerinizi çekmek isterim. Alaattin Paşa 1990-1992 yılları arasında Hakkari Dağ Komando Tabur Komutanlığı yaptı. 1999-2001 döneminde bu defa tabur komutanlığı yaptığı yere tugay komutanı olarak geldi, yani Hakkari Dağ Komando Tugay Komutanlığı görevini üstlendi. 2003 yılında Genelkurmay İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma Daire Başkanlığı görevinde bulunmuş. 2004 yılında istifa ederek emekli olmuş. Parmaksız, emekli olduktan sonra terörle mücadelenin nasıl olması gerektiğini ve Hakkari'de yaşadıklarını bir kitapta topladı. Kitabının adı; "Burası Hakkari, Ankara'dan Göründüğü Gibi Değil". Okumadıysanız muhakkak okuyun ve orada yaşananları, yapılması gerekenleri ve yapılamayanları en üst düzey ağızdan dinleyin.

Türkiye'de maalesef hatırat ve biyografi yazma geleneği zayıf olduğundan önemli görevlerde bulunan birçok ismin hatıraları ve tecrübeleri de onlarla beraber gidiyor. Son dönemde terörle mücadelede Nevzat Bölügiray, Osman Pamukoğlu'yla başlayan yazma ve kritik etme geleneği, bu alanda yeni bir sayfa açtı. Emekli askerlerin hatıratları ve Güneydoğu'da yaşananlar konusunda çok okunan bir literatür oluştu. Hasan Kundakçı, Erdal Sarızeybek ve burada isimlerini sayamadığımız isimlerin kitapları, son yirmi yılda terörle mücadelede yaşananları birinci ağızlardan öğrenmemizi sağladı. Emekli askerlerin konuyla ilgili mülakatları ve değerlendirmeleri de PKK'yla mücadele konusunda ezber bozdu. Hem Mehmet Ali Kışlalı'nın 'Güneydoğu: Düşük Yoğunluklu Çatışma', hem de Fikret Bila'nın 'Komutanlar Cephesi' isimli kitapları 'terörle mücadelede nerede hata yapıldığını' bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bütün bu hatalar yapıldığında OHAL vardı ve Türk Silahlı Kuvvetleri canla başla mücadele ediyordu. Mesele şudur; asker doğal olarak bu sorunu askerî bir mesele olarak görüyor ve içeriden bakıyor. Bu noktada siyaset kurumu en az askerler kadar eleştiriyi hak ediyor. Asker bu meseledeki tekelini bırakmak istemese de, partiler muhakkak daha fazla inisiyatif almalı ve sorumluluklarının farkına varmalılar.

Çözümü Yanlış Yerde Aramak yada OHAL!

Yeniden OHAL veya benzeri uygulamalara dönmek sadece PKK'nın işine yarayacaktır. Bölge halkının gönlünü kazanma noktasında zaman zaman ikircikli bir tutum içinde olan devletin bu hamlesinin yeni belirsizliklere ve krizlere yol açacağı akıldan çıkarılmamalıdır. Türkiye, bir yandan terörle mücadele ederken diğer yandan da demokratikleşme davasından vazgeçmemelidir. Şu soruları artık açık yüreklilikle sormanın zamanı geldi ve geçiyor: 1990'lı yıllardaki kanlı Nevruz olaylarında OHAL yok muydu? PKK, Şırnak'ı muhasara altına almaya çalıştığında OHAL yok muydu? 1992 yılında Aktütün saldırıya uğradığında OHAL yok muydu? 33 askerimiz Bingöl'de şehit edildiğinde OHAL yok muydu? Hatta daha da ileri gidelim ve 1984 Eruh ve Şemdinli saldırısı olduğunda bırakın OHAL'i, sıkıyönetim yok muydu? Türkiye 'samanlıkta kaybettiği iğnesini kapının önü aydınlık diye orada aramaktan' vazgeçmeli ve meselenin nazikliğini görmeli.

1990'lı yıllarda Adnan Kahveci tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a verilen "Kürt Sorunu Nasıl Çözülmez" isimli raporda Kahveci, meselenin tarihsel ve siyasal boyutu üzerinde durduktan sonra şunları söylüyor: "...Eğer demokratik haklar konusunda tutucu olursak 'bu haklar bölünmeyi hızlandırır' düşüncesinden kurtulamazsak, Türkiye daha hızlı bir biçimde bölünmeye ve iç savaşa gider". Kahveci, diğer ülke örneklerini irdeledikten sonra şu çarpıcı tarihî uyarıyı yapıyor: "...Unutmamak gerekir ki, ayrılıkçı terör artık dünyanın hiçbir ülkesinde şiddetle ve silahla bastırılamamaktadır. Çare daha fazla demokrasidir."

Çözüm Daha Fazla Demokrasi

Emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Kürt, Kürtçülük ve PKK'nın farklı şeyler olduğunu dile getirip bu meselenin Türkiye'nin AB'ye üye olup kişi başına düşen millî gelirini 15 bin dolara çıkardığında kendiliğinden çözüleceğini söylerken, bugün yeniden OHAL'i tartışmak suları tersine akıtmaya benziyor.

PKK'nın acımasızca yürüttüğü terörün ve propagandanın boşa çıkarılmasının ve anlamsızlaştırılmasının yolu, elindeki kozlarını almak ve onu işlevsiz kılmaktan geçiyor. Bunun yegane yolu ise daha fazla demokratikleşme ve evrensel hukuk nizamının tesisindedir. Aksi takdirde Türkiye bataklıkla uğraşmak yerine sivrisineklerle mücadeleye devam edecek.

Zaman Gazetesi Yorum sayfası
Hüseyin Yayman Haber 7
huseyinyayman@gmail.com

Yorumlar1

  • mehmet yıldırım 17 yıl önce Şikayet Et
    hüseyin hocam dikat et. daha fazla demokrasi diyen herkesi örneğin eşref bitlisi turgut özalı adnan kahveciyi musa anteri daha ismini sayamadığım bir çok aydın politikacıyı kim neden ortadan kaldırdı,sorusunu sorgulamadan failleri bulunamadan demokrasisen bahsedilemez.korkuyorum demeye ama,,bencede daha fazla demokrasi insan hakları
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat