Mahalle baskısı mı akıl karışıklığı mı?

  • GİRİŞ26.12.2008 10:30
  • GÜNCELLEME26.12.2008 10:30

Türkiye uzun süredir "mahalle baskısı" kavramını tartışıyor. Türkiye’nin yetiştirdiği değerli sosyal bilimcilerden Profesör Şerif Mardin tarafından ilk defa dile getirilen bu kavram, kullanıldığı ilk günden itibaren farklı kesimlerce farklı algılanan bir kavram haline geldi. Vatan Gazetesi yazarlarından Ruşen Çakır bundan yaklaşık iki yıl öce Şerif Mardin’le Amerika’da bir röportaj yapmış ve Mardin burada “mahalle baskısı” kavramını kullanmıştı. Hızla tedavüle sokulan bu terim çoğu zaman olduğu gibi amacı dışına çıktı. Kavram zaman içinde bazı çevreler tarafından muhafazakâr camiayı ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi’ni politik olarak yıpratmak isteyen bir metafora dönüştürüldü. Mahalle baskısı teriminin herkes kendi tarafına doğru çekmeye çalıştı. Mardin Hoca Hürriyet’ten Ayşe Arman’a başka bir mülakat daha verdi ve kavram Arman’la daha popüler hale geldi.

Şerif Hoca verdiği mülakattan bir yıl gibi bir süre sonra yanlış anlaşıldığını ifade etti ve Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği(SORAR) tarafından düzenlenen “Ne demek istedim” adında bir açık oturuma katıldı söylediklerini tashih etme gereği duydu. Son olarak geçen hafta içinde Prof. Dr. Binnaz Toprak başkanlığında İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener gibi kıdemli gazeteciler tarafından yürütülen Açık Toplum Enstitüsü ve Boğaziçi Üniversitesi'nin ortaklaşa yürüttüğü araştırmayla kavram yeniden gündeme geldi. 

Araştırma kimlerle ve nasıl yapıldı?

Boğaziçi Üniversitesi tarafından "Türkiye'de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler" olarak kitaplaştırılan çalışma, 265'i erkek, 136'sı kadın olmak üzere toplam 401 kişiyle yapılan derinlemesine mülakatlardan oluşuyor. Raporda ismi geçen gazeteciler tarafından Aralık 2007 ile Temmuz 2008 tarihleri arasında Erzurum, Malatya, Sivas, Kayseri, Konya, Batman, Sakarya, Trabzon, Denizli, Aydın, Eskişehir ve Balıkesir illerinde bizzat yapılan araştırmada “amaçlı örneklem” (purposive sample) yöntemi kullanıldığı belirtiliyor.

Şerif Mardin'in 'mahalle baskısı' kavramından yola çıkıldığının belirtildiği araştırmada görüşme yapılan kurumlar şu şekilde belirtiliyor: “CHP il örgütleri, Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Pir Sultan Abdal Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Dernekleri, Cem Vakfı, yerel medya kuruluşları, üniversiteler, öğrenci kulüpleri, kadın kuruluşları, ticaret ve sanayi odaları, hastaneler ve tabip odaları.” Araştırmanın sunumunda da ifade edildiği gibi “amaçlı örneklem” gerçekten sorunlu bir yöntem. Aslında burada yaşanan temel sorun metodolojiden de ziyade araştırmanın bir anket çalışması gibi sunulması ve sarf edilen bağlayıcı ifadelerle ilgili. Kamuoyuna araştırma sanki bir anket çalışması olarak takdim edildi ve buna bağlı olarak haklı itirazlar yükseldi.

Araştırma neden bahsediyor?

Metodolojisi bahsinde Araştırmanın metodolojisiyle ilgili belirtmek istediğimiz husus, araştırmamızın sonuçlarından hareketle Türkiye’nin tümü hakkında istatistiki bir genelleme yapılamayacağıdır. Bu araştırma Türkiye’deki kamuoyunun eğilimlerini belirleyebilecek ve tüm Türkiye nüfusunu temsil niteliğine sahip bir örneklemle yürütülmüş anket çalışması değildir.” Araştırma künyesinde böyle bir ifade yer alırken araştırma kamuoyuna maalesef tam aksi biçimde takdim edildi. Anadolu’da “yaygın ve organize” baskıdan bahsedilmeye başlandı. Böyle bir baskıdan bahsedilmekle birlikte bu baskının boyutu ve yoğunluğu konusunda araştırma bize herhangi bir veri sunmuyor. Tekil hikayeler üzerinden yürüyen metin bağlayıcı ve kesin hükümlerle bitiyor. 

Araştırmanın tartışılmasına neden olay temel husus görüşmelerden elde edilen bulgular dolayısıyla ortaya çıktı. Basında araştırma bulguları şöyle özetlendi: “Laik kimliktekilere olan iktidar kaynaklı ayrımcılık ve baskı, eğitim alanında cemaatlerin faaliyetleri, laik kimliklerin ticari hayattan dışlanması ve içki yasağı gibi konular ile Ramazan aylarında oruç tutmayanlara karşı sergilenen hoşgörüşüzlük, cuma namazına katılma zorunluluğu’ vb. toplumsal baskılar eskiden var olmayan yeni bir ortamın mevcudiyetine de işaret ediyor.” Araştırma, baskı altında olduğu düşünülen laik düşünceye sahip kişiler, gençler, kadınlar ve Alevilerin yaşadıkları somut olaylara dayanılarak hazırlandı. Araştırmada ayrıca Gülen Cemaatiyle ilgili eğitim ve iş dünyası ve kadınlara yönelik faaliyetleri de geniş yer alıyor. Bu savlar yanında AKP kadrolaşmasının “baskıcı muhafazakârlığın” artmasında payı olduğu vurgulanıyor.

Araştırma önceki araştırmalarla çelişiyor mu?

Bu araştırma daha önce Binnaz Toprak ve Ali Çarkoğlu tarafından yapılan “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset TESEV 1999, 2006 araştırmaları başta olmak üzere; KONDA ve Tarhan Erdem tarafından “Gündelik Yaşamda Din, Laiklik ve Türban Araştırması” Eylül 2007 ile Adil Gür yönetiminde A&G’nin yaptığı “Muhafazakarlık Araştırması” Ağustos 2008 sonuçlarıyla çelişen bir araştırma.

Araştırma ekibi “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset” TESEV, 2006 araştırmasının 30. sayfasına referans verirken, araştırmanın bütünü gözden kaçırılmış durumda. Araştırmanın problematiği 1999 ve 2006 araştırmalarında sorulan “Türkiye’de dindar insanlara baskı yapılıyor mu?” sorusuna verilen cevaptan yola çıkılarak oluşturulmuş. TESEV’in 2006 yılında yaptığı araştırmaya göre 1999 yılında halkın % 42.4’ü dindar insanlara baskı yapıldığını ifade ederken, 2002 yılında bu oran % 40.0’a ve 2006 yılında % 17.0’e düşmüş durumda. Araştırma ekibi buradan hareketle AKP iktidarıyla birlikte İslami kesimin şikâyetlerinin azaldığını ancak bu süreçte laik kesimin şikâyetlerinin arttığını öne sürüyor. Bir anlamda tersinden bir okumayla “laiklik zayıflıyor, irtica güçleniyor” sonucu öne çıkarılıyor. Araştırma ekibi amaca uygun veriyi alıp kullanırken bütünü görmezden gelinmiş durumda. Haddi zatında sadece TESEV’in 2006 araştırması dahi irdelendiğinde son araştırmanın tezlerinden farklı sonuçlara ulaşılıyor.

Bırakın 2006 araştırmasının bütününü, “Tehdit Sorunu” başlığı altında ele alınan “Kökten dinciliğin yükseldiğine inanıyor musunuz?”, “Laiklik tehdit altında mıdır?” sorularına verilen cevaplara bakıldığında dahi tablo net olarak görülüyor. Binnaz Toprak Hoca’nın 2006 yılında yaptığı araştırma da ‘son dönemlerde kökten dincilik yükseliyor’ diyenlerin oranı % 32.6 iken, hayır yükselmiyor diyenlerin oranı % 61.3’tür. Aynı şekilde ‘laiklik tehdit altında’ diyenlerin oranı % 22.1 iken, hayır tehdit altında değildir diyenlerin oranı % 73.1’tür.

Ötekileştirilenler araştırmasında varılan sonuçlar bir yana araştırma bu haliyle yine Açık Toplum Enstitüsü tarafından Haziran 2006’da yapılan araştırma sonuçlarıyla da çelişiyor. Bugünkü araştırmaya benzer biçimde yine Boğaziçi Üniversitesi ortaklığıyla yürütülen araştırma kamuoyuna “ezber bozan araştırma olarak takdim edilmişti. Ülke genelinde 1.846 kişiyle yüz yüze görüşme yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmada kamuoyunun % 93’ünün başörtüsünden rahatsızlık duymadığı belirlenmişti. “Türkiye’de Sosyal Tercihler” başlıklı araştırmanın bir başka sonucu da ülkede sıkça dile getirilen “Cumhuriyet tehlikede, şeriat gelecek” iddialarının toplumsal karşılığının olmadığını göstermesiydi. Araştırma da ayrıca Türkiye’de yalnızca % 9’luk bir kesim şeriat istediği dile getirilmişti. Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ve Doç. Dr. Ali Çarkoğlu tarafından yürütülen çalışmanın sonuçları ‘Türkiye’nin ezberini bozan ve toplumsal hoşgörüye vurgu yapan’ bir araştırma olarak takdim edilmişti.  

Mahalle Baskısı var mı?

Mahalle baskısı kavramının henüz ortaya atıldığı dönemde ANAR tarafından 2880 örneklemle yapılan gündem araştırması sonuçları çok daha ilginç veriler ortaya koyuyor. 3-8 Kasım 2007 tarihlerinde ANAR tarafından 12 ilde yapılan gündem araştırmasında “Mahalle Baskısı” kavramı da sorulmuş. Soru tam olarak şöyle “Hayatınızın herhangi bir döneminde veya anında size dindarlar tarafından herhangi bir baskı yapıldığı oldu mu” sorusuna araştırmaya katılanların % 94.3’ü hayır olmadı, cevabını verirken % 5.1’i ise Evet oldu cevabını vermiş.

Tarhan Erdem ise Eylül 2007’de Milliyet Gazetesi için yaptığı Türban Araştırmasında birçok değerli veriye ulaştıktan sonra araştırmayı şu cümlelerle bitiriyor: “...ben bu tablolarda halkımızın hoşgörüsünü görüyorum. Yüzde seksenden fazlası “oruç tutarım” diyen bir toplumda, oruç tutanların bir kısmının Ramazanda lokantaların açık kalmasında mahzur görmemesini toplumun sağduyusunun işareti olarak yorumluyorum.”

Bir ötekileştirmeden bahsederken aslında kendimizin de başka bir ötekileştirme yaptığımız gerçeğini görmemiz ve toplumun birlikte yaşama pratiğine katkı yapacak bir dil geliştirmemiz gerekiyor. Nereden baktığınıza göre değişmekle birlikte Türkiye kentleşme, modernleşme dinamikleriyle düne göre daha çağdaş bir ülke olma yolunda ilerliyor. Bu araştırmanın en ilginç sonuçlarından biri ilk defa Cumhuriyet Gazetesinin Açık Toplum Enstitüsü’nün bir araştırmasını yüksek sesle benimsemesi ve sayfalarında yer vermesi oldu. Türkiye şaşırtmaya devam ediyor.

Not: Yazarımızın bu makalesi 24/12/2008'de Taraf Gazetesi'nde yayınlanmıştır

Hüseyin Yayman - Haber 7
huseyinyayman@gmail.com

Yorumlar3

  • fikretçiçek 17 yıl önce Şikayet Et
    Konya. Anketçiler Konyayı karıştırmasınlar.40 yıl önce kimse mini etek giyemez,kız erkek elele dolaşamaz....dı.Şimdi ramazanlarda bile içki satan yerlerin çoğu açık.Kız ve erkeklerin bırakın elele dolaşmasını,sarılarak yürüyorlar da halkın %90ı dönüp bakmıyorlar.Tek tük olaylar da genelleştirilemez.
    Cevapla
  • mevhibe inal 17 yıl önce Şikayet Et
    Mahalle baskisi... Bizde mahalle baskisi var. Hem de her mahallenin kendine gore baski cesitleri var. Her mahalle kendi gibi dusunen, giyinen insanlarla rahat ediyor, otekine kotu bakiyor, degistirmeye calisiyor, olmadi disliyor. Isi, hakaret-alay-elle esarp cekme-kovma boyutuna getirme "laik" kesimde gorulurken, muhafazakarlar tepkisini, saygili davranmayarak gosteriyor.
    Cevapla
  • Onur Yavuz 17 yıl önce Şikayet Et
    Ne olursa olsun. Kimse gelipte bana mahalle baskısı yok diyemez ben karşılaştım çünkü. Ama onların abarttığı kadar var mıdır ona ben şahit olmadım.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat