MGK toplantısını nasıl okumalıyız?
- GİRİŞ02.07.2009 11:18
- GÜNCELLEME02.07.2009 11:18
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) 28 Şubat’tan bu yana en uzun süren toplantısı yapıldı ancak yankıları devam ediyor.
MGK’nın belge “sahte mi-gerçek mi” tartışmaları altında yapılması toplantıyı kritik bir eşik haline getirdi.
Belli ki asker ile hükümet arasında ciddi bir ‘frekans ve algı’ farklılığı var.
Bu farklılık ‘irtica- laiklik’ probleminden daha çok zihniyet dünyasına ve ülkenin düzenine dair yol haritasında yatıyor.
Asker son günlerde yaşananlardan oldukça rahatsız ve bunu açık biçimde belli ediyor.
Fakat her zaman olduğu gibi asker empati yapmak yerine suçlamayı tercih ediyor.
Tamam, ‘aydınlar hain’, ‘entellektüller satılmış’, ‘medya müstemleke medyası olmuş’, ‘üniversite işgal altında’ hepsi tamam.
Peki ya toplum. Bu onlara haksızlık etmek manasına gelmiyor mu?
Peki ya işimize gelince aziz ve necip bildiğimiz millet...
Asker neden millete bakmıyor.
Hiç bir şey yapamıyorsa ve kendi aydınlarına güvenmiyorsa, yabancıların Türkiye hakkında yazdıklarına neden bakmıyor.
Memleketin değerler haritasını çıkartıp, neden düşünmüyor.
Askerdeki rahatsızlık daha çok komuta kademesi dışında ve altta yaşanıyor.
2003’le başlayan müdahale sürecine nihai nokta konulmadığı için bu inisiyatif kendini yeniden üretiyor ve asla pes etmiyor.
Bu gidişle de sonsuza kadar pes etmeyecek.
İrtica tehdidi var mı?
Hükümet ise bu tartışmaları sonlandırmak ve askerin siyaset üzerindeki etkisini AB standartlarına indirmek istiyor.
AK Parti ülkeyi normalleştirmek istiyor ama onun da aklı fazlasıyla karışık.
AK Parti sözcülerinin ifadeleri alta alta dizildiğinde son tahlilde bu partinin, askerin siyaset üzerindeki etkisini tam olarak görmediği veya görmek istemediği anlaşılıyor.
AK Partililerin 12 Eylül’ü ya da hiç olmazsa 28 Şubat sürecini iyi etüt etmeleri gerekiyor.
Başbakan’a dışardan yapılan telkinler ve araya giren parazitler ciddi bir karartma yapıyor.
Dün olduğu gibi bugünde meseleyi kozmetik tedbirlerle çözmek isteyenlere Menderes iktidarının son günlerini ve Genel Kurmay Başkanı Erdelhun Paşayı hatırlatmak isteriz.
Bazı çok bilmişlere tarihe, sosyolojinin kavramlarıyla bakmayı tavsiye ederiz.
Bir yandan ‘TSK’yı yıpratmayalım’ anlayışı diğer yandan ‘bunlar sizi askerle kavga ettirmek istiyorlar’ uyarısı Erdoğan’ın sürekli yutkunmasına sebep oluyor.
Temel meseleyi hatırlayalım....Tartışma, Albay Çiçek tarafından hazırlandığı iddia edilen ‘hükümeti bölme ve irtica ile mücadele’ planının hazırlanmasından çıkmıştı.
Eğer siz hala halkınızı ‘şeriat getirecekler’ diye itham ediyorsanız aslında ortada tartışacak çok fazla bir şey kalmıyor.
Kim şeriat istiyor?
Bunlar şeriatı nasıl getirecekler?
Sosyolojik olarak bu mümkün mü?
Bazı kesimler memlekete kendi pencerelerinden baktıklarında milleti potansiyel tehdit olarak görüyorlar.
Asıl mesele laiklik-irtica tartışması da değil zaten.
Sorun iktidarlarının tehlike altında olmasından kaynaklanıyor.
Belli ki...Ortada, bir “darbe” planı var.
Bazıları bu planın var olup olmadığını ortaya koymak yerine meselenin üstünü örtmeye, bunu başaramazlarsa akılları karıştırmaya ya da tehdit etmeye uğraşıyorlar.
MGK Toplantısı ne anlam ifade ediyor?
Yedi buçuk saat süren MGK toplantısında ne konuşulduğu bir yana rutin bir toplantının bile bu kadar uzun sürmesi olağanüstü bir durum olduğunu ortaya koyuyor.
Artık ne konuşulduğunun çok da bir anlamı yok.
Konuşulanlar siyaseti yakından takip edenler için sır değil.
Hani kitapçık atma sendromu yaşanmasa da sinirlerin kopma noktasına birkaç defa geldiği belli oluyor.
Bu meselenin burada bitmediği ve tartışmaların bir müddet daha devam edeceği görülüyor.
Tabi bu arada bazı terör eylemleri olmaz ve gündem aniden değiştirilmezse..
Türkiye bu manzarayı hak etmiyor.
MGK’nın farklı yorumları olabilir ama kesin olan bir şey var ki o da Türkiye’nin yeni bir yol ayrımında olduğudur.
MGK’da tartışılan ancak bildiriye konmayanlar Türkiye’de yeni bir dönemin başladığını ortaya koyuyor.
Ülkenin geleceği ve memleketin kaderi Erdoğan’ın vereceği karara bağlı.
Erdoğan ya yeniden yutkunacak ve susacak ya da gereğini yapıp bir kez daha tarihe geçecek.
Türkiye iki yüz yıldır olağanüstü dönemlerden bir türlü kurtulamıyor.
III. Selim’in darbeyle tahttan indirilmesinin üzerinden tam iki yüz yıl geçti ve ülke bugünde aynı sorunu konuşuyor.
Acaba neden?
Hüseyin Yayman - Haber 7
huseyinyayman@gmail.com
Yorumlar4