Kürt meselesinde muhatap kim olacak
- GİRİŞ22.07.2009 09:02
- GÜNCELLEME22.07.2009 09:02
Kürt meselesi, Türkiye'nin yüz yıllık meselelerinden biri. Kürt meselesi, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve normalleşmesiyle yakından ilgili bir konu. Kürt meselesi, PKK şiddetinin ortaya çıkmasıyla yeni boyut kazanan ve tabii mecrasının dışına çıkıp uzun süredir çözümsüzlüğe mahkum edilmiş bir problem alanı.
Bu çözümsüzlükte PKK şiddetinin önemli bir tesiri olsa da asıl sorun siyasî irade ve kararlılık eksikliğinde yaşanıyor. Kürt meselesinde siyaset kurumu uzun süre inisiyatif almak istemedi. İnisiyatif almak isteyenlere de önemli bedeller ödetildi. AK Parti'nin ise ülkenin 25 yılına mal olan bu soruna çözüm bulmak istediğini, ancak yeterli kararlılığı taşımadığını görüyoruz. AK Parti, iktidara gelmesinin hemen ardından af yasası çıkarılması, Kürtçe dil kursları, Kürdoloji bölümleri açılması, TRT 6 gibi devrim sayılabilecek köklü düzenlemeler yapsa da çözüm için son hamleyi yapma konusunda ikircikli bir tutum içinde oldu. Bunun da ötesinde AK Parti meseleyi bütünlüklü bir yaklaşım içinde ele almadı; problemin tüm yönlerini dikkate alan derinlikli bir siyaset geliştiremedi.
Tarihî fırsattan, tarihî çözüme!
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün mayıs ayında "iyi şeyler olacak" sözüyle başlayan tartışmanın üzerinden 60 güne yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz ortada somut bir adım görünmüyor. Cumhurbaşkanı Gül'ün Çek Cumhuriyeti gezisi dönüşünde, "İster terör, ister Güneydoğu, isterseniz Kürt sorunu deyin; bu, Türkiye'nin en önemli sorunu. Yeni şeyler olacak. Devlet birimleri arasında bu konuda uyum var. Devletin bütün görevlileri, sivil ve askerler, istihbarat, hepimiz, bu konuyu aramızda açık-seçik konuşuyoruz." açıklamasını yapmıştı. Gül'ün bu açıklamaları kamuoyunda iyimser bir hava yarattı. Ancak gelinen noktada henüz bir çözüm planının belirlenip kamuoyuna deklare edilememesi, iyimserliğin yerini karamsarlığa bırakmasına neden oluyor. Abdullah Gül'ün sözlerinden meselenin tüm boyutlarıyla devlet katında açık biçimde konuşulduğu anlaşılıyor. Gelinen noktada çözüm konusunda aynı netliğin ve bir uzlaşmanın olduğu ise şüpheli. Süreç beklenenden yavaş ilerlerken çözüm konusunda ciddi bir belirsizlik var. Hükümet belli ki hesaplanamayan riskleri tek başına almak istemiyor. Ancak bu noktada hemen şunu ifade etmek lazım ki iç ve dış konjonktürün bu kadar lehte olduğu bir dönemde Türkiye bu meseleyi çözemezse daha derin krizlere sürüklenebilir.
Cumhurbaşkanı'nın tarihî açıklamasının üzerinden epey bir zaman geçmesine rağmen henüz ortada bir yol haritasının olmaması ve psikolojik olarak gözlerin Abdullah Öcalan'ın açıklamasına çevrilmesi doğrusu Türkiye'nin 'devlet bilgisi' bakımından dramatik bir sonuç doğuruyor. Türkiye gibi imparatorluk geleneğinden gelen ve 'devlet aklına' sahip bir ülkenin Kürt meselesi karşısındaki tutukluğunu ve özgüven eksikliğini anlamak kafalarda şüphe doğuruyor. Bunun yanında Erdoğan'ın daha Refah Partisi İstanbul il başkanı iken hazırlattığı Kürt Raporu ve bu raporda bugün için dahi radikal sayılabilecek öneriler ortada iken gelinen noktada Tayyip Erdoğan'ın Ahmet Türk'e randevu vermeyen tavrını anlamak mümkün değil. DTP'yi muhatap almayıp, Ahmet Türk'e randevu verilmezken meselenin Öcalan'ın yol haritasına kilitlenmiş olması tuhaf bir durum oluşturuyor. Bu noktada çözüm sürecinin ve toplumsal psikolojinin iyi yönetilmesi gerekiyor.
En son söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. Kürt meselesinin çözümünde karşımızda homojen, taleplerini somut olarak ortaya koyan yekpare bir kitle ve bir muhatap yok. Meselenin çözümünde muhatap olarak kişileri mi, kurumları mı, vatandaşları mı yoksa hem kişileri hem kurumları mı dikkate alacağız? Daha açık ifade etmemiz gerekirse A.Öcalan'ı mı, A. Türk'ü mü, M. Karayılan'ı mı, C. Bayık'ı mı, A.Melik Fırat'ı mı, Ş. Elçi'yi mi, K. Burkay'ı mı, M. Barzani'yi mi, C. Talabani'yi mi muhatap alacağız yoksa DTP'yi mi, AK Partili Kürtleri mi, PKK'yı mı, HAKPAR'ı mı KADEP'i mi muhatap alacağız? Kürtlerin İslamcılarını mı, seküler olanlarını mı, Marksist-Leninist olanlarını mı, Alevi olanlarını mı, Sünni ya da Şafi olanlarını mı dikkate alacağız?
Cumhurbaşkanı'nın tarihî fırsat sözü üzerine kamuoyunun içine girdiği beklentiyi tatmin edecek bir açıklamanın siyasetten gelmemesi ve son olarak Abdullah Öcalan'ın 15 Ağustos (PKK'nın ilk eylemi) tarihini vererek kendi çözüm paketini açıklayacağını belirtmesi, konuyu yakından takip edenler tarafından şaşkınlıkla karşılanıyor. Sanki kamuoyu psikolojik olarak yönlendirilmek ve Öcalan 'bilge adam' pozisyonuna itilmek isteniyor.
Çözümün adresi, TBMM'dir!
Bu meselenin çözümünü Öcalan'a havale etmek, en başta problemi çözümsüzlüğe mahkûm etmek anlamına geliyor. Devlet kurumlarının çözüm paketi açıklama konusundaki ürkek tavırları bir yana, bu meseleyi Öcalan'ın hamiliğine terk etmek, en başta DTP'ye ve Kürtlere karşı ciddi bir haksızlık. Yüz yıldır Kürt problemiyle yatıp kalkan bir ülkenin eksik veya fazla bir çözüm paketini kamuoyuna açıklamaması çözüm konusunda kafalarda soru işaretleri doğuruyor.
DTP, çoğunlukla PKK'nın siyasî kolu gibi davranıp kamuoyunu hayal kırıklığına uğratsa da bugün legal Kürt hareketinin en büyük temsilcisi ve aldığı 2 milyonun üzerinde oyla önemli bir parti. Eğer bir muhatap alınacaksa bu ne PKK ne de Öcalan olmalı, muhatap doğrudan TBMM, AK Parti'nin kendi Kürtleri ve DTP olmalıdır. Türkiye TRT 6'yı ya da Kürdoloji bölümlerini açarken Öcalan'a mı sordu ki şimdi ona sorsun ve onun 'akil adamlığına' müracaat etsin? Yıllardır eleştiri konusu yapılan DTP'nin PKK'yla arasına bir çizgi çekememesini bugün devlet kendi eliyle yapıyor. PKK, dağdan indirilmek ve DTP'lileştirmek yerine, farkında olunarak veya olunmayarak DTP, PKK'laştırılmak isteniyor. Eğer seçimle gelmiş bir parti muhatap alınmayıp başka aktörler muhatap alınacaksa DTP'ye ne gerek vardı?
Kürt meselesinin barışçı yollarla çözümünde Öcalan'ın gücü reddedilemez; ancak TBMM'de temsil edilen bir irade varken Öcalan'ı muhatap almak suları yokuşa akıtmak manasına gelir. Abdullah Öcalan'la konuşmak ayrı, muhatap almak ayrıdır. Silahı ve şiddeti öne çıkaran her vurgu, karşısında çok daha büyük bir reaksiyona neden olacak ve halkların kardeşliğine zarar verecektir.
Öcalan'ın, PKK ve DTP üzerindeki özgül ağırlığı ve Kürtler üzerindeki etkisini inkâr etmemekle birlikte Öcalan'ı muhatap almak hem Kürt halkının özgür iradesine hem de tarihe karşı büyük bir hata olacak. Bu formüle en başta Türk kamuoyu karşı çıkacak ve öngörülmeyen riskler belirecek. Öcalan'ı dikkate almak başka, çözümü Öcalan'dan beklemek başkadır. Abdullah Öcalan ne kadar olumlu ve yapıcı bir çözüm formülü söylerse söylesin bu konu istismar edilecek ve yeni problemler doğuracaktır. Getirilecek çözüm Abdullah Öcalan istediği için değil, Kürtler istediği için hayata geçirilmelidir. İnisiyatif Öcalan'da değil, hükümette olmalıdır. Bu yüzden Öcalan çözüm paketini açıklamadan bir an önce siyaset ve hükümet inisiyatif almalı ve tartışma Öcalan'ın değil, siyasetin çözümü üzerinden yürütülmelidir.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun konuyla ilgili "Türkiye kendi iradesiyle çalışmaları yönetir. MGK ve Bakanlar Kurulu var. O zeminlerde yürür. Başka zeminler aramamak gerekir." cevabı sürecin nasıl yönetileceğinin ipuçlarını ortaya koydu. Ancak unutmamak lazım, hükümetin çözüm paketinin gecikmesi süreci kilitleyen bir etki yapabilir. Aslında bu meselelerin çözümünde yöntem belli. Dünyanın bu meseleler karşısında aldığı tavrı biliyoruz. Mesela İngiltere'de eli silahlı IRA ile değil, Sinn Fein'le konuşuldu. Terörle boğuşan ülkelerde çözümün yolu siyasî bir muhatapla açıldı. Türkiye'de bu muhatabın kim olacağı karar alıcıların bileceği bir konu, ancak muhatabın kim olmayacağı belli.
Kürt meselesinin siyasî ve etnik bir boyutu olduğu kadar psikolojik bir yönü de olduğu unutulmamalı. Kürt meselesinin çözümünü asker parantezinden kurtarıp Öcalan'ın eline bırakmak ne kadar akılcı bir siyaset olabilir? Dolayısıyla hükümetin daha hızlı hareket etmesi, eksik veya fazla bir çözüm paketi hazırlaması ve inisiyatifi eline alması gerekiyor..
Hüseyin Yayman - Haber 7
huseyinyayman@gmail.com
huseyinyayman@gmail.com
Not: Bu yazı aynı anda Zaman Yorum sayfasında yayınlanmıştır.
Yorumlar68
-
genç osman
16 yıl önce
Şikayet Et
sn veli danacı. veli danacı abi eline ağzına sağlık..sen merak etme abi bizler görevimizin başında oldukça vallahi bu ülkeyi bölemeyecekler..istemeyen gider..kürt sorunu var diyende,benim hakkım özgürlüğüm yok diyen de gitsin başka yerde arasın özgürlüğü..
Beğen
Cevapla
-
genç osman
16 yıl önce
Şikayet Et
20 yaşında. haa unutmadan şunu da belirteyim..tüm yıldırmalara ve saldırmalara karşı türk askeri her zaman 20 yaşındadır..susuyorsam suskunluğum asaletimdendir.türk gençleri de her zaman 20 yaşındadır..bu ülkede yaşayan adam gibi yaşar,yoksa defolup gider.unutmayın devlet için kişiler önemli değildir.devlet için bir karış toprak önemlidir.ah keşke dağda olanlar,onların yazı ve sözleriyle destekçileride bunun farkında olsalar!!
Beğen
Cevapla
-
genç osman
16 yıl önce
Şikayet Et
ne sorunu?. Pkk şiddeti öylemi Hüseyin YAYMAN...PKK terör örgütü değil yani..terör örgütü bile diyemiyorsnuz ya...sözde kürt sorunu Türkiye'nin 100 yıllık sorunu diyosunuz..100 yıl önce Türkiye kürtlerle beraber vatanını kurtarma derdindydi..ama şimdi??Bu ülke tarihte hiç bu kadar içte ve dışta ihanet görmedi.Türkiye nin demokratiklşmesini kürt sorununa bağlıyorsnuz..ne sorunu ya.belki bunun arkasından da bölünme sorunu gelir.vallahi bu ülkeyi bölemeycekler.Çünkü Muhtaç olduğumu kudret damarlarmızdaki asil kanda mevcut
Beğen
Cevapla
-
Suat Güçlü
16 yıl önce
Şikayet Et
Ekonomiyi düzeltin hepsi düzelir.. Güneydoğuyu Kürdler için ayrı bir devlet yapalım mı diye Türkiyedeki tüm Kürdler arasında bir referndum yapalım ve sonuçlarına katlanalım.Eğer 10 kişide 1,5 kişi istesin ben bileklerimi keserim.Hak istiyorsak,refah istiyorsak bu tüm millet için olmalıdır.
Beğen
Cevapla
-
metin tas
16 yıl önce
Şikayet Et
İSLAMİ BİLGİ YOK. Türkiyedeki kürtlerin yüzde doksanı müslüman ve ülkesine bağlı ayrım istemeyen kesimdir sadece istedikleri ikinci sınıf muamelenin yapılmamasıdır.yazar kardeşimiz yazısında muhatab bölümünde sünni ve şafii kelimesi kullanmış dört mezhep olan maliki,hanbeli,hanefi ve şafii mezheblerinin tamamı da sunni dir. biraz gayret etse islami bilgileri öğrenir.
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle