Açılıma DTP cephesinden bakmak...
- GİRİŞ25.12.2009 11:36
- GÜNCELLEME25.12.2009 11:36
Bir önceki yazıda Güneydoğu’dan açılıma dair genel algıları anlattıktan sonra bugün DTP daha doğrusu BDP cephesindeki havayı ve genel görünümü aktaracağız. Pazar sabahı Diyarbakır Gazi Köşkündeki kır kahvesinde çiseleyen yağmur eşliğinde, coşkun akan Dicle’yi seyredip demli çaylarımızı içerken konuğumuz açılımla ilgili karamsar sözleri aslında tüm olayı özetliyordu. Mekânın ve inceden inceye yağan yağmurun romantikliği karşısında bizlerin sabahın erken saatinde böylesine ciddi bir konuyu konuşmak için bir araya gelmiş olmamız dahi işlerin normal gitmediğinin işareti olsa gerekti.
Türkiye, son altı aydır açılımla yatıp açılımla kalkarken, gündem açılım tartışmalarıyla rehin alınmış durumda. Türkiye dış politikada yaşadığı vites büyütmeyi içerde bir türlü gerçekleştiremiyor. Dış politikada “Düzen koyan, model ülke” Türkiye, bu özgül ağırlığını iç siyasete tahvil edemiyor. İçerdeki tartışmaların bu derece sert yapılması kafalarda ciddi şüpheler doğuruyor.
Devletin içindeki iç iktidar mücadelesi kısa sürede neticelenmez ise bir müddet sonra dış politikada ki açılımlar da durma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilecektir. Ona sebep Türkiye biran önce içerdeki “dağınık, kavgalı ve kaotik” ortamdan çıkmalı ve Kürt meselesinin çözümü noktasında daha hızlı adımlar atmalıdır.
Legal Kürt siyasetinin önde isimlerinden biri olan misafirimiz önce “Kürt Açılımı” daha sonra “Demokratik Açılım” ve en son “Milli Birlik ve Bütünlük” projesi adını alan sürecin geldiği noktayı “örgütlü Kürtlerin tasfiyesi” olarak gördüğünü dile getiriyor. Konuğumuz tasfiye algısının sadece kanaat önderleri ve aydınlar arasında değil halk arasında da yaygın bir görüş olduğunu öne sürüyor. İktidarın, bölgede “güven” vermediğini ve her kafadan yapılan ayrı açıklamaların çelişkili bir durum yarattığını öne sürüyor.
DTP cephesinde en çok kullanılan kelimelerin başında “tasfiye, dışlama, muhataplık, kandırma, oyalama, samimiyet” terimleri geliyor. Bu algı DTP tabanında olduğu gibi muhafazakâr Kürtler arasında da zaman geçtikçe hayli yaygın bir kanaat haline geliyor. Bırakın DTP tabanını, muhafazakâr Kürtler arasında dahi bu kavramların itibar görmesi bir yerlerde sorun olduğunu gösteriyor.
DTP’yi Kim Kapattı?
DTP’nin kapatılması bölgede ve özellikle de DTP tabanında AK Parti’nin azmettirmesi olarak değerlendirilirken, iktidar partisine karşı ciddi bir eleştirinin yapıldığı gözleniyor. Katılırsınız-katılmazsınız DTP tabanı partilerinin Anayasa Mahkemesi tarafından değil, AK Parti tarafından kapattırıldığını düşünüyor. Kararın, “11-
Açılımın, Fırat’ın Doğusundaki algısı ile Batısındaki algısı arasında ciddi bir fark var ve bu fark öyle kolay kapatılacak bir psikolojiye tekabül etmiyor. DTP’lilerin, atılan adımlardan daha çok “cımbızla ayıklanmış sözler ve simgeler üzerinden” bir tevil ve zihin okuma çabası içinde oldukları görülüyor. En makul insanlar dahi gelinen noktayı eleştiriyor ve hızla mesafe alınmasını istiyor.
Kendini devletin ve sistemin sahibi gören “muktedirlerle” kavga etme pahasına Kürt meselesini çözmek isteyen ve devrim sayılacak adımlar atan bir partinin “Kürtler nezdindeki algısı” süreçte bir kısım işlerin doğru gitmediğinin en büyük işareti. AK Parti’nin, açılım tartışmalarıyla Batı’da oylarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırken, Doğu’da da oylarını artıramayacağı gerçeği ortaya çıkıyor.
Uzun zamandır söylediğimiz gibi bölgede PKK’nın propaganda gücü hem iktidarın hem de devletin propaganda gücünden maalesef daha fazla. İktidar nasıl bir açılım yaparsa yapsın bunu yerel aktörler aracılığıyla halkın ayağına gidip doğru biçimde anlatamazsa sürecin başarı şansı bulunmuyor. Sonuç olarak AK Parti’nin sokağa inip ne yapmak istediğini doğru biçimde anlatması gerekiyor.
Örgütlü Kürtler Tasfiye mi ediliyor?
İktidarın bölge siyasetini rafine biçimde anlatamaması en azından kanaat önderlerini ikna edememesi 2011’de kendisine öngörmediği büyük bir bedel ödetebilir. Hükümet dip dalgaları iyi okuyamazsa “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilir”. AK Parti cephesi üzerinde daha sonra uzun uzun duracağız ama kısaca şunu söylemek gerekiyor ki bölgede AK Parti ile ilgili kanaatler hiç de 2007’deki gibi değil.
Ankara’nın yaptığı “Kürtler, DTP’yi, PKK’yı eleştirsin, şiddet son bulsun, sivil siyasetin önü açılsın” açıklamaların bölgede temenniden ibaret bir karşılığı var. DTP tabanında sivil bir dip dalganın işaretleri olsa da son yaşananlarla bu umutlarda başka bahara ertelenmiş oldu. DTP’nin kapatılması ve KCK’ya yapılan operasyonlar PKK’nın elini yeniden güçlendirdi.
Önemli bir sivil toplum örgütünün yöneticisi bölgedeki atmosferi şöyle özetliyor. “AK Parti Kürt meselesinin çözümüyle ilgili dev adımlar atmasına rağmen bugün bu partiye oy verenler PKK’nın “Kürtler tasfiye ediliyor” propagandası karşısında, açık açık AK Partiliyim diyemiyori” dediğini belirterek bölgedeki genel psikolojiye dair önemli saptamalar yapıyor.
DTP’nin kapatılması ve Abdullah Öcalan’ın TBMM’ye dönün emriyle PKK’sız ve Öcalan’sız bir denklemin mümkün olmadığı bir kez daha görüldü. Öcalan, defacto biçimde süreci kontrolü altın alırken, “PKK’sız ve Öcalan’sız bir açılım mümkün mü?” sorularının sorulmasına neden oldu. Bu soruların cevabı bulunmadığı müddetçe, sorun şekil değiştirerek devam edecektir. Unutmamak gerekiyor ki legal hareketlerin engellenmesi ya da bu yönde oluşacak bir algı en çok Öcalan’ın işine yarayacaktır.
Açılımın geldiği noktada iktidar yaptığı hatalarla farkında olmayarak, PKK’yı desteklemeyen sivil Kürtleri de Öcalan’nın yanına itti. Ancak bu noktada hemen belirtelim ki DTP tabanında, Öcalan’ın pazarlığı alttan alma şeklinde bir tutuma girmesinin de endişesi de yaşanmıyor değil. PKK ve DTP önümüzdeki günlerde süreci tamamen Öcalan’a inisiyatifine terk etmenin bedelini ağır biçimde de ödeyebilir.
Sonuç olarak eskilerin ifadesiyle bölgede “şuyuu, vukuundan beter” bir durum var. Yani şayiası, şüphesi, olayın kendisinden ve olmasından daha kötü bir durum var. DTP’liler artık açılımın içinde ne olup olmadığından daha çok artık iktidarın “samimiyetini ve iyi niyetini” görmek istiyor. Görünen o ki “süreç ve beklenti yönetiminin” iyi idare edilmesi gerekiyor. Temel tespitimiz bölgede karamsarlığın ve beklentilerin her geçen gün daha fazla yükseldiği yönünde...
Hüseyin Yayman - Haber 7
huseyinyayman@gmail.com
Bir sonraki yazıda AK Parti cephesinden açılımın geleceğini ve bölgeden görünümünü irdeleyeceğiz...
Yorumlar15
-
mehmet ali
16 yıl önce
Şikayet Et
Hüseyin kolcu kardeşim. bu tespitiniz çok doğru.yıllardır bunu tekrarlayan biri olarak benim gibi düşünenleri gördükçe yalnız değilmişim diye seviniyorum.Ama bunun farkına varmayan o kadar aymaz Türk var ki elleriyle besleyip bu hale getirdiler bu bölücü hainleri.sırtlarında taşıdılar meclise.ne oldu?önce onları sattılar.AKP ye acıyorum bu yüzden aynı tuzağa o da düştü.açılım dedi pişman ettiler ama iş işten geçti.şimdi canavar daha büyük bir lokma istiyor.bakalım sırada ne var?Batıda planlı Kürt işgali var göç değil deyince Bazıları abarttığımı sanıp dalga geçiyor.ama görecekler birkaç yıl sonra.Lakin pişman olmaya vakit bulabilecekler mi acaba? tarih onlara yaptıkları yanlışı düzeltme şansı verecek mi ?bunu göreceğiz.
Beğen
Cevapla
-
hüseyin kolcu
16 yıl önce
Şikayet Et
derin kürt yapılanması.... Ortada derin bir kürt yapılanması var.ve senelerdir var. bunlar amaçları olan büyük kürdistan yolunda en ufak bile sapma göstermeden emin adımlarla yürüyorlar. ve yandaşarının sayısı da zaman geçtikçe artıyor. yani kürtler içinden ayrılıkçı olanların sayısı giderek artıyor. bu yapılanma hangi iktidar olursa olsun hangi şartlar olursa olsun kendi amaçları için kararlarını alıyor ve hedeflerine doğrru gidiyorlar. yani devlet ne yaparsa yapsın bunlar kendi amaçları için he şeyi yapar yapacak..
Beğen
Cevapla
-
şükrü ertaç
16 yıl önce
Şikayet Et
Sevgili Mehmet Altan gazanız mübarek ola,. Sen ve kardeşine bu yolda başarı dilerim hiçbir zaman postal yalayıcı olmadınız belki GN,kurmayın akredite gazetecisi değilsin ama bizim gibi demokrasiye inananların gönlünde tam akreditesin,yolun açık olsun sayın hocam.
Beğen
Cevapla
-
şükrü ertaç
16 yıl önce
Şikayet Et
pkk 90,lı yıllarda silah bıraksaydı,. Hiçbir suça yani cinayete karışmadan kundakdaki masum bebeklere kıymadan günahsız insanların köylerini yakıp yıkmadan siyasi arenada faaliyet gösterseydi bugün belki halkının nelson mandelası olabilirdi bunu birbaşka sitede yazmışlar çok doğru ama şimdi ellerinde otuzbin insanın kanı ile bölünme isterse havasını alır önce o faturayı ödeyecek,öte yandan pkk terör örgütünün kalemi kırılmıştır Abd,yeni dünya düzeninde bu örgüte yer vermiyor yakın bir tarihde tarih olacaklar boşuna hayal kurmasınlar..
Beğen
Cevapla
-
Suat Güçlü
16 yıl önce
Şikayet Et
Galip sayılır bu yolda mağlup.... Türkiyede her olayı tersten pazarlama anlayışı var.öcalan muhatap alınsın diye uğraşan aslında chp.Sayın Başbakan aponun muhatap alınmayacağını defalarca söyledi.dtp ve ya bdp nin de pkk olduğu ortaya çıktı.Bu durumda bunlarıda muhatap almamak gerekir.Zaten hükümetde neticeyi buna getirecektir.Bu suretle pkk lıları yalnızlaştıracaktır. Bundan sonra bdp nin alacağı her oydan Türkiyedeki pkklı sayısını tesbit etmek mümkündür.Bunlarıda vatandaşlarımızın sevmediği aşikar.
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle