İnsan, Edip Cansever'in dediği gibi

  • GİRİŞ02.06.2009 13:54
  • GÜNCELLEME02.06.2009 13:54
KENT KİMLİĞİ –II-

Kent kimliği inşa eden medeniyetler, bir proje yapar gibi kimlik inşa etmediler. Kadim medeniyet mensuplarının “varlık” “kâinat” ve “insan”a ilişkin inançları ve algıları vardı. Tabiatla olan ilişkilerini bu algılar biçimlendiriyordu. Bu sebepten her medeniyet mensubunun inşa ettiği şehir, o medeniyetin değerlerinden izler taşır. Bir kentin, meydanı, çeşmesi, tapınağı, çarşısı ve evleri, içinde yaşayan insanlar gibidir. Edip Cansever’in  “insan yaşadığı yere benzer” sözü, şiir dilini aşarak kent ve insan ayniliğinin anlam kazandığı bir atasözünü andırır.

Bugün içinde yaşadığımız şehirler, Osmanlı devletinin şekillendirdiği şehirlerdir. Her birinin kimliği hakkında bir kanaatimiz vardır. Amasya’nın, Erzurum’un, Trabzon’un, İzmir’in, Bursa’nın, Mardin’in, Saraybosna’nın ve Şam’ın ne anlam ifade ettiğini farklı tahayyüllerle anlamlandırırız.

Osmanlı İmparatorluğunun, yeni bir şehri topraklarına kattığı zamanki tutumuna gelince, imparatorluk, şehrin var olan kimliğine herhangi bir müdahalede bulunmaktan kaçınırdı. Şehrin yeni alanlarına Osmanlı kimliğinin şehir anıtlarını inşa ederdi. Yeni külliyeler,  camiler, çeşmeler, imarethaneler, kervansaraylar, köprüler ve onu takip eden Müslüman mahalleleri…  Belli zaman geçince Müslüman mezarlığı da teşekkül eder ve yaklaşık kırk yıllık bir zaman diliminde bugünkü Osmanlı şehri diyebileceğimiz şehir teşekkül etmiş olurdu. Eski sakinleri dışlamadan yeni katılan milletlerle tarihin en coşkulu şehirleri insanlara ve toplumlara hayat vermeye başlarlardı.

Yüzyılın başında şehirlerle olan ilişkimiz kökünden sarsıntıya uğradı. Bin yıllık zaman diliminde oluşan şehirlerimiz maalesef yağmalanan mekanlara dönüştü. İçine düştüğümüz durumu anlatmak için herkesin kendi şehrine bakması yeterlidir. Yine de bazı örneklere bakmamız çarpıcı olacaktır. Safranbolu ilçesinin ününü duymayan kalmamıştır. Bir defasında Kanadalı ve Japon mimarlarla orada aynı evi paylaşmıştık. Bu kentin mimari özellikleri, dünyanın ilgisini çekmektedir. Gel gör ki, tarihi Safranbolu’nun hemen yanı başına kurulan modern(!) kent tam bir ucubeyi andırıyor. Yeni Safranbolu beton yığınlarından oluşmuş, eskisi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir yerleşim yeri olmuş. Bu haliyle büyük şehirlerin varoşlarına daha çok benziyor.

Yine; İstanbul’un şehir hatları vapur iskelelerinin her birisini alıp müzeye kaldırsanız, tarihi miras olarak sergilenecek kadar güzeldir ve İstanbulludur. Her unsuru bir mimari hazla bezenmiş güzel yapılar; Kanuni dönemine ait de değil, imparatorluğun en sıkıntılı dönemlerinin eserleri. Bir de günümüzde yapılan İDO’nun Yenikapı iskelesine bakalım. Bu işleri yapan mimarlar eski iskeleleri hiç görmüşe benzemiyor. Görebilseydi mutlaka bir çabaları olurdu diye düşünüyorum.

Toplum olarak neleri kaybettiğimizi anlamak için birkaç uygulamaya bakmış olmak yeterli değildir. Problemlerimiz tahmin ettiğimizden daha derin görünüyor. Bir an vatandaşın kötü uygulamalarını görmezden gelebiliriz ama bu toplumun önüne lider olarak çıkan yöneticiler için ne demeli. Şehir hayatına uygulamalar yapan, iyi eğitimli mimarlar, mühendisler ve planlamacılar toplumsal bilinci yeniden inşa etmek için hiçbir anlam ifade etmeyecekler mi?

İhsan AKTAŞ / Haber 7
iaktas@genar.com.tr

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat