Way canına!

  • GİRİŞ04.10.2013 09:44
  • GÜNCELLEME04.10.2013 09:44

Sosyal hayat doğal mecraını bulup orada akan nehir gibidir. İdeolojik hedeflere ulaşmak için tedavüle sokulan yasalar/yasaklamalarla, önüne suni bentler koyup toplumun yönünü değiştirmeye çalışanlara, hidrolojisinin gücü kadar direnir. Bentlerde birikir, birikir, birikir. Çok azı engellerin altından ve içinden sızarak, sağından ve solundan kaçarak ve buharlaşıp üstünden aşarak bu “mühendislik”ten kurtulup yoluna devam eder. Ana kütle yeterli gücü biriktirebilirse barajı yıkar geçer. Ancak yasal direnç kuvvetli ise yeni bir mecra bularak oradan tekrar doğal yatağına doğru yönelir. Bentlerde birikme sırasında toplumsal enerjileri yutan anaforlar, dalgalanmalar, kirlenmeler, yer değiştirmeler sonucu, yeni ama bulanıklaşmış bir kimya (sosyal karışım) oluşur. Bireysel yansımaları ise dramlar, mağduriyetler, kirlenmeler, savruluşlar ve alt-üst oluşlar şeklinde ortaya çıkar.

Demokratikleşme paket(ler)i ile hükümet neredeyse bir asırdır ardı ardına inşa edilen  bentleri, sel baskınlarına, toplumsal yıkım ve patlamalara (kaos) yol açmayacak biçimde ve kontrollü olarak yıkarak kuraklaşmaya yüz tutmuş tabii yatağa doğru, aşama aşama toplumu serbest bırakıyor. Toprakla suyun buluşmasında olduğu gibi elbette bir miktar erozyon yaşanacak, çevrenin yeşillenmesi de biraz zaman alacaktır.

Daha önce devlet yönlendirme tabelalarından ibarettir demiştim. Kaosu önleyecek yönlendirme işaretleri yerine, bireysel ve toplumsal tercihleri yok sayan, akışkanlığı kesecek setler yaparsanız erk olarak her türlü kaosu göze almışsınız demektir.

Özgürlüğün toplumsal faydası her türlü ekonomik faydanın üstündedir. Üstelik özgürlük alanlarının genişletilmesinin kaybedeni de olmaz.

Aslına bakarsanız “reform” diyerek kaldırılanların bir kısmı rahatlıkla resmi yürürlüğü durdurulabilecek kadar sosyal hayatta “ruhu gitmiş cesedi kokmakta” olan yasalardı. Andımız, şapka kanunu, yardım toplamadaki bağlayıcılık ve başörtüsü yasağı sosyolojik arkeolojinin konusu olacak kadar arkaik uygulamalardı. Hepsi de toplumsal taleplerle, kanun yapıcı erk arasındaki kanalların tıkalı olduğu antidemokratik dönemlerin ürünleriydi (Demokratikleşmenin devamı için toplumsal taleplerle kanun yapıcı erk arasındaki kanalların açık ve işler olması şarttır).

Toplumsal tekamül

Değilseniz veya başörtülü yakınınız yoksa, başörtülü olanların kamusal alanlardan ve haklardan özgürce istifade etmesi/etmemesi sizin için hiç bir şey ifade etmeyebilir. Yaşadıkları dramlar sizin için öyküden ileri geçemez. Ama onlar için sizin tahmin ettiğinizden daha çok şey ifade eder.

...

Türkseniz eğer sabahları and'ın okunması sizin ve çocuğunuz için sıradandır. Ama Türkiyeli olup da Türk etnisitesinden olmayan için haftanın beş günü her sabah “Türküm...” demek zorunda bırakılmak en hafifinden “öteki” kavramının altını çizerek çocuk yüreğine tortu gibi oturur. Bazılarının iddia ettiği “Ulusu birleştiren üst kimlik” formunu da aşındırır durur.

...

Bir yardım derneğinin gönüllü emekçisi iseniz, kurban kesenin özgür iradesi ile sizin teşkilatınıza bağışladığı derinin, ayrıcalık tanınan başka bir kurum tarafından, üstelik kanunla “gasp” edilmesi bağışlayanın da bağışı kabul edenin de el koymak zorunda bırakılanın da vicdanını sızlatır. Kurban kesmiyorsanız zaten insanlık dışı bu uygulama algınızın dışında kalır.

...

 Geçmişte bu topraklarda bütün unsurlarıyla Türkiye'nin köklerine kadar sirayet etmiş “Vakıf Medeniyeti” şeklinde tabii bir sosyal yapı teşekkül etmişti. Mor Gabriel Manastırı Vakfı'na ait olan 276 dönümlük arazi de bunun dışında değildir. Günümüzde devlete ve hükümete düşen sorumluluk (Mor Gabriel Manastırı Vakfiyesinden Fatih Sultan Mehmet'in Vakfiyelerine kadar) “Vakfedenlerin vakfiyelerinde belirtilen iradelerini eksiksiz olarak yerine getirmek” ilkesini hayata geçirmektir.

...

-Seçim barajının, % 5'e indirilmesi veya kaldırılmasına dair irade beyanı,

-Devletten %7 oy oranı ile alınan yardım sınırının %3'e indirilmesi,

-Farklı dil ve lehçelerde propaganda serbestliği,

-Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitimin mümkün kılınması,

-Yer isimlerinin iadesi,

-Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu'nun kurulması, nefret suçlarının ve yaşam tarzına müdahalenin Türk Ceza Kanunu kapsamına alınıp 1- 3 yıl arasında cezaya tabi kılınması.

Bunların tamamı ile ilgili sayfalarca yazı yazıp, toplumsal tekamüle de atıf yapan teferruatlı analizler yapabiliriz.

Ama en önemlisi şu cümle; “Artık Türkiye'de, kimlik dayatan, makbul vatandaşı tanımlayan, vatandaşlarının kökeniyle, inancıyla, dünya görüşüyle uğraşan bir devlet yoktur”.

Bu irade çok önemli, üstelik tefsir etmeye gerek bırakmayacak kadar net ve “yeni anayasa”ya ruhunu verecek kadar temel bir ilke.

Gelin de “Way canına!” demeyin.

KISA ve NET MESAJ HATTI:

Artık Türkiye'de, kimlik dayatan, makbul vatandaşı tanımlayan, vatandaşlarının kökeniyle, inancıyla, dünya görüşüyle uğraşan bir devlet yoktur”. Recep Tayyip ERDOĞAN - T.C. Başbakanı

İhsan Toy - Haber 7

İhsantoy@tasam.org

https://twitter.com/caricare1773

Yorumlar1

  • ibrahim ergül 12 yıl önce Şikayet Et
    w latince harfdir. 3 bin yillik latin harfi w oldu onlarin harfi :)
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat