Yaz kardeşim!

  • GİRİŞ26.03.2014 08:35
  • GÜNCELLEME26.03.2014 12:09

Yurt dışından Türkiye'ye bir toplantı için gelen, değer verdiğim bir akademisyen dostumla gündem üzerinden uzunca sohbet ettikten sonra emir kipinde "Yaz kardeşim!" deyince yazmak "vacip" oluyor.

Öyleyse vira bismillah.

Hayatta en pahalı şey tecrübedir. Bakmayın "pahalı" kavramını kullandığıma. Onun ederini tartmaya hiç bir iktisadi ölçü biriminin skalası tek başına yetmez. Zira uzun yıllara yayılmış deneme ve yanılmalardan, dolayısıyla emek, sermaye, zaman, hayat, fedakârlık gibi ödenen ağır bedellerden damıtılarak elde kalan deneyimdir tecrübe.

O yüzden aksakal/âkil kişi/aksaçlı insanların görüşlerine, danışmanlıklarına ve aklına ihtiyaç duyulduğunda kendilerine ödenen ücrete "huzur hakkı veya honorarium" denir. Bu şu anlama gelir "Üstad, sana katkın için ödeyebileceğimiz, deneyiminin karşılığını dengeleyebileceğimiz para birimi yok. Takdim ettiğimiz miktarı alarak bizi onurlandırınız...".

Aramızda Başbakan Tayyip Erdoğan'a ve Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'e devletteki deneyimlerinden ve Türkiye'ye kazandırdıklarından dolayı "huzur hakkı veya honorarium" takdir edebilecek bir babayiğit var mı?

Seçimde matematiğin basit hesabı:

Kritik soru şu: Kafamız karıştı kime oy vereceğiz?

Sıradan insan için (bunun içinde ben de varım) sorunun cevabı oldukça basittir.

Matematiğin ve nesnel düşüncenin dili her türlü manipülasyonun, dezenformasyonun ve kara propagandanın oyununu bozacak kadar sade, basit ve iknâ edicidir. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun siz ülkesini seven bir vatandaşsınız. Bunda şüphe yok.

Goril kadar zeki tilki kadar güçlü bazı "maymun" yazarlarımız var medyada. Kuş gibi yüzmek balina gibi uçmak istiyorlar. O yüzden "iş"ini yapmakta olan "profeşınıl" köşe yazarının, yorumcunun ya da  bazı "medya bezirgânlarının" sesine kulak vermektense gelin matematik ve mantığın, duygulardan arındırılmış nesnelliğine danışalım: Bir muhasebecinin kâr-zarar hesabı gibi kâğıda büyük bir T çizip Başbakanın ve ekibinin bu ülkeye somut olarak kazandırdıklarını sağa, yine elle tutulur gözle görülür kaybettirdiklerini sola yazalım. Söz konusu seçim, yerel seçim olduğu için yaşadığınız şehir ve belediyesi için de bunu tatbik edebilirsiniz. Uzun olan taraf kullanacağımız oyun yönünü belirlerse aldatılmamış oluruz.

Yukarıdaki makro hesaptı.

Şimdi de mikro hesap yapalım; Yeni bir T çizelim. İktidardaki siyasi iradenin hayatınıza, anne - babanıza, çocuklarınıza ve çevrenize dokunarak yaptığı somut pozitip kazanımları sağa ve negatif etkileri ya da kaybettirdiklerini sola yazalım. Bunu yaparken işimize duygularımızı karıştırmayalım. Unutmayın, insan herkesi kandırabilir ama kendini kandıramaz.

Her iki hesapta da kâr ve zarar eşit çıktı ise şimdi duygularınıza müracaat edebilirsiniz.

Benimkini mi soruyorsunuz?

Duygulara gerek bile duymadım.

Örneğin Türkiye'yi, 40 yılda 40.000 vatandaşının hayatına mâl olmuş terör belasından kurtaran bu adamlara kaç can "kurban olur?". Durdurulmasaydı terör, daha kaç bedenin kara toprağın altına gideceğini hesap edebilecek "can ölçer" cihazınız var mı? Mali götürülere girmiyorum bile.

...

Siyasal iletişim stratejilerinin içini onun kadar doldurabilen, bunu yaparken zerre kadar yapmacıklık, sunilik bulaşmayan, seçmeni ile doğrudan teması bu kadar samimi ve başarılı kurabilen, daha da önemlisi bunu kesintisiz sürdürebilen siyasetçiye ender rastlanır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan taraflılık kısıtından çıkılarak tarafsız ve nesnel gözle bakılsa bile (yani nerden bakarsanız bakın) siyasi bir dehadır; Zira Gezi Parkı olayları ve 17 Aralık'la açığa çıkan negatif enerjiyi manivela olarak kullanıp Ak Parti için bir sinerjiye dönüştürebilmiştir. Siyasette nasıl adlandırılır bilmiyorum ama güreşte buna "rakibi, kendi oyunuyla yenmek" denir.

Duydum, biri "muhalefet" dedi.

Türkiye'de muhalefet naylon muhalefettir, kendisini geliştirememiş, derinleştirememiş ve konvansiyonel siyaset anlayışı ile de hep koltuğu ve günü kurtarmanın çabasında olmuştur. Bırakın orta ve uzun vadede gelecek perspektifi ile Türkiye'nin önüne bakmayı, küçük hesaplardan kurtulup kendi önlerini bile görmekten aciz görüntü veriyorlar.

Şu tespiti yapmadan da geçmeyelim; Ak Parti içinde çöreklenmiş bazı "mürayi"lerin muhtemel yolsuzluklarına karşı Türkiye'de etkili çıkış yapabilecek "Gülen hareketi"nden başka güç yoktur. Yine Türkiye'de "Gülen hareketi"nin pervasız paralel devlet yapılanmasıyla ve milli irade gaspı girişimiyle başa çıkabilecek Ak Parti haricinde hiçbir siyasi güç ve irade de yoktur.

Ak Parti ile Gülen hareketi arasında yaşananlar her ne kadar ülkeyi gerse de uzun vadede diğerlerine göre Türkiye'ye en az zararı verecek ‘tartışma'dır; zira asabiyet kaldıracı olmadığı için silahlı çatışmaya evrilerek kartopundan çığa dönüşme potansiyeli neredeyse sıfırdır.

Denilir ki "denizler dalgalanmadan durulmaz". Önümüzde fırtınaların kopacağı üç seçim dalgası var. Umalım da milletin firaseti, Başbakanın dirayeti bu fırtınalı ortamdan ülkeyi en az hasarla çıkarsın. Zira çevresi yangın yerine dönmüş Türkiye'nin tek umudu yine bu ikisi.

KISA MESAJ HATTI:

Yazdım kardeşim, hem de hiç bir kısıtım olmadan yazdım.

İhsan Toy - Haber 7

İhsantoy@tasam.org

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat