Hangi entellektüel?

  • GİRİŞ16.06.2011 08:25
  • GÜNCELLEME16.06.2011 08:25

Sayın okuyucu.

Bugün iki yazı birden veriyorum. Birini “Onlar kamu malı değil!” başlığıyla yazıp arşivimde demlemeye bırakmıştım. Diğerini kaleme almama ise Haşmet Babaoğlu’nun nefis bir yazısı kapı açtı. Sayın Babaoğlu kabul ederse, bu çabayı O’nun “Onlar mı entelektüel?yazısının devamı olarak görün.

Çer çöp vurmuş sahile,
İnci deniz dibinde.
Muhammed İkbal

...

Entellektüel kişi fikir işçisidir.

Fikir; önce tefekkür teşnesinde sancılı bir şekilde doğar, şekillenir, yontulur ve beynin ince işçiliğinden geçer.

Bu durum “altyapı”nın müsait olduğu bir kafa için geçerlidir. “Altyapı”dan kastedilen fikrin ait olduğu disipline dair genel geçer bilgilerin bir süreç kapsamında okunması, alınması ve kişi tarafından içselleştirilmesidir. Ancak, kendi kadim köklerinden beslenebilecek ortam ve koşullardan yoksun bırakılmış zihinler için çok büyük risk vardır.

Hakim paradigmaya dair bilgilerin kişi tarafından öz-örf süzgecinden geçirilip, idrak melekesinde damıtılmadan benimsenmesi, ortaya, şartlanmış, yönlendirilmeye ve yönetilmeye açık, münevver görünümlü kişiliksiz, ilkesiz ve naylon entellektüellerin çıkmasına yol açacaktır. Bu da toplumun yolunu aydınlatması beklenen sözde aydınların sosyal güzergâhta bilerek ya da bilmeyerek karartma yapmalarına sebep olur.

Planlı bir amaca matuf destek gören naylon aydınların, eninde sonunda çakma akil adam gömleği giyip (veya giydirilip) kanaat önderi rolüne soyunacaklarını tahmin etmek pek de güç olmasa gerek.

Söz konusu risk bizi “hangi aydın / münevver / entellektüel / kanaat önderi / akil insan?” sorusuna kadar getirir.

...

Eskiden yüzler gerçek duyguların yansıdığı bir ayna vazifesi görürdü. Şimdilerde, size gülümseyen yüzün daha dikkatle bakınca maske, tebessümünün de gerçek değil sanal olduğunu anlıyorsunuz.

Günümüzde her şey profesyonelleşiyor.

Nezaket ve samimiyet de oyunun kuralı realizme entegre olup “profesyonel samimiyet/nezaket”e tahvil oluyor. Bir endüstri olalıberi takım oyunu futbol bile bireyselleşti. Çoğu futbolcu neticeden çok tiribüne oynar oldu.

...

Yanlış anlamak da bir erdemdir. En azından söyleyeni anlama çabası içerir. Fakat anlamamazlığa yatmak, göre göre görmezden gelmek, bile bile bilmemek ve rol yapmak, ancak bilinçli şekilde karşı tirübünü yok sayıp kendi reytingine oynamaktır.

Temel sorun, entellektüelliğin günümüz Türkiye’sinde “profesyonel bir çaba”ya indirgenmesi, fikir işçiliğinin icra edenler tarafından “entellektüel marka”ya tebdil edilmesidir.

***

Onlar kamu malı değil!

Demokrasi, halkın iradesinin sandıkta tecelli etmesi ucuz bir şey değildir ve olmamalıdır da. Ama bu kadar da pahalıya elde edilmemeli.

Türkiye 12 Haziran’da bir eşikten daha geçti.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan toplam 72 miting gerçekleştirmiş. CHP Genel Başkanı ve Ana Muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 81 ilde miting yapıp 200 ilçeyi de ziyaret etmiş. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise 40 miting yapmış.

Liderlerin mitingler dışında yaptıkları toplantıları, verdikleri röportajları, katıldıkları televizyon programlarını da hesaba katarsak çok meşakkatli bir maraton yaşandı.

Kampanya süresi uzadıkça liderler kendilerini tekrar etmeye, basın aracılığıyla atışarak ve sataşarak istemeden de olsa gerilimi arttırmaya başladılar. Tepede yaşanan yüksek gerilim toplum zeminde çatlaklara sebep oldu.

...

Neticede hepimiz insanız, kamuoyu araştırmalarından bizler bir etkileniyorsak kim bilir liderler ne kadar etkileniyordur? Önlerine gelen anketlerdeki rakamlar mitinglerdeki konuşmalarının “gerilim” dozunu daha da yükseltti. Ötekileştirme dalga dalga tabana yayıldı.

Her lider kendisine ait aynı cümleyi o kadar çok yerde tekrarladı ki, ekran başında dinleyenler liderlerin ağzından dökülecek bir sonraki cümleyi ezberden söyler oldu.

...

Siyaseten yüz yüze temas, seçmen tercihini etkilemek için elbette çok önemli. Ama bu “göz teması”nı ve “el sıkma”yı vekil adayları da yapabilir veya iki seçim arasındaki dört yıla yayılabilir. Zaten bir sonraki seçim çalışmaları bu seçim sonuçları açıklandığında başlamaz mı?

Kampanya süreci yıpratıcı bir süreç. Liderler fiziksel olarak çöküyor. Kiminin sesi kısılıyor, kiminin göz altı torbaları uykusuzluktan şişiyor, kimi hasta olup bir müddet istirahat etmek zorunda kalıyor. Yüksek performans için insanüstü ve takdir edilesi bir gayret gösteriyorlar.

Ama yazık yahu!

Bu önderler artılarıyla eksileriyle  topluma mal olmuş adamlar ama kamunun “malı” değiller. Onlar da etten kemikten insan. Parti başkanlarını o hâlde görünce içim parçalanıyor. Eminim bakıp da görebilen bir çok hassas vatandaşımız benimle aynı görüşü paylaşıyordur.

İki aylık propaganda süreci çok uzun ve Türkiye için lükstür.

Parti liderleri iki aydır kan ter içinde meydan meydan gezdi. Yaptıklarını, projeleri ile yapacaklarını sadece miting meydanlarında değil her türlü kitle iletişim araçları vasıtasıyla gece gündüz anlattılar. Bu uzuuunn ve gerçekten de yorucu propaganda çalışmalarından sonra seçim sonuçlarını iki-üç saat gibi çok kısa bir süre içerisinde alıverdik.

Sonuçları bu kadar kısa sürede alabiliyorsak, propaganda süresini bu kadar uzun tutarak liderlerin, kendimizin, toplumun ve ülkemizin enerjisini niçin toprağa veriyoruz ki?

İşin iktisadi boyutunu bir yana bırakıyorum. Şeçim sath-ı mahline girince bürokrasi yavaşlıyor. Bazı devlet işleri de paralel olarak ağır çekim yürüyor.

Süre uzadıkça millî iradenin tecelli etmesi pahalıya mal oluyor. Şükür ki bu seçimde tabanda çok fazla polisiye olay yaşanmadı.

...

Zaman, zemin ve şartlar değişti, değişiyor ve değişecek...

O hâlde uyum sağlamalı insan. Siyasetçi de zamana, onun teknoloji ile getirdiği değişime ve yeniliklere uyum göstermelidir. ötesinde bu hususta topluma önderlik etmelidir.

Siyaset çözüm üretme sanatı/mesleği ise meselenin hâlledilmesini bu meclisten beklemek hakkımız.

Meselenin hâlli aslında basit; 1961 model seçim kanunumuza bir madde koyup partilerin de kendi aralarında dikte edecekleri bir centilmenlik anlaşmasıyla bu süre iki değil de mesela bir ay gibi makul bir süreye indirilebilir.

...

Seçim geride kaldı. Artık az konuşup çok iş yapma zamanı. Gelin vekillerimizin meclisteki ilk icraatlarından biri bu olsun. Şu, her bakımdan yıpratıcı kampanya süresini sonraki seçimler için bir aya indirelim.

Çünkü liderlerimiz bize lâzım.

İhsan Toy / Haber 7
ihsantoy@tasam.org

www.twitter.com/caricare1773

Yorumlar3

  • caricare 14 yıl önce Şikayet Et
    Tercihen Entellektüel. Yazar Babaoğlu'nun tercihine saygı duyarak "Entelektüel"i kullanmış. Ancak kendisi özellikle "Entellektüel"i kullanmış. İngilizce yazımını esas, orjinal kabul ederek türkçeye aktarma tercihini göz önüne alarak yanlış kabul edilmemesi gereken bir yazım tercihidir. TDK'nınki de bir tercihtir.
    Cevapla
  • omer hattab 14 yıl önce Şikayet Et
    Entellektuel ?. Entelektüel tek "L" ile yazılır.
    Cevapla
  • Abdullah Öz 14 yıl önce Şikayet Et
    Çakma Aydınları çok gördük TV lerde ,orada burada.... Şunları söylediler hep...1- Değişim tepeden başlar...2- Halk cahildir...3-Elitler herşeyi daha iyi bilir,analiz eder,yönetir,yönlendirir...4-Tek Partili Elitist oligarlik dönem model olmalıdır...5-Dini duyguları olan aydın olamaz...6-Dini hisleri olanların işadamlığı,bürokratlığı,askerliği,sanatçılığı,şairliği,yazarlığı,teknisyenliği,yöneticiliği,akedemisyenliği,liderliği,bakanlığı,başbakanlığı,genel kurmaylığı,elçiliği,ataşeliği,öğretmenliği vs.vs. değersizdir,alt kategoridir,güdüktür...Seçim sonuçları, çakma aydınlara ve onların umut bağladığı toplum mühendislerine bir büyük meydan okumadır...Bu meydan okuma, son derece bilinçlidir...TV lerdeki Statüko savunucuları( çakma aydınlar), bu meydan okumayı anlayamıyor ve halkın sadece hizmetlere(sağlık,ulaşım,eğitim vs.)oy verdiğini söylüyorlar...Şairin dediği gibi...Anlamaz,yazısız pulsuz dilekçem...Anlamaz,ruhuma geçmiş bilekçem...
    Cevapla Toplam 4 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat